MÜNKER

“Sizden herhangi biriniz bir köِtülük göِrdüğünde onu eliyle değiştirsin. 
Eğer buna güç yetiremezse diliyle değiştirsin. 
Buna da güç yetiremezse kalbiyle (buğz etsin). Bu ise imanın en zayıf mertebesidir.”(1)
 
Bazı İslam alimleri bu hadisi izah ederken, el ile düzeltmek devletin, dil ile düzeltmek ulemanın, kalben buğz etmek de avamın görevi olduğunu belirtmişlerdir.
 
Ümmetin fesada düştüğü, günahların yaygınlaşıp etrafımızı çepeçevre sardığı ve dahası İmanı kalpte tutmanın kor ateşi elde tutmaktan daha zor olduğu günümüzde biz Müslümanların günün her vaktinde Müslümanca bir duruş sergileme mükellefiyeti vardır. Yani, günahlar veya zulümler karşısında kalben buğzetme mesabesinde de olsa bir tavır ortaya koymalıyız.
 
Bugün İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdan (zulümler-açlık-sefalet-savaşlar) etkilenmemiz mümkün değildir. Fiilen bir şey yapamamanın verdiği eziklik de içimizi acıtmaktadır. “Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki” (2) ayeti mucibince Rabbimizin kıymet verdiği zümreye dahil olabilmek için en büyük silahımız duaya sarılıp, Zalimleri Kahharı Zülcelale havale ederek en azından kalben buğzetmeli, o fiillerden razı değiliz ya rabbi diyebilmeliyiz.
 
Son günlerde sosyal medyada yer alan boykot haberleri de bu tavrın en açık bir göstergesidir. Mesuliyet dairemiz kendimizden başlayarak bu hassasiyeti ailemize ve çevremize nakletmek de mutlaka güzel bir davranış olacaktır.
 
Münker kavramının zulüm tarafı böyleyken, bir de en üst seviyesi Allahı inkar etmek olan ve İman zafiyetinin neticesinde manevi hastalıklar dediğimiz günahlara karşı da aynı duruşu sergilemeli değil miyiz?
 
Yani kendi işlediğimiz ve ya etrafımızda işlenen günahlara karşı nasıl bir tavrımız olmaktadır?
 
Dahası yakınlarımızın ve çevremizdeki insanların İman zafiyetinden doğan ve inkara kadara giden hallerinden razı mıyız?
 
Fiiline veya kalen yapacağımız bir şeyler var mı?
 
Böyle bir derdimiz var mı?
 
Daha doğrusu böyle bir derdimiz olmalı değil mi?
 
“İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak” emrini kendimizden başlayarak yakın ve uzak çevremize uygulamak ve uygulatmanın bilincinde olmalı değil miyiz?  
 
Zamanın Bedii’i bu derdini şöyle ifade ediyor: "Bana 'Sen şuna buna niçin sataştın?' diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müdhiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeğe, imanımı kurtarmağa koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müdhiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler! Dar görüşler!" (3)
 
Netice-i kelam; Nasıl ki, Dünyanın dört bir yanında zulümlerde savaşlarda vefat edenlere, şehid olanlara ve geride kalanlara dua ederek, zalimleri boykot ederek  kardeşlerimizin yanında olduğumuzu gösterdiğimiz gibi, şahsımızda ve çevremizde ebedi hayatımızı tehlikeye atan ve şüpheyle başlayıp inkara kadar giden iman zafiyetini ve günahları da boykot etmeliyiz.
 
Allah (c.c) Ramazan-ı Şerif hürmetine Tüm Mü’min kardeşlerimizin yardımcısı olsun, Zalimler topluluğuna fırsat vermesin, bizleri de maddi ve manevi hastalıklardan muhafaza eylesin. Amin.
 
1- (Müslim, İman, 78; Tirmizi, Fiten, 11; Nesai, İman, 17; İbn-i Mâce, Fiten, 20)
2- Furkan Suresi 77. Ayet.
3- Tarihçei hayat/Tahliller 629
Yazar: 

Yorumlar

(X)
Kapat
-->