GÖRENEK BELASI! - ELALEM NE DER?

Görenek; Bir şeyi eskiden beri görüldüğü gibi yapma alışkanlığı, adet, manalarına gelir. İnsan sosyal bir varlık olduğu için çevresiyle etkileşim içinde olmasından daha doğal bir durum yoktur.
 
Fakat bu etkileşim her hareketimize tesir eder hale gelmişse, burada gerçekten bir problem var demektir. Çünkü insan “el alem ne der” diye yaşamaya başlayınca, kendisi olmaktan vazgeçer. Karakteri silinmeye başlar.
 
İşitmişsinizdir; adamın biri bir dükkân açmış, dükkânının tepesine “Burada Taze Balık Satılır” yazan büyük bir tabela asmış. Yanına bir arkadaşı geldi ve dedi ki: 
 
“Tabelada neden 'Burada' yazıyor?”
 
Adam “Burada” kelimesini tabeladan kaldırdı.
 
Sonra başka bir arkadaşı geldi ve dedi ki “Satılır? Tabii ki satılır. Bağış yapmıyorsun, öyle değil mi?” Adam “Satılır” kelimesini de tabeladan kaldırdı.
 
Üçüncüsü geldi ve dedi ki “Taze Balık? Taze olmak zorunda. Bayat balığı senden kim alacak?" Adam “Taze” kelimesini de çıkardı.
 
Dükkân sahibi boynunu eğdi. Tabelada şimdi sadece “Balık” kelimesi vardı ve dördüncü gelerek “Balık”? Bunu çıkartmak ne iyi olur! Zaten bir kilometre öteden kokusunu alabilirsin” dedi.
 
Dükkân sahibi tabeladaki son kelimeyi de sildi.  
 
Beşinci bir adam geldi ve dedi ki “Dükkânın tepesine boş bir tabela asmanın ne anlamı var?” Dükkân sahibi tabelayı çıkarttı.
 
En son altıncı bir adam geldi ve dedi ki “Bu kadar büyük bir dükkân açtın. 'Burada Taze Balık Satılır' yazan bir tabela asamıyor musun?” tekrar başa döndü.
 
Anlaşılması zor meseleleri küçük çocukların akıllarına uygun söylemekte mahir atalarımızın bir sözü vardır: “karga kekliği taklit edeyim demiş; kendi yürüyüşünü unutmuş”. 
 
Şüphesiz, maddi hastalıklarımız olduğu gibi manevi hastalıklarımızda vardır. Birinci tür hastalıkların nihayetinde insan en fazla bu fani dünya hayatından ebedi hayat olan ahirete göç eder.
 
Fakat ikinci tür hastalıklar eğer tedavi edilmez ise insanın ebedi hayatını mahveder. Helakete sürükler. 
 
Bu asrın manen hasta olan insanlarına Kuran eczahanesinden şifalar sunan Risale-i Nur zamanın iki hastalığını şöyle anlatır;
 
"Bedevilikte beşer üç-dört şeye muhtaç oluyordu. O üç-dört hacatını tedarik etmeyen on adedden ancak ikisi idi. Şimdiki garb medeniyet-i zalime-i hazırası sû'-i istimalat ve israfat ve hevesatı tehyic ve havaic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hacatlar hükmüne getirip GÖRENEK ve TİRYAKİLİK cihetiyle şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hacatı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor".(1) 
 
Bu hastalıkların tedavisi aslında üstteki paragrafın içinde saklıdır. Yani bu durumların mefhumu muhalifi ile hareket etmek. Yani İKTİSAT, KANAAT, RIZA, İHLAS, gibi düsturlara riayet etmek, hayata tatbik etmektir ki, işte o zaman İNŞALLAH bu hastalıklar manevi bünyemize zarar veremeyeceklerdir.
 
“İnsan dört zorlayıcının/cebrin etkisindedir; bu dört zorlayıcı gücün etkisinden özünü kurtarınca özde insan olabilir ve gerçek anlamı ile insan olmak bu dört zindandan kurtularak özgürlüğün elde edilmesine bağlıdır. ‘Sosyolojizm’ zindanından (toplumsal düzen zindanından) da bireyler, yine bilim ile kurtulabilir ve kendi toplumsal düzenlerinin kurucusu olabilirler." (2)
 
İnsan “el-alem” ne der kaygısı ile değil “ALLAH ne der” diyerek hayatını tanzim etmesi kulluğun özünde yatan bir manadır. Zaten gerçek manada özgürlük de budur.
Selam ve dua ile…
----
1- Said Nursi, Hutbe-i Şamiye
2- Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı (35-57) 
Yazar: 

Yorumlar

(X)
Kapat
-->