O'nlar Bizdi

Sofralarında yiyecek bir lokma bulun adığında da, Allah-u Teala onlara dünya nimetlerinden nice sofralar bahşettiğinde de değişmedi dostlukları onların. Yüreklerindeki sıcacık sevgiyle seslendiler birbirlerine. Vakit geldi yan yana savaştılar, vakitlerde güzel yürekleri yana yana namaza durdular. Dua ettiler Rablerine, Yüceler Yücesi?ne sığındılar her adımlarında.

Kimdi onlar? Bu kadar can cana, bu kadar sınırsız bir sevgiyi niçin ve nasıl paylaştılar? Nasıl bu kadar affedici olabildiler? Hiç mi kırılmadılar birbirlerine, hiç mi ah etmediler? Onlar kimdiler?

Onlar ?SAHABE?ydiler! Onlar dünyanın hatırına yaratıldığı o gül kokulu, muhabbet dolu şefkat peygamberinin arkadaşlarıydılar. O (s.a.v) mütebessim dolaşırken nasıl asılabilirdi yüzleri? Çile çile örülürken ömürlerinin altın kanaviçesi, ve çekirdek olup bu dünyada, ahirette sümbüller açacaksa çektikleri elemler, acılar; dünyalık bir iki küçücük sorun mu onları üzecekti?

Hayır! Yalnız Allah-u Teala?yı üzmekti onları korkutan. Rıza-ı İlahi?den ayrı düşmek kaçırırdı uykularını. O Yüceler Yücesi?nin en sevgili kulu, O Rahman?ın rahmet peygamberi yanıbaşlarındaydı. O? (s.a.v)ndan öğrendiler birbirlerini sevmeyi, kayıtsız güvenmeyi, ?sen bize canlarımızdan daha azizsin? demeyi.

Peki, bizler ne yapıyoruz? Şu yaşadığımız, adına ?bilgi çağı? dediğimiz bu zaman aralığında biz ne yapıyoruz? ?Komşusu açken tok yatan bizden değildir? diyen o şefkat peygamberine layık ümmet olabildik mi acaba? Komşularımızı tanımakta, akşamları ailece ziyaretler etmede nerelerdeyiz? Takılıp kaldık mı klavyelerimizin çekici tık tıklarına? Yoksa alışverişlerde mi tüketiyoruz ömrümüzü? Ya da işlerimizin yoğunluğu bahanemiz mi oldu akraba ziyaretlerine?

Hiçbir şey için geç kalmadık, hayır. ?Bu saatten sonra? ları atın bir kenara ne olur? Gelin Saadet Asrına dönelim yeniden. Sahabeler demiştik, bizdendiler. Kız çocuklarını diri diri gömen bu insanlar, şefkat peygamberinin, Peygamberimizin (s.a.v) davetine uyarak insanlıklarına döndüler. Hem de ne dönüş? İnsanlık kahramanları oldular. Zor muydu? Belki. İmkansız mıydı? Asla! Sonraları bu insanlar ayakkabılarının yanlarına minicik çanlar takarak gezdiler alemi, bastıkları topraktaki böcekler, karıncalar sesi duysun kaçışsın da, ölmesin diye.

Onlar da bizdendi, bizdi! Birbirlerine gülümseyip hayır dualarda bulunarak başladılar değişmeye. Neden başlayamayalım? Hemen şimdi! Bir gülümseme ne kadar çok şeyi başarır, ne yaraları iyileştirir, ne yüreklere su serper? Nasıl da bulaşıcıdır bir küçücük tebessüm. Ve ne kadar kolaydır uygulamak, değil mi?

Ne kaybedebiliriz ki her sabah aynı saatlerde aynı toplu taşıma aracında karşılaştığımız arkadaşlarımıza gülümseyip günaydın demekle? Peki, ne kazanırız?

Öncelikle bir insan bizim o küçücük gülümsememizle güne güzel başlamış olur. Onun mutluluğu bir başkasına, o bir başkasına derken, sayısız insanın mutluluğuna vesile oluruz. Kalpleri ısınan bu insanların gün boyu o güzellikle etraflarına yaydıkları huzuru satın alabilir miydiniz? Size biri gülümsediğinde hissettiklerinizi düşünün? Hele de yorgun argın işten dönüyorsanız, yoğun ve gergin bir iş gününü geride bırakmışsanız, trafik bir yandan, aklınızdaki onlarca soru, sorun bir yandan kemirirken fikrinizi, sıcacık bir gülücük size neler katardı? Aydınlanıverirdi değil mi; içiniz, ta yüreğiniz?

Haydi öyleyse? Karanlığa kızmayalım daha fazla, üzerimize düşeni yapalım. Tıpkı ?onlar? gibi? Allah bilir ya, bakarsınız vesilemiz olur bu bir tek adım, Efendiler Efendisinin şefaatlerine. Ne dersiniz? Değmez mi?m

 

Yazar: 

Yorumlar

bize unuttuğumuz değerleri hatırlattığınız için çok teşekkürler.inşallah içimizde bir şeyler uyandıracaktır...
(X)
Kapat
-->