artık hanımlar stres diye bir şey yok

Dec 1, 2011

Stres; halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları kafaya takarak,

vücudun otomatik dengelerini bozmak demektir…

Sıkıntılar insanı mutsuz, mutsuzluk da insanı hasta ediyor.


Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki.

Herkes dert edinecek bir sıkıntı bulabilir...


Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince, benim aklıma hep Peygamberler geliyor.


Allah (c.c.) Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize, okuyup,

ibret almamız için bildirir... Onların her biri, her türlü sıkıntılarında tam bir iman

ve teslimiyet ile yüce Allah’a tevekkül etmişlerdir. Hiç birisi asla strese

düşmemiştir… Çünkü onların, “mutmaîn” nefisleri vardır…


Hz. Eyyüb A.S.’ı hastalıklarla, Hz. Nuh A.S.’ı oğluyla ve kavmiyle,

Hz. Lût A.S.’ı eşiyle ve tüm peygamberleri çeşitli sıkıntılarla imtihan eden

Yüce Allah, elbette bizleri de bir takım sıkıntı ve musibetlerle sınayacaktır.

Sabır, hamd ve tevekkülümüz kadar mükâfatlanacağız…


Âlemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed SAV. bile, evlat acılarıyla

sınanmadı mı?


Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu

unutmamalıyız. Peygamberlerin, Allah tarafından özel seçilmiş oldukları

gerçeği, "onları" acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez.

Bize düşen, hayatı doğru anlamaktır…


Stres ile iman arasındaki ilişki, kafamın içinde uzun zamandır dolanıyordu.

Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü okuyunca kafamın içinde

dolanan cümleler köşe yazısına dönüştü. Bu yazıyı da o güzel sözle bitirmek

istiyorum.


Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana kalsa pano veya levha

haline getirilip ev veya işyerlerinin duvarlarına asılması gereken bir sözdür bu...


Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa, Rabbine dönüp

"yâ Rabb, benim büyük bir derdim var!" deme sakın!...


Derdine dönüp, "Ey dert ve ey musibet, BENİM BÜYÜK BİR RABBİM

VAR!" de...


*******


İşte bu sözü söyleyebilmek için, dert ve musibetlere meydan okuyabilmek için,

Allah’ın (c.c.) sadece varlığını bilmek yetmez. O’nu bütün Esmâ ve Sıfatlarıyla

tanımaya ihtiyaç vardır. İlminin, Kudretinin ve diğer bütün sıfatlarının sınırsız

olduğunu idrak etmek şarttır…


O’nu tanımanın, böyle bir idrakin ve imanın, en emin ve kısa yolu; asrımızın

en seçkin İslam âliminin Kur’ân tefsirlerini, yani Risale-i Nur Külliyatını anlayarak okumaktır…


Bu güzide eserleri anlayabilmek ve onları okumayı zevk haline getirmek de,

nurterapi’lere ve sohbetlere sürekli devam etmekle mümkündür…


Yabancı dil öğrenmenin bile bir bedeli olduğu gibi, bu eserleri okumanın da bir

bedeli elbette olacaktır. Bunun için de, azim, gayret ve kararlılık şarttır…


Alıntı: [Kadîm dostum] A.Raif Öztürk


Derleyen: Selahaddin Vatansever