Bir akide şekeri alır mısınız?

Mar 9, 2019

Bir akide şekeri alır mısınız?
Menekşe Özkaya
 
 
Tadı damağımızdan gitmeyen  ya bir süslü mendil içinde ya bir kese kağıdında yahut bir özel kasede ikram edilen bu özel tadın mutfaktaki yolculuğundan da bahsetsek fena olmaz herhalde.
 
 
Akide şekeri birçoğumuzu çocukluğumuza  yolculuğa çıkaran rengarenk bir dünya değil midir… Geçen gün Üsküdar’da uğradığım bir şekerci dükkanından nasıl oldu da kaybolmadan çıktım bilmiyorum.
 
Tadı damağımızdan gitmeyen  ya bir süslü mendil içinde ya bir kese kağıdında yahut bir özel kasede ikram edilen bu özel tadın mutfaktaki yolculuğundan da bahsetsek fena olmaz herhalde. Tercihen bakır kazanlar içinde suyla birlikte toz şekerinin kaynayıp içindeki suyun uçmasıyla pişirme başlıyor. Ardından içine bal, kuru yemiş, meyve parçacıkları gibi kişinin isteğine göre malzemeler ekleniyor ve soğumaya bırakılıyor. Soğumaya başlayan şeker macununa çubuk biçiminde şekil verilip macun, küçük parçalara ayrılıyor. Ve sonra sunuma hazır  hale geliyor. 
 
Akide şekerinin tarihine doğru bir yolculuk yaparsak, biraz eskilere Osmanlı İmparatorluğu zamanına doğru gitmemiz gerekiyor. Akide sözcüğü “bağlılık, sözleşme, bağlanma, birbirinden ayrılmama” anlamı taşıyor. Aslında akide şekerinin sert yapısı göz önünde bulundurulduğunda bu isim oldukça anlamlı. 
 
Akide şekerinin ilk üretimiyle ilgili olarak farklı hikayelerden söz ediliyor. 
 
İlk hikaye, padişahın verdiği maaşlardan memnun kalan yeniçeriler akideyi kazanlarda kaynatıp padişaha ikram ederlerdi. Her bir çeşit şeker yeniçerilerin memnuniyetini anlatıyordu. 
 
Şöyle ki: 
 
Tahta çıkan yeni Padişah Yeniçeri Ağası’nın elinden bir şeker tası alırdı. Bu şeker bizzat yeniçeri ocağında yapılır ve yeniçeri ağası tarafından bizzat padişaha sunulurdu. Padişah şeker tasını,  iki şekilde alırdı. Önce şeker tası tartılır, eğer 400 gramsa padişah isterse eliyle alıp yer, isterse de yanında bulunan çeşnicibaşına verir önce o yer sonra kendisi yerdi… Bunun manası şuydu: Eğer şeker 400 gram gelirse yeniçeri yeni tahta çıkacak olan padişaha güveniyor” demekti. Bunun üzerine padişahta bu şekeri “ben de size güveniyorum” manasına eliyle alıp yerdi. Ya da ben de size tam tersi “güvenmiyorum, güvenim eksik” manasını demek istiyorsa onu alır çeşnicibaşına tattırır sonra yerdi. Eğer tas içerisinde getirilen şeker 400 gramdan az ise, bu seferde yeniçeri yani ordu “biz yeni padişaha güvenmiyoruz” demekti. Bu durumda ise padişahın yapması gereken iki hareket vardı. Ya “ben size güveniyorum” ama diyecek şekeri kendi eliyle alıp yiyecek ya da “bende size güvenmiyorum” diyerek çeşnicibaşına havale edecekti. İşte bu işleme akitleşme denir, şekere de akide şekeri, denirdi.
 
Diğer hikaye ise ulufe günü yeniçerilere maaşları dağıtıp sarayda yemek verilmesiyle başlayan eski bir gelenekti. Osmanlı sadrazamı ve divan-ı hümayun üyeleri asker yemeklerini tadardı. Daha sonra tabaklar içinde onlara şeker ikram edilirdi. Askerlerin sultana bağlılığı böylece ispat edilmiş oluyordu. Tören sonrasında fetih sûresi okunurdu. Bundan ötürü akide şekeri halkın huzur ve refahının simgelerinden biri haline getirildi.
 
Ne diyelim siz de en yakın akide şekercisinden bir kese kağıdı akide şekeri alın hem kendinize hem de dostlarınıza ikram edin de ağzınız tadlansın, neşeniz bol olsun efendim…
 
KAYNAK: kulturdunyasi.com