"Vatan" diye zikredenlerin hikâyesi

"Vatan" diye zikredenlerin hikâyesi
 İlayda Sağdıç   
 
 
 
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Mehmed Akif Ersoy
 
 
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
 
Namazlar, haclar, zekatlar, şehadetler, oruçlar, aynı kıbleye dönmeler hep Müslümanları birbirine bağlayan vasıtalardır. Uhuvvet gölgesindeki aziz Türk Müslümanlar,  dünyanın barut fıçısına döndüğü zamanlarda adım adım tarih, İslam, kardeşlik, kahramanlık kokan Çanakkale sokaklarını; Anafartalar’ı, Conkbayırı’nı, Kilitbahir’i, vatanın bir karışını dahi düşmana yedirecek göz olmayan, canlarını Allah yolunda, mis kokan şehitlik mertebesi için feda eden Mehmetçikler vardır. Kahramanlar, yeni hedefi kıbleye yönlendirmek, vatanın geleceği için çizilmiş istikamet haritasını gerçekleştirmek için demir pençeleriyle, ellerindeki bayraklarla, pusatlarla bu ülkeye kalkan olmuşlardır. Bulutla sarmalanan, toprağından şüheda fışkıran bu eşsiz beldeyi cehenneme döndürmek isteyenlere geçit vermemiş, sonuna kadar savaşmış ve tarihte yerini alan Ocean'ın boğazın derin ve serin sularına batmasını seyretmişlerdir.
 
     Zalimlerin mermileri, esir düşse bile dimdik duran Mehmetçiğin iman dolu göğsüne çarpıp yamuluyor, eriyip bükülüyordu. Evet, kararlıydılar. Adeta vatana kilit vurmuşlardı. Sara Gürbüz Özeren'in 'Vatanın Kilidi Çanakkale' adlı kitabından birkaç satır yazmak ve devam etmek istiyorum:
 
    “Çanakkale! Vatanın kilidi olan yer. Mehmetçiğin kanını vatan toprağına kattığı yer. Öldü derken şahlandığı, yenilecek derken yendiği yer. Vatan savunmasını dünyaya tanıttığı diyar. Devleri, devlerin ülkesinde denize döktüğü yer. Bağrında şehidim uyurken sen, daima vatanım olarak kalacaksın! Ay yıldızlı al bayrak, semâlarından, ezan sesi minarelerinden eksik olmayacak.” diye yazmıştı güzel kitabına.
 
     'Kula kulluk etmem' diyordu Mehmetçik. Cennet kılıçların gölgeleri altındadır diye zikretmekte, bir adım dahi geri atmamaktadırlar. Cennette Allah Resulü’nün (asm) ordusuna girmek için kanlarını sel, canlarını feda ediyorlardı. Ah, ah..! Çanakkale; ne idi çektiği, nedendi, bu fani ve aciz dünya için çektikleri neydi bu milletin? Analarının kucaklarına cansız bedenleri düşsün istemiyorlardı aslında. Kanlarının son damlasını dahi bu vatan toprağına feda eden kahramanlar oldukça verilmez bu cennet diyar!
 
     Ne kalmıştı geriye? Sadece bir toz yığını! 'Ezan dinmez, bayrak inmez' diye arş-ı alaya haykırıyordu asker. Zikretiyordu ebediyete. 'Halık-i Zülcelâl'in karşısına kınalı çıksın' diyen ananın evladı idi Hasan. 'Toprak utandı, şehitleri bağrına basarken, bir tek insanoğlu utanmadı masumları şehit ederken' diyordu İstiklal Şairi Molla Akif... Al bayrağın gölgesi altında şehit olan mehmetçikten, Allah-u Teala yüz bin kere razı olsun. Az birşey değildir onların yaptıkları, kelimeler kifayetsiz, dualar yetersiz...

Yorumlar