Topkapı Sarayı'nın Dili

Nov 23, 2009

"Bu ocağın dudu dâim sümbül izhâr eylesin
Sahibine Hazret-i Hak nârı gülzâr eylesin"


(Bu ocağın dumanı dâim olsun, semaya yükselirken sümbül resimleri çizsin. Allah, cehennem ateşini sahibi için gül bahçesine çevirsin.)


Zamana direnen mekânların anlatmak istediği neydi? Her akşam serin servilere tutunup 'hû hû' çeken güvercinlerle içimize çöken hüzün neydi? Hangi sırrı taşımaktan yorgun düşmüştü ince minare? Ne zaman yabancı düşmüştük kubbelere asılı kalmış kandillere? Ne oymasını, ne sedef kakmasını çözemediğim ahşap kapı, hangi âleme açılmak için beklerdi?


Kaç zaman olmuştu bu sebilin suyundan âşıklar içmeyeli? Kaybedilen neydi, neydi bizden aldıkları? Tarihimiz, edebiyatımız, kubbelerimiz, ateşte açan çiçeklerimiz, ezanlarımız, hicâbımız, sancağımız, saraylarımız, kitabelerimiz, çeşmelerimiz, türbelerimiz, mezar taşlarımız, divanlarımız, nakışlarımız, gazellerimiz, mesnevîlerimiz, Leylâlarımız, Mecnunlarımız şimdi neden birer yabancıydı hayatımızda?


Medeniyetimizin dilini çalanlar, her şeyimizi çaldıklarının farkındaydılar aslında. Bunları tamamen geri kazanmak, yeniden bir medeniyet çilesi çekmeye bağlıydı. En kolayı, zamanın donmuş yaprakları olan mermer kitâbelerde yazıya dökülmüş solukları anlamak olmalıydı.


Medeniyetimizin ana mekânlarından biri olan Topkapı Sarayı'nın dili çözüldüğünde, onun sırrı yakalanabilir belki de. Taşı oyan nakkaş son mısraını tamamlamış mıydı şah beytin? Kınalı ellerinde büyüyen ateş çiçeklerine sevdasının son ilmiğini atabilmiş miydi son Osmanlı güzeli?
***


"Topkapı denmesinin şimdi bilindi sebebi
Bunda toptan açılırmış âleme ebvâb-ı safâ"


(Bu saraya 'Topkapı' denmesinin sebebi, bütün âlemin saadet kapılarının buradan açılmasıdır.)


Sur, iki âlemi ayıran bir sınırdır. İlk eşiği atladığınızda, zaman kaydından artık kurtulmuş olursunuz. Sizi kimin beklediğini bilemezsiniz. Ya bir yeniçeri keser yolunuzu, ya bir sultan sofrasına davet edilirsiniz.


İlk kapı besmeleye açılır. "Allah'ın rızası üzere bina edilmiş, mübarek bir kale"dir sizi karşılayan. Bâb-ı Hümayun "Muhakkak muttakîler Cennet'tedir." der ziyaretçilerine! Allah korkusu, yapılan bütün işlerin yegâne güvencesidir bu kapıda. "Oraya giren emin olur." cümlesi kucaklar iki kanadıyla sizi! Dünya tek bir büyük çadırdır aslında. İnsanlar Allah'ın misafirleri.


Onlara çeşit çeşit sofralar kurmuş ve müminleri kardeş ilân etmiştir. Bu saray, âlem çadırının küçük bir numunesidir ve ilk kapı, insanın kardeşlerine karşı görevlerini hatırlatır: "Müminler ancak kardeştir, öyleyse siz de aralarını bulun!"6 Bu büyük hakikati yeterince düşünebilmek için, zamana ihtiyacınız olacak elbette. Saray size bunu temin edecek, ikinci kapıya kadar uzun bir meydanı geçmek zorunda kalacaksınız.


İkinci kapıya selâmetle ulaşacaksınız! Babû's-Selâm'dır orası. Bir kanadı "Lâ ilahe illallah" derken ikinci kanadı "Muhammedü'r-Resulullah" diyecek ve siz imanla içeri gireceksiniz.


Bir kapı geçmek bir yakınlık elde etmektir. Siz ikinci kapıyı geçeceksiniz, elde ettiğiniz yakınlığı ifade etmelisiniz: "Allah ve melekler, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) üzerine selâm ederler. Ey müminler siz de O'na selâm verin ve teslim olun!"


Babû's-Selâm'da teslim olacaksınız. Şu kâinat sarayının yaratılış gayesi ile bu Osmanlı sarayının yapılış gayesi aynıdır: Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ile insanlığa ihsan edilen rahmetlere âyine olmak! Babû's-Selâm, emniyetin ilk şifresiyle sizi daha ileri uğurlayacak, "Ey iman edenler, Allah'a ve Resulü'ne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin." diyecek.


Saadet kapısı Babû's-Saade'ye girme izniniz yoktur. Orası bütün sırların, sahibine geri döndüğü emanet yeridir. Emanette emin olmayanın bu eşikten atlamasına izin verilmez.


Bağdat Köşkü'nün giriş kapısı üzerinde yazılı olan, "Küşade bâd bi-devleti hemişe in dergâh


Bi hakkı eşhedü enla ilahe illallah" (Bu dergâh, 'eşhedü enla ilahe illallah' hakkı için bina edilmiştir) kitabeciğiyle karşılayacak sizi Hünkâr. Siz her geçtiğiniz kemerin üzerinde aynı hakikatle yüzleşeceksiniz:"La ilahe illallah Muhammedu'r-Resulullah"


Dünyanın en seçkin tepelerinden birine inşa edilen Adalet Kulesi'nin Âlemin Efendisi'ne (sallallahü aleyhi ve sellem) ait "Bir saat adalet yetmiş sene ibadetten hayırlıdır." temeli üzerinde yüceldiğini göreceksiniz. Yetmiş iki milleti bir arada tutmanın sırrını yakalayacaksınız daha sonra. "Allah, emanetleri ehline vermenizi emreder!" diye karşılayacak, bir kul olarak gireceğiniz ilk mescidin kapısı.


Helva Ocağı'na girerseniz, vefasızlığın ne demek olduğunu orada öğreneceksiniz. "Hayır ve hasenat sahibi, Cennet'i kazandıracak ameller işleme arzusuyla Mihr-i Vefa Hatun, Helvahâne ocağına vakıf kurdu."


9 Şubat 1817'de Sultan Mahmud Han Gazi'nin11 câriyelerinden, rahmete gitmiş olan merhume Dürr-i İnab Hatun'un ruhu ve Mihr-i Vefa Hatun kendi esenliği ricasıyla Allah u Tealâ'nın rızasını kazanmak dileğiyle Mevlid-i Şerif okutmak için Helvahâne-i Hassa Ocağı'na iki bin kuruş vakfetmiştir. Gülle şeker için 60 kuruş, şerbetlik kırmızı şeker için 60 kuruş, bir okka gül suyu ..., on beş dirhem öd ağacı ...
... gayretleri kabul edilsin, günahları affedilsin. Sene 1232/181712


Yüksek sesle hayıflanmayın! Mihr-i Vefa Hatun duymasın bu vefasızlığı. Akan zamanla birlikte yürümeye devam edin!
Orada her kapı, yeni bir sırra açılırken "Ey bütün kapıları açan Allah'ım! Bize hayır kapılarını aç!" duası rehberiniz olacak. Ve Perde kapısı önünde mermer sütunların "Allah'ım beni ateş azabından koru ve iyilerle birlikte Cennetine al!" diye inlediğini işiteceksiniz.


Şimdi durun! Geçen zamanın bizden çaldığı bunca güzelliği geri almak için, bir fırsat var önümüzde. Nurlar Şehri Medîne'nin Kutlu Ravzası'ndan bir hâtıra taşır bu toprak. Bulunduğumuz mekân, sizi Asr-ı Saadet'e götürecek olan hatıraların has bahçesidir. İşittiğimiz ses, Cebrail (as) ile sizi ebedî âleme çağıran Kur'ân'ın sesidir. İki Cihanın Efendisi'nden (sallallahü aleyhi ve sellem) bize bırakılan bir emanettir...


Artık, peşine düştüğümüz, iç içe kapılar, loş salonlar, sırmalı kemerler, engin revaklar değil, ruhumuzun lâbirentleridir. Tevazu ve mahviyetin sırrına ermek ve nefsimizin kötülüklerinden korunmak için duaya ihtiyacımız var. Bunu bize Taht Kapısı öğretir: "Kuluna ve halifene yardım et ey Allah'ım!"


Yedi kıtadan gelen dileklerin hünkâra sunulduğu Arz Odası'na geldiğimizde işin aslını öğreniriz. Bütün emirler buradan "Hikmetin başı Allah korkusudur." mührüyle mühürlenip çıkarlar. Allah korkusu bütün emanetlerin güvencesidir. İnsanlığın huzuru için yazılan nâmelerin mürekkebi, bu mukaddes korkunun gözyaşlarıyla yoğrulur. "Allah ne güzel vekildir, o bize yeter!" diye dökülür kelimeler kalem uçlarından!


Tuna'yı geçen atlıların, kılıç kalkan taşıyan süvarilerin, akından dönen akıncıların Ya Hayy sesleridir bunlar. Bağdat Köşkü'nün kubbesi bu manzaraya semadan tutulan bir aynadır sanki "Dinde zorlama yoktur." derken.


Son Divan toplantısından önce âlemin dört bir yanına salınan tuğralardan "İşittik itaat ettik." sesleri gelmiştir. Artık, iki cihanda saltanatı ebedî olan Zât ilân edilecektir. Bu ilânı Revan Köşkü yapar:


"İki cihan Seyyidi, ins ve cin Muhammed'i;
Hâk O'na bende eyledi bütün Arab ve Acem'i."


Ve Kara Mustafa Paşa Köşkü bize bu seyahatte kazandığımız marifeti özetleyecek, bütün kitapların anlatmak istediği tek bir kitabı anlayalım diye:


"Bilmeyen şevket-i Bismillah'ı
Anlamaz sırr-ı Kelâmullâh'ı"
***


Söz burada çoktan bitti! Hünkâr Sofası'nda yapılan duaya "Âmin!" demenin tam vaktidir!


"Ey padişah! Devletin tâ Kıyamet'e kadar ziyade olsun!"
İki cihanın şad ü hürrem, düşmanın mahzun olsun!

Ramazan Balcı-Sızıntı Dergisi