Cahiliyye Döneminde Kadın

Arap ailesi; koca, eş veya eşler, çocuklar ve cariyelerden oluşmaktadır. Elbette bunlar arasında özellikle çocuklardan ya da torunlardan evli olan çiftler de bulunmaktadır. Bu yönüyle Arap aile yapısı, önceki toplumların aile yapısına benzemektedir(1).

Cahiliye evlenmelerinde kadınla erkeği birbirine bağlayan nikah, dînî bir mahiyete hâiz olmadığından kadın, ancak çocuk doğurduktan sonra aileye dahil edilirdi. Bundan dolayı bir kadın çocuk doğurmadan önce ölürse kocası taziye edilmezdi. Çocuksuz kadın diyet vermeye mahkum olursa bu diyeti kocası değil, kadının mensup olduğu aile topluluğu verirdi. Araplar, yalnız bu aile topluluğu akrabalığına önem verdiklerinden evlenme yolu ile ortaya çıkan akrabalığın önemi yoktu. Bu nedenle bir baba ölürse oğulları, üvey anneleri ile evlenebilirlerdi(2).


İslam öncesi aile yapısı, köklü temellerden yoksun görünmektedir. Sebebi ise, o dönemde kadınlara ve kız çocuklarına itibar edilmemesi, değer verilmemesidir.(3) Araplarda hakim olan evlenme çeşidi, erkeğin kendi kabilesi veya aşiretinden bir kadınla evlenmesidir. Daha çok amca kızlarıyla evlenmenin revaçta olduğu müşahede edilmektedir(4). Ancak bu, kabilesinin dışındaki kızlarla evlenmesine engel değildir. Kendi kabilesinin dışında birisi ile evlendiğinde eşi artık kendi kabilesine katılmış sayılırdı.(5) Bu dönemde erkek, kadın üzerinde otoriter ve hakimiyet sahibidir. Yabancı kabileden yapılan evlilikte kadına, ailesiyle birlikte belirlenen mehir verilir. Bu normal bir evliliktir. Bunun dışında bir de genelde bir başka kabileyle yaptıkları savaşta elde ettikleri esirlerle evlilik yapılırdı.

Kaynaklar, Arapların başka tür evliliklerinin de bulunduğunu bildirmektedir. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz:

1-İslam?ın bazı şartlarla devam ettirdiği evlilik. Buna göre bir erkek, veli veya babasından kızı ister, muayyen bir mehir karşılığında onunla evlenirdi.

2-Trampa şeklinde evlilik. İki kişi kızlarını veya velisi bulundukları kadınları ve kızları mehirsiz olarak değişirdi. İslam, bu tür evliliği yasaklamıştır.

3-Analıkla evlenmek. Ölen kişinin başka kadından olan en büyük oğlu analığını mehirsiz olarak alabilirdi.

4-İki kızkardeş ile birlikte ve sınırsız olarak birden fazla kadınla evlenmek. İslam, birincisini men ederken, ikincisini de bir takım şartlara bağlamıştır(6).

Burada biz bunlar hakkında tafsilatlı bilgi vermeyeceğiz. Ancak şu kadar var ki, bu tür evlilikler oldukça azdır. Toplumsal ilerleme olarak da tabir edebileceğimiz İslam öncesi dönemde hakim olan evlilik, erkeğin sınırsız olarak dilediği kadın veya kadınlarla evlenmesi şeklinde idi. Bu durumda boşama, erkeğin elindeydi ve istediğinde onu ailesine geri gönderebiliyordu.

Bütün bunlara rağmen kadın, bazı medenî kabilelerde saygınlığını elde etmiş ve korumuştur. Genellikle baba, bu tür kabilelerde kızıyla evlilik öncesinde istişare eder ve onun fikrini almaya özen gösterirdi. Belirtildiğine göre Hâris b. Avf, Evs b. Hârise?den kızına talip olduğunda Evs, kızıyla konuyu görüşmüş ve ona göre karar vermiştir(7). Isfahânî?nin aktardığına göre(8) kadın, istediği erkeği seçme ve istediği zaman da boşama hakkına sahipti. Yine Isfahânî?nin belirttiğine göre ilginç bir boşama metodu bulunmaktadır. Buna göre: "Kadınlar sayaçtan bir evde oturuyorlardı. Eğer evin kapısı doğu yönünde ise, onu batı yönüne çevirirler, eğer Yemen yönündeyse Şam tarafına çevirirlerdi. Bundan erkek, artık kendisinin boşandığını anlardı(9). Yukarıda da belirttiğimiz gibi, cahiliye döneminde bazı kadınların elde ettikleri bu durum, yaygın olmamış aksine konum ve itibar sahibi kabilelerde söz konusu olmuştur.

Cahiliyye döneminde yaygın olan adetlerden biri de, kız çocuklarını diri diri toprağa gömme adetidir. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömme adetinin, kadını küçük görmenin yanında çeşitli nedenleri vardı: Birinci neden, ekonomik idi. Çünkü fakirlikten ötürü aile fertlerinin az olması isteniyordu ve erkek çocuklar büyüdükten sonra aile bütçesine katkıda bulunurlar ümidiyle yetiştiriliyorlardı. Fakat kız çocuklar büyüdükten sonra evlenecekleri için daha küçük yaşta öldürülüyorlardı. İkinci neden ise, genel kargaşa ile kabileler arasındaki sürekli savaş idi. Erkek çocuklara, büyüdüklerinde savaş zamanlarında yararlı olmalarından dolayı önem veriliyordu. Oysa kız çocukları savaş zamalarında bir işe yaramadıkları gibi, ayrıca korunmaları da gerekiyordu. Üçüncüsü, Arap kabileleri birbirlerine hiç bir haber vermeden savaş açarlar ve esir aldıkları kızları ya pazarlarda satarlar ya da kendileri cariye olarak kullanırlardı. İşte bu nedenlerden dolayı kız çocuklarını daha küçükken öldürüyorlardı. İslam, cahiliye adeti olan bu adeti yermiş ve kesinlikle yasaklamıştır(10).

Cahiliye döneminde genelde orta ve aşağı tabakalarda kadının hiç bir önemi ve rolü yoktu. Bu durum, zaten doğuşta başlıyordu. Bir adamın erkek çocuğu dünyaya gelirse, sevinir, şenlik yapar; kız çocuğu doğarsa utanır ve bir suç işlemiş konuma düşerdi. Özellikle aşağı tabakalarda kadının kocası yanındaki değeri, onun, mülkiyetinde olan malların değerinden fazla değildi. Bu dönemde Arap erkeği, adet zamanlarında bir kadınla bir odada oturmazdı. Onlarla birlikte yiyip içmezdi, hatta bazen adet gören kadın geçici olarak evden bile çıkarılabilirdi. Kadınlar herhangi bir sebeple boşandığında, onlara eziyet olsun diye onun bir başkasıyla evlenmesine engel olunurdu. Kocanın ölümünden sonra kadınlar, tam bir yıl matem tutarlar ve iddet beklerlerdi. İslam bu süreyi üç ay ile sınırladı. Genelde durumları bu olan kadının göçebe hayatında görevleri oldukça fazlaydı. Çadırda çocuklara bakmak, develeri veya davarları sağmak, hurma lifinden hasır, deve tüyünden giyecek ve çadır örmek gibi daha pek çok iş, kadınlara aitti. Bunların dışında savaş sırasında savaşçılara su taşımak, şiirler söyleyerek onları cesaretlendirmek, yaralıları tedavi etmek de kadınların görevleri arasındaydı. Bütün bunlar, yine de kadına önemli bir hak kazandırmazdı.(11)

Şehirlerdeki cariyelerin durumları, daha kötü idi. Bazı cariyelerin sahipleri, onları fuhşa sevk eder, kazandıkları paraları ellerinden alırlardı. Kadının namusuna saygı göstermek, çöldeki göçebe hayatında, şehirlerdeki yerleşik hayattan daha fazla idi(12). İslam, cariyelerini fuhşa zorlama uygulamasına ile son verdi(13).

Bütün bunlarla birlikte asil ve zengin kimselerin kızları ve karıları (sosyete) bir şahsiyete sahip olup itibarlı sayılırlardı. Cahiliye döneminde kadınlar, miras alma hakkına da sahip değillerdi. Erkekler, hiç bir sınır tanımaksızın istedikleri kadar kadınla evlenebiliyorlardı. Bu durum muhakkak ki, ailenin erkek evladını çoğaltmak ve düşmanlara karşı kuvvetli olmak arzu ve ihtiyacından doğmaktaydı. İslam, bu sınırsız evlenmeyi yasaklayıp, dört kadınla sınırlamıştır.

Cahiliye döneminde bir baba kızını, onun isteyip istemediğine, isteyenin çok yaşlı olup olmadığına bakmadan istediği erkeğe verebilirdi. Aynı zamanda iki kız kardeş ile evlenmek, Arapların adeti idi.(14) İslam, bunu da kesinlikle yasaklamıştır.(15)

Arapların nikah hususunda yaptıkları en kötü şeylerden biri de, üvey anneleriyle evlenmeleri idi. Bir Arap, karısını boşar veya ölürse, bu adamın büyük oğlu bu kadınla evlenmek istediği zaman elbisesini o kadının üzerine atar ve mehir vermeden o kadınla evlenirdi(16). İslam, bunu dayasaklamıştır(17).

İslam geldiğinde cahiliye adetlerinden hoş olmayanları kaldırdı ve yerine akla dayalı çözümler getirdi. Ailenin artık sınırlarını belirledi. Meşrû olmayan evlilik çeşitlerini iptal etti. Cahiliye döneminde bazı haklardan men edilen kadına hukûkî, sosyal vs. haklarını iade etti(18). Eş sınırlamasına gitti.(19)

İslam?ın öğretileri, fertleri arasında karşılıklı sevgi ve istikrarın sağlanması ve temellerini barışın oluşturduğu bir yuva kurmaya yönelik idi. Bu, ayette de açıkça ortaya konulmaktadır: ?Sizin için kendinizden sükunet bulacağınız eşler yaratıp sevgi ve merhamet peyda etmesi Allah?ın ayetlerindendir...?(20).

Kaynaklar

(1) Aile hakkında geniş bilgi için bkz. M. Akif Aydın, ?Aile?, D.İ.A., İstanbul 1989, II, 196-200.
(2) Neşet Çağatay, İslam?dan Önce Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, Ankara 1957, s. 116-117.
(3) Mücteba Uğur, ?Asr-ı Saadette Sosyal Hayat? Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Komisyon, İstanbul 1994, I, 195; Salih Akdemir, ?Tarih Boyunca ve Kur?an-ı Kerim?de Kadın?, İslâmî Araştırmalar, Ankara 1991, sayı: 4, s.263, Süleyman Ateş, ?İslam?ın Kadına Getirdiği Haklar?, İslâmî Araştırmalar, Ankara 1991, sayı: 4, s. 320 vd.
(4) Ebu?l-Ferec el-Isfahânî, el-Eğânî, thk. Ali Mehennâ vd., Beyrut 1995, XVI, 158.
(5) Çağatay, s. 117.
(6) Cahiliye dönemindeki başka evlilikler için bkz. İbn Hacer el-Askalânî, Fethü?l-Bârî bi Şerhi Sahihi?l-Buharî, Kahire ty, IV, 158; Ebu?l-Hasan en-Nedvî, Müslümanların Çöküşüyle Dünya Neler Kaybetti, İstanbul 1986, s. 99-100; Ali Osman Ateş, ?Asr-ı Saadette Dinler ve Gelenekler? Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, II, 219; Ramazan Altıntaş, Bütün Yönleriyle Cahiliye, Konya 1990, s. 137-138.
(7) Eğânî, IX, 149.
(8) Eğânî, XVI, 106.
(9) Eğânî, XVI, 106.
(10) İsra, 17/31.
(11) Çağatay, s. 121.
(12) Çağatay, s. 121; Afzalur Rahman, Sîret Ansiklopedisi, çev. Komisyon, İstanbul 1996, II, 20.
(13) Nur, 24/33.
(14) İzzet Derveze, Kur?an?a Göre Hz. Peygamber?in Hayatı, çev. Mehmet Yolcu, İstanbul 1989, I, 131.
(15) Nisa, 4/23.
(16) Çağatay, s. 124; Ateş, s. 321; Derveze, I, 131.
(17) Nisa, 4/22.
(18) İslam?ın kadına getirdiği yenilikler konusunda bkz. Ateş, s. 320-327; Saffet Köse, ?Cahiliye Arap toplumunda Kocaların Hanımlarına Yaptıkları Bazı Haksızlıklar ve İslam?ın Getirdiği Hukûkî Düzenlemeler?, Mehir Dergisi, Konya 1999, sayı: 3, s. 8-12.
(19) Nisa, 4/3.
(20) Rum, 30/21.

 

Yorumlar

Rabbim sizlerden razi olsun.... tesadüfen girdim bu siteye ama icinden cikamiyorum... CEVAP:Değerli kardeşimiz, sitemize hoşgeldiniz...Sitemizden en güzel şekilde istifade etmeniz duası ile...Allah'a (c.c.)emanet olun.Selamlar!..

CEVAP2:Sümeyra kardeşim, sitemizin ana sayfasının alt, sol köşesindeki iletişim yazan kısımdan bize yazabilirsiniz.Elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışırız İNŞAALLAH!..Selam ve dua ile...

NE OLURSUNUZ BANA YARSIM VE DUA EDIN ... YAPMAYIN DIYORSUNUZ AMA BENIM ELIMDE OLAN BIRSEY YOK CEVAP:Değerli kardeşimiz, muhakkak bir çıkış yolu bulunur sabırlı olun.Dualarımız sizinle...Cenab-ı Hak yardımcınız olsun.Selam ve dua ile...

Nilgun kardesimi anliyorum, Allah Yardimcisi olsun. Imtihan Dunyasindayiz, yazik ki toplumumuz Cahiliye Adetlerini devam ettirmek de israrci, bize Sabir dusuyor. Akla mantiga, insanliga ve tabi ki Kuran'a uymayan o kadar cok sey yasiyoruz ki, Allah biz kadinlara Yardim etsin. Cozum Islam Ahlaki'nin yayginlasmasi icin canla basla mucadele etmek. Insanlara Merhamet, Sefkat duygulari, Hak-Adalet kavramlari asilanmali, yoksa Gunumuz Kanunlari ile Hak elde etmek hem cok yipratici hem arzu edilen sonucu sunmaktan da aciz... Cogu kadin toplumsal baski nedeniyle Hakkini dahi arayamiyor, bu nasil bir zulumdur ki Kadinlar da hemcinslerinin mesru isteklerine tavir aliyorlar... Son zamanlarda bunun en sarsici orneklerine sahit olmus biri olarak zaman zaman ofke zaman zaman yilginlik duygulari yasiyorum. Insallah bizlerin aldigi sorumluluklarla boylesine cetrefilli sorunlar cozume ulasacak. Lutfen, bizler Bol Bol okuyup, ogrendiklerimizle Amel edelim, Islami Yasam Tarzini modelleyip ornek olalim, bu Yolu destekleyenlere Maddi ve Manevi yardim edelim

BENDE SIKINTI yasiyorum halamin ogluyla zorla evlendirilicem yoksa ailem evlatliktan terk edicek ama ben istemiyorum benim sevdim var ama bunu o cocugada söyleyemiyorum ne yapicami bilmiyoyrum Rabbime dua ediyorum ondan baska kimse yardim edemz bizloere derdini veren Allah dermaninida verir... kimseye kaldiramayancandan fazla yük vermez Allahh...CEVAP:Değerli kardeşimiz, istemediğiniz bir evliliği kesinlikle yapmayın.aAksi taktirde bu durumu telafi edemezsiniz... Muhakkak bir çaresi vardır ve bulunur...Ümitsiz olmayın, Allah'ın (c.c.)razı olacağı şekilde ona yönelin, iteyin, size bir çıkış yolu gösterecektir...Selam ve dua ile...

ben doğuluyum.hala cahiliye dönemini yaşıyoruz.abilerim babamın mirası ile bolluk içinde yaşarken ben sefaleti yaşıyorum.bu adalet mi?.keşke doğduğumda beni de öldürselerdi.bunlara seyirci kalmaktan çok daha iyidir...CEVAP: Değerli kardeşimiz, belli ki çok sıntılısınız ki bunları söyleyebiliyorsunuz. Fakat insan darlıkta da varlıkta da Rabbine sığınmayı bilirse, bunu başarabilirse o sıkıntı ona gül gülistan olur.İbrahim (a.s.)hatırlayın. Şeytanın oyunlarına pirim vermez. Allah'a sığınılarak ondan yardım umularak çekilen dert ve sıkıntılar insanı en yüksek derecelere çıkarıyor. Hal böyle olunca sıkıntılara da bir fırsat nazarıyla bakılabilir. En büyük sıkıntıları Allah dostları çekmiştir. Size tavsiyemiz, yapılan haksızlıklara karşı meşru dairede hakkınızı arayabiliyorsanız arayın ve Allah'a sığının, dua edin. Muhakak sizi selamete rahatlığa eriştirecektir. Bir de Peygamber Efendimiz'in hayatını okumanızı tavsiye ediyoruz.Aşağıdaki linkten bilgileri var. Selam ve dua ile. http://www.hanimlar.com/index.php?oku=2289