Yavuz Bahadıroğlu

 

Sitedeki Yazıları

"MUTLULUK SAATİ" VAR MI?
Mutluluk elin yetişebileceği çiçeklerden bir demet yapmak sanatıdır. BobGoddeard
Osmanlı Padişahları Dikdatör müydü?
ÇOCUKLARIMIZA OSMANLI hükümdarlarını "diktatör" olarak tanıtmışız. Ders kitaplarında onlardan bahsederken çok kere "Asarlar, keserler!" demişiz. "Yakarlar, yıkarlar, üstelik kimseye de hesap vermezler" diye notlar düşmüşüz.
Kurabiye Hırsızı Ya da Doğrularımız
Elektronik postamdan yazarını bilmediğim bir hikâye ı çıktı. İçinde, bence birkaç kitaplık ders vardı. O kadar beğendim ki, sizinle de paylaşmak istedim.
"Adam Gibi Adam" Yetiştirmek
ÇOCUKLARIMIZDAN SIK SIK YAKINIRIZ. Ama çocuklarımızı nasıl yetiştirmemiz gerektiği konusunu fazla tartışmayız. Türkiye hemen hiçbir alanda "cevher insan" yetiştiremiyor.
Mutluluk Zor Değil Ama İstemek Lazım!
Mutluluktan herkes söz eder, ama onun ne olduğunu kimse bilmez. Madame Roland
Osmanlı Sofrası ve Sofra Âdabı
ALIŞAN EFENDİMİZ, "Yemeklerinizi ailenizle bir-^J\ lıkte yiyin, toplu yemekte bereket vardır" buyuruyor; ama hayat şartlan, aile bireylerinin bir araya gelmesine fazla izin vermiyor. Sonuçta, "aile" kavramı giderek zayıflıyor, çözülüyor, çöküyor.
Tembel Nefsim
Resul-i Âlişan Efendimiz sık sık nefsinden yakınır, nefisle mücadeleyi "büyük cihad" sayar ve "Bir an bile beni bana bırakma Allah'ım" diye dua eder...
Muhabbet Geleneğini İhya Hasreti
SEVGİ BİLGİ KATILMIŞ SOHBETE "muhabbet" derler. Osmanlı ceddimizin, sevgi, bilgi, şefkat, dostluk, paylaşım gibi, bugün çoğunu unuttuğumuz kavramlardan oluşan bir "muhabbet" geleneği vardı.
Beşikten Mezara Kadar Sanat
SANAT SİLAHTAN ÇOK DAHA ÖNEMLİDİR "İmha" yerine "inşa" eder ve son derece kalıcı sonuçlar verir. Buna rağmen acaba neden Osmanlılarda roman ve heykel yoktur?
Bir Fatih Nasıl Yetişir?
BAKMAYIN BUGÜNÜMÜZÜN insan kaynakları açısından çorak gibi görünmesine... Bu millet, geçmişte, insanlık tarihinde varlığını ölümünden sonra da devam ettirebilmiş, hayatıyla ve eserleriyle arkasında "hoş bir sadâ" bırakabilmiş pek çok "büyük insan" yetiştirdi.
Mükemmel Bir Baba ve Fatihleşen Bir Evlat
FATİH'İN BABASI SULTAN II. MURAD hakkında, yerli tarihçilerle birlikte, yabancı tarihçilerin de verdiği ortak hüküm şudur:
Fatih'i Yetiştiren Çevre
BİR TARAFTAN "İNSAN YETİŞMİYOR" diye ağlarken, bir taraftan da Fatihler yetiştirmiş bir milletin torunları olduğumuzu hatırlamamız lâzım. Acaba onlar nasıl yetişti?
Fatih'in Hocaları
“FATİH'İN HOCALARI" DERKEN, beşikten mezara uzanan ilim, takva ve terbiye zincirinin halkalarını bütün olarak düşünmek lâzımdır.
Modern Aile
Geleneksel aile yapımız iki eksene oturmuştu: Yaşlılar ve çocuklar... Toplumda hem yaşlıların, hem de çocukların önceliği vardı... Çocukların önceliği sevgi merkezli, yaşlılarınki saygı merkezliydi... Geleneksel değerlerimizden kopuş süreci içinde çocuk ve yaşlı eksenli aile yapısından da koptuk... Televizyon eksenli, para merkezli bir aile yapısına geldik!
Çanakkale Savaşı
Birinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyordu. Daha ne olduğunu anlayamadan kendimizi savaşın içinde bulmuştuk. "İtilâf Devletleri" adıyla anılan düşmanlarımız İngiltere, Fransa, Rusya, Yunanistan ve İtalya gizlice anlaşmışlar, vatanımızı aralarında bölüşmüşlerdi.
Çanakkale Zaferinin Anlamı
Etrafında ihtilafsız ittifak edebileceğimiz ortak değerleri öne çıkarmalıyız. Tarih ortak değerlerimizden biridir. Özellikle Çanakkale Zaferi, yakın tarih içindeki yeri bakımından son derece anlamlıdır.
Bir Destandır Çanakkale
Saf, tertemiz bir Anadolu çocuğuydu. "Düşman Çanakkale'ye dayandı." denildiğinde silâha sarılmış, orduya yazılmıştı. Diğerleri gibi onu da cepheye gönderdiler. Bir binbaşının emrine verdiler.
Zafer Sofrasına Düşen Top Mermisi
Çanakkale'ye yığılan düşman savaş gemilerine günlerce kan kusturan batarya... Kahraman topçularımız, bu bataryadan toplarını ateşliyor, koca İngiliz zırhlılarını, Fransız torpidolarını denizin dibine gönderiyorlardı.
Çanakkale İçinde Vurdular, Beni!..
Kara zırhlılar Çanakkale Boğazının billur sularını kirletiyordu. Kiminin adı Queen Elizabeth, kiminin Sufren, kiminin Bouvet, kiminin Gauliose, kiminin Charlemagne, kiminin Irresistible idi. Gönderlerinde ayrı milletlerin bayrakları dalgalanıyordu.
SULTANHİSAR DESTANI
Çanakkale sırtlarında "Çanakkale geçilmez!" sözünü ebedîleştirirken denizlerde de destanlar yazıyorduk. 1915 yılının 27 Nisan günüydü. Marmara Denizi nazlı parıltılarla oynaşıyordu. Doksan yedi tonluk Sultanhisar Torpidosu, Yüzbaşı Rıza Bey komutasında İstanbul'a dönüyordu.
Dünya hâli-dünya malı
"Dünya kendini ucuza satmıyor" der, Bediüzzaman... Çok doğru... Zira bir gram dünya satın almak, ya da fani dünyanın bir parçasına sahip olmak için çoğumuz gecemizi gündüzümüze katıyoruz... Ölesiye çalışıyoruz, çırpınıyoruz...
Haram Yiyen Haramî Olur
TARİHÇİ ÂŞIK PAŞAZADE anlatıyor: Sultan II. Murad'a, artan savaş masraflarını karşılamak üzere, acil para lâzım olmuş. Çandarlı Halil Paşa'yı huzuruna çağırtmış. Varlıklı büyük bir aileden gelen Çandarlı'nm elinde büyükçe bir meblâğ olduğunu biliyormuş. Borç istemiş:
Krallar da ölür
1998'in sonunda Ürdün Kralı Hüseyin çaresiz bir hastalığa müptelâ idi. Doktorlara göre, Kral, son günlerini yaşıyordu. Gazeteler, Kral Hüseyin'in sağlıklı günlerinde çekilmiş eski fotoğraflarıyla hasta iken çekilmiş son fotoğrafını yan yana yayınlıyorlardı. İtiraf edeyim, ürpermiştim: Nerede Kralın eski hâli, nerede hastalıklı hâli? Koca kral erimiş, bitmiş tükenmişti...
İbret Aynasında Zaman
AHMETLİ CEVDET PAŞA tarihten ne anladığını şöyle ifade eder: "Tarih bilmeyen diplomat, pusuladan anlamayan kaptana benzer. Her iki hâlde de karaya oturmak tehlikesi yüksektir."
Aşk Ayıp, Sevgi Zaaf Değil...
Sevgi çağlar üstü, asırlar ötesi bir duygu: Dün de vardı, bugün de var. Hayatımızın bir yerlerinde şu veya bu isimle daima varlığını sürdürdü.
Yürekler Tutuşmadan Denizler Tutuşmaz
Bazen bunalırsınız. Çözümsüz problemlere yüreğiniz dolaşır; hiç kurtulamayacağınızı, çözümsüzlükte yitip gideceğinizi düşünür; karamsarlığa düşersiniz...
HEY GİDİ GÜNLER HEY!
Hiç özlenmez mi O GÜNLER? Faziletliydik... Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi de küçümsemezdik. Dürüsttük... Bir zamanlar Londra Ticaret Odası’nın en görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıydı: “Türklerle alışveriş et, yanılmazsın!”
Moda Mutluluğu Engeller mi?
Bir zamanlar gazeteleri tararken "Tesettür defilesi" başlıklı bir habere çarpılmıştım. "Tesettür üniversiteye girememiş, ama demek ki moda dünyasına girmiş" diye düşünmekle birlikte, "tesettür" ve "moda" kavramlarını bir türlü yan yana getiremedim. Çünkü "tesettür" değişmeyen kuralların ürünü, "moda" ise sürekli değişimin adı... "Tesettür" dünyacı olmayan bir yapının habercisi, "moda" ise tümüyle dünyacı... "Kefen modası" demek kadar da acı! Sahi neden olmasın?
Televizyon Ve Aile Hayatımız
Zaman zaman anne, babalardan, zaman zaman da gençlerden aldığım mektuplarla telefonların ortak özelliği çarpıcı: İki taraf da huzursuzluktan söz ediyor... Gerçi gençler aile baskısından, anlayışsızlıktan, yaşlılar ise gençlerin uçarılığından, sorumsuzluğundan, dersleri ve okulu asmasından yakınmada, ama iki tarafın buluştuğu nokta aynı: Huzursuzluk. Aile huzurumuz kalmadı demeye getiriyorlar.
Komşu komşu huu!
Bir apartman dairesinde yedi ay önce ölen bir ailenin cesetleri bulunmuş... Gazetelerde haberi okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Bu ne ilgisizlik! Bir apartman dairesinde tüm aile ölüyor ama diğer apartman sakinlerinin ruhu bile duymuyor.