Modern zamanların son düzlüğü - Necati Kağan Çetin

Mar 13, 2019

 
Modern zamanların son düzlüğü
Necati Kağan Çetin
 
 
 
“Karanlıkta el yordamıyla yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.”
Zygmunt Bauman – Akışkan Modernite
 
 
 
Serbest piyasa iyi de…
Vahşi rekabet yorucu…
Postmodern neoliberal geç kapitalizm krizde,
Karşılıksız iyilik her daim geçerli.
Anlamsızlık, anlam kaybı, anlam krizi her yerde…
Anlam peşinde koşanlar azınlıkta.
Üretim, yatırım, istihdam…
Koşmak, yorulmak, el emeği…
Alınteri, göznuru çok güzel.
Faiz, döviz, borsa, ekonominin dışında,
Ekonominin çoooook uzağında.
Kredi kartı, bonus nireeee, ekonomi nireeee?
Din mücerret, maneviyat soyut, öteler engin…
Ahiret hiç şüphesiz,
Dünyayla kıyas edilemeyecek kadar güzel.
Esma-i hüsna zengin.
Bir de unutmadan…
Din mücerret, maneviyat soyut dedik ama…
Atomlardan galaksilere…
Somut, gözle görünen dakik bir nizam,
Bir intizam var ortada.
Bu dakik intizamı bir yaratan-yaşatan olmalı,
Olmak zorunda.
Diğer tarafta…
Seküler düşünce katı, seküler düşünce dar.
Bu dünyayla sınırlı seküler düşünce.
Sınırlı işte, ötesi yok.
Seküler kafeler tıklım tıklım…
Tüketim çılgınlığı yıpratıcı.
Tükenmişlik sendromu hemen arkasında.
Yalnızlaşma, yabancılaşma sonra…
Kendine, aileye, içinde yaşadığı topluma,
Kendi medeniyetine yabancılaşma.
Ne hazin…
İnsana, hayata, kainata…
Allah’a yabancılaşma. En acıklısı.
Stadyumlar hıncahınç dolu…
Sağ sol penaltı gol…
Oynatalım reji…
Oynatmaya az kaldı güzel abim,
Az kaldı.
Metropollerde dev gökdelenler…
Trafik adım adım ilerliyor…
Milyonlarca otomobil…
Milyonlarca demir kutular caddelerde dizili…
Yaşamak bu mu?
Korna sesleri… Gürültü kirliliği…
Görüntü kirliliği, ışık kirliliği, çevre kirliliği…
Yaşamak bu mu?
İnsanlar üç ekranın esareti altında:
Televizyon, akıllı telefon, bilgisayar ekranları.
O üç saçma yarışma programı bütün kanallarda,
7/24 dönüyor…
Ekranların karşısındaki insanlarda,
Toplu hipnoz seansı var adeta…
O üç saçma yarışma programı,
İstisnasız herkese hükmediyor.
Çatışma teorileri dünyayı kasıp kavurmakta.
Şimdilik:
Endüstri 4.0 galip…
Endüstri 4, insanlık sıfır…
Muhabbet sıfır, merhamet sıfır…
Bu filmin sonunda doğal seleksiyon galip gelir mi?
Güçlüler ayakta kalır da zayıflar elenir mi?
İnsan insanın kurdu mu yoksa yurdu mu?
Bekleyip göreceğiz.
Kredi kartı, bonus bombardımanı altındayız güzel abim…
Ego, kariyer, ölümüne başarı motivasyonu…
Ayarlarımızı bozmak üzere…
Lütfen alıcılarınızın ayarlarıyla oynamayın, oynatmayın.
Ne diyorduk biz bu meseleye tam olarak?
Dünyaya kazık çakmaya çalışmak.
Hah, işte bu.
Tamam da…
İyi güzel de…
Hani tevekkül, nerede teslimiyet?
Gurme, gastronomi kelimeleri zirve yapmış.
Açlık duygusu midelerden kat kat büyük.
Kat kat büyük.
Bereket, kanaat mumla aranır olmuş.
Herkese laf yetiştirmeye çalışanlara ne demeli?
Horoz dövüşleri, kibirler, gösteriş budalalıkları…
Politik gevezelikler, politika saplantılı hakaretler…
En az iki yüz yıllık kariyer planlamaları…
Gürültücü egolar bangır bangır….
Diller pabuç kadar…
Oysa…
İki adım sonrası kabir.
Sayın yolcularımız…
Lütfen egolarımızı sessize alalım…
Kırmayalım, kırılmayalım…
Bu arada,
Radyoda nihavent saz semaisi…
Ud, kanun ve tambur…
Tam bir ahenk içinde…
Hemen soralım:
Nerede hüsnüniyet,
Neredesin hüsnünazar?
Aklıselim, fikriselim, kalbiselim…
Zevkiselim nerede?
Tilâvet-i Kur’ân vardı bir zamanlar…
Billûr sesli müezzinler ezan-ı Muhammedî okurlardı…
Camilerin şadırvanlarından su sesleri gelirdi yalnızca…
Şadırvanlarda güvercinler kanat çırpardı hani…
Mü’minler mütevekkildi.
İman-ı kâmil, insan-ı kâmil, hüsn-ü hâtime vardı…
Salât-ı Ümmiyelerimiz, Segâh Tekbirlerimiz vardı bizim…
Bütün bunların sonunda…
Keşke…
Hüsnüakibet olsa…
 
KAYNAK: bizimsemaver.com