Bir Çiklet Hikâyesi...

Jul 5, 2010

"Bakkal efendi, çiklet kaç para?"

 

"150 lira bey amca"

 

"Bu ne pahalılık; tabii devlet fiyatlara müdahale et­mezse böyle olur."

 

"Aman beyim, devletin işi gücü yok da, çiklet fiya­tıyla mı uğraşacak?"

 

"Ne demek? Tabii ki uğraşacak; hatta çiklet vatan­daşa pahalı geliyorsa, devlet kendi çiklet imal edip satmalı."

 

"O zaman daha iyi mi olur?"

 

"Tabii daha iyi olur. Benim çocukluğumda pederin memuriyette bulunduğu kazanın kaymakamı, çengel sakızını odacılar eli ile sattırırdı''

 

"Aman ne iyi. Herhal siz de pek memnundunuz bu duruma."

 

"Bir iki aksama dışında çok memnunduk. Canım pek öyle önemli şeyler değildi. Meselâ sakızı ancak mesai saatleri dışında alabiliyorduk. Ama daha önce mahalle muhtarından, 12 yaşından küçük ve 2 yaşın­dan büyük olduğumuza dair kâğıt tedârik etmemiz lâzım geliyordu."

 

"O neden?"

 

"Kaymakam bey ancak o yaşlar arasındaki çocuk­ların sakız çiğneme hakkı olduğuna karar vermişti de. Ama o kâğıdın başka bir faydası daha vardı. Muhtar üzerine müracaat sırasını yazdığından, odacılardan ayrıca sıra numarası almaya gerek kalmıyordu."

 

"Ne! Sıra numarası mı alıyordunuz?"

 

"Ne demek; tabii sıra numarasıyla alıyorduk. Sen koskoca kaymakamlığın odacısını bakkal mı zannet­tin ki, herkes öyle elini kolunu sallaya sallaya gidip sakız alacak. Hem o kâğıdın üzerine sıra numarasıyla beraber pederimizin kaç çiklet almamıza müsaade et­tiği de yazıldığından işimiz çok kolay oluyordu."

 

"O müsaade ne diye?"

 

"Bu müsaadeye kaymakam bey çok ehemmiyet ve­rirdi. Malum ya, bir şikâyet üzerine mesuliyet altına girmek istemiyordu. Yalnız bu müsaade keyfiyetinin müşkül bir tarafı da vardı doğrusu."

 

"Ne gibi?"

 

"Muhtarlar söz birliği etmiş gibi öyle kuru kuruya müsaade yazısını kabul etmiyor, noterden tasdikli müsaade beyânı talep ediyorlardı. Fakat onu da ko­layca hallettik."

 

"Nasıl?"

"Mahkemeden, babaların iki şahit huzurunda muhtara verdikleri beyânın kâfî olacağına dâir bir ka­rar aldırdık."

 

"Neyse o meseleyi de halletmişsiniz. Şimdi sakızı afiyetle çiğneyin."

 

"Ne gezer? Kısa bir müddet sonra kaymakam beye suiistimal ihbarları yapılınca, sakız parasını odacılara vermeyip resmî vezneye yatırarak makbuz almamız gerekti.

 

"Çok şükür bu meseleyi de halletmişsiniz."

 

"Halletmesine hallettik de, makbuza yapıştırılacak pul hakkında ufak bir ihtilâf çıktı."

 

"Ne gibi?"

 

"Bizler pul mükellefiyetinin mal müdürlüğüne âit olduğunu iddia ederken, mal müdürlüğü mükellefi­yetin bize âit olduğunu ileri sürüyordu. Neyse uzat­mayalım, pul parasını da bizler üstlendik ve mesele böylece kapandı."

 

"Oh ne iyi."

 

"Yok pek öyle değil. Biz bunlarla uğraşırken hıfzı­sıhha müdürlüğüne bir şikâyet vâkî olmuş. Mütehas­sısların gelip sakızın çocuk sıhhatine mugayir olmadı­ğına dâir rapor vermelerine kadar beklemek zorunda kaldık."

 

"Herhalde rapor verildikten sonra, sakızlarınızı ra­hat rahat satın alıp, afiyetle çiğnemeye başladınız."

 

"Maalesef o dediğin olmadı. Rapor menfî çıktı. Bu­nun üzerine sakız müstahsilleri bir birlik kurup mese­leyi bakanlığa aksettirdiler. Orası da bir hâl yolu bula mayınca, mevzuu hükümete götürdük. Hükümet bir kararname neşrederek devlet dâirelerinde sakız satıl­masını muayyen esaslara bağladı. Arkadan çeşitli ve­kâletler bu kararnameye müstenit olarak kendilerini alâkadar eden teferruat ile münâsebetli 58 ek karar ve 102 tebliğ neşrettiler.

 

Böylece sakız meselesi, devletin vatandaşı yakın­dan alâkadar eden bir mevzuu nasıl ciddîye aldığını nesillere ispat edecek bir numune hâline geldi. Şimdi nerede o mesuliyet hissi? Önüne gelen çiklet îmâl edip ne idüğü belirsiz adamlara sattırıyor.

Kusura bakma seni kastetmiyorum ama, vaziyet maalesef böyle. Tabii çiklet satma ruhsatın da yok değil mi?"

 

"Çiklet satmak için de ruhsat mı olur beyim?"

 

"Olmazsa işte böyle bir çiklet almak için saatlerce çene çalarız. Devlet her şeyi bir esasa bağlamalıdır. Al şu 150 lirayı da, çikleti torbaya atıver."

 

"Güle güle beyim güle güle! Devletle Devletle!."