Osmanlı'da çocuklar Ramazan'ı oynanan oyunlarla severdi

Tarihçi-yazar Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı'da çocukların Ramazanları sevmesi için oynanan oyunları anlattı. Sadaka taşı, sadaka kutusu, fukara sofrası ve misafir ağırlama bu oyunlardandı. Çocuklar tekne orucu tutar ve o gün bir ip kesilerek dualarla çocuğun kutusuna konurdu. Sonra biriken ipler bağlanır ve aile büyüklerine satılırdı. Çocuklar da bir dahaki Ramazan'ı iple çekerdi.

On bir ayın sultanı Ramazan ayının son günlerinde çocuklara bu mübarek ayın güzellikleri en iyi şekilde anlatılmaya çalışıldı. Kimi aileler çocuklarını İstanbul'un manevi mekânlarında düzenlenen Ramazan ayı etkinliklerinde gezdirdi, kimileri ise camilere teravih namazına götürdü. Aileleri ile birlikte camilere akın eden çocuklar, Ramazan ayının manevi iklimini doya doya tatma imkânı buldu. Günümüzde olduğu gibi Osmanlı döneminde de çocuklara Ramazan ayının önemi birçok yöntemle anlatılmaya çalışılıyordu.

Tarihçi-yazar Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı döneminde çocuklara Ramazan'ı sevdirmek için yapılan uygulamaları anlattı. Ramazan geldiğinde bir aile defteri tutulduğunu, ev halkının bu deftere Ramazan'la ilgili düşüncelerini yazdıklarını söyleyen Bahadıroğlu, "Evdeki çocuklardan da ilk oruçlarının yazılması isteniyordu. Onlara yarım günlük oruç tutturuluyordu. İftar yemekleri ise çocukların ilgisini çekecek şekilde hazırlanıyordu." dedi.

Bahadıroğlu, Ramazan ayının ilk günlerinde evlerin önemli köşelerine minyatür mahyalar kurulup, mahyalara 'Hoş geldin Ramazan' yazıldığını anlattı. Bahadıroğlu'nun verdiği bilgilere göre; Osmanlı döneminde 'çocukları oruca katma oyunları' vardı. Oruç, çocuklara çeşitli oyunlarla alıştırılır ve sevdirilirdi. Bu oyunlar ailenin bütün fertlerine açlıkla, susuzlukla, yoklukla terbiye olma ve kendilerinden fakir olanların durumunu anlama imkânı sağlardı. Osmanlı halkı, sevap biriktirme ayını böyle güzel oyunlarla renklendirirdi.

Osmanlı'da çocuklara orucun hikmetleri anlatılırdı. Çocuklar sahura kalkıp öğleye kadar oruç tutarlardı. Öğleyin de küçük bir iplik kesilirdi. İftar vakti yaklaşınca onlara her türlü çorbasından tatlısına kadar güzel bir sofra kurulurdu. Ramazan ayının sonuna doğru ipler çoğalınca evin büyükannesi ya da dedesi İhlâslarla nefes ederek o ipleri birbirine bağlardı. Sonra o ipleri minyatür süslü bir sandığa bağlayıp bu sandığı açık artırmayla çocukların akrabalarına sunarlardı. Bu şekilde sandık satılıyor ve çocukların bayram harçlığı çıkmış olurdu. Çocuklar, ilerleyen yaşlarında sandığı açıp iplere dokunduğunda duygulanır ve gelecek Ramazan ayını iple çekerlerdi.

Yavuz Bahadıroğlu, en güzel Ramazan'ın henüz bitmemiş Ramazan olduğunu ve şu an yaşanılan Ramazan'ın en güzel şekilde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Osmanlı dönemindeki geleneklerin günümüzde de yaşatılabileceğini ifade eden Bahadıroğlu şunları söyledi: "Evet, Osmanlı döneminde yaşanılan Ramazanlar çok farklıydı; ancak ben 'Nerede o eski Ramazanlar!' demiyorum, aynı geleneğin günümüzde de yaşatılabileceğine inanıyorum."


Osmanlı'da Ramazan oyunları


1. Sadaka taşları oyunu

Osmanlı döneminde, sadaka taşları oyunu en çok bilinen oyundur. Çocuklar, sokaktaki taşları toplayıp sakat leyleklere ev kurarlardı. Osmanlı'da verme geleneği; topluma, taşı bile sadakaya dönüştüren hayır anlayışını kazandırmıştı.

2. Sadaka kutusu oyunu

Çocuklara hediye olarak çarşılarda satılan karton ya da ahşap, kenarları süslenmiş sadaka kutularından alınırdı. Bu küçük kutular, minyatür çeyiz sandıklarına benzerdi. Toplanan bütün paranın fakirlere verileceği ailecek kararlaştırılırdı.

3. Fukara sofrası

Bu oyun genellikle Ramazan ayının başında, ortasında ve sonunda olmak üzere üç defa oynanırdı. Oyunda varsayalım ki biz çok fakiriz denilir ve o günlerde iftar sofrasından doymadan kalkılırdı.

4. Misafir ağırlama oyunu

Mahallenin en fakiri, ailesiyle ve çocuklarıyla birlikte iftara davet edilirdi. Gelen misafirlere çok anlayışlı davranılırdı. Elbiselerinin eski, yırtık ve çamurlu olduğu göze görünmezdi. Misafirler, halıların üzerinde çamurlu ayakkabıları ile gezseler de bir şey denilmezdi. Konakta yaşayanlar hizmet ederlerdi.

Türkan Uymaz, Zeycan Küpeli - Zaman

Yazar: 

Yorumlar