Çocukluğumuz çocuklarımız...

Yaşım oldu 28, çocukluk yılları geride kalalı çok uzun zaman olmuş. Çocukken büyümek istiyordum hemen. Hemen büyümek için çok yemelisin, çok süt içmelisin derlerdi, bunları yapmasam da hemen büyüdüm işte, yaşım oldu 28.

Bu 28 ‘in 20 sini atsak sadece 8 kalsa elimde, yani 8 yaşında olsam, o günlere dönsem yine dermiydim acaba hemen büyümek istiyorum diye. Çocukluk sonrasını şu anki gibi idrak etseydim derdim ki, ben büyümek istemiyorum hep çocuk kalıp hep oyun oynamak istiyorum.

Çocuk olmanın en güzel tarafı oyun oynamak. Ama şimdiki zamanın çocuklarıyla değil, yine kendi zamanımdaki çocuklarla oynamak isterdim. Yani 80 li yıllarda çocuk olmak, sokakta, mahallede saklambaç, kuka, dokuz taş oynamak isterdim. Şimdiki çocuklar bilir belki saklambacı ama çoğu bilmiyodur kukayı, dokuz taşı. Hangisi daha heyecanlı acaba bilgisayarda oyun oynamak mı sokakta 9 taşı devirmek mi?

Her şeyden oyun çıkartabilirdik o zamanlar, şimdiki gibi oyun kartları, tasolar, beybileytler yoktu o zaman. Gazoz kapaklarını ezer yere çizdiğimiz yılan içinde gezdirirdik, dışarı taşıran kaybederdi. Seksek bir tebeşir ve bir taşla oynanan en zevkli oyunlardan biriydi Birdirbir nedir desek bugünün çocuklarından kaçı anlatabilir bu oyunu bize. Yada çatlak patlak yusyuvarlak diye başlasak bu tekerlemenin sonunu kaç çocuk getirebilir.

Çizgi film kanalları yoktu o zaman, çizgi film izlemek için cumartesi günleri erkenden kalkmamız gerekirdi. Bayram harçlıklarımızla oyun cd si değil, çokomel alır, çokomelin o cancanlı ambalajını yırtmadan dümdüz eder, defterimiz arasında saklardık. Niye böyle bişey yaptın diye sorar şimdiki çocuk. Cevap çok basit, her şey bizim için oyun ve eğlenceydi o zaman. Yok diye hayıflanmaz olandan oyun çıkarırdık.

Uzaktan kumandalı arabamız yoktu ama tele bağlanan arabamız vardı, oturduğumuz yerden süremezdik belki arabamızı, ama yinede teliyle iterek götürebiliyorduk istediğimiz yere. Bilyadan kızak yapar mahalle aralarında kayardık, bisiklete o kadar düşkün değildik o zamanlar. Halbuki şimdiki çocuklar öyle mi, bisikleti geçtik akülü arabaları var artık.

Peki şimdiki çocuklar neden sokakta oynamak yerine evlerine kapanıyorlar. Neden bizim çocukluğumuza göre her şeyleri olmalarına rağmen daha sorunlu çocuklar olarak yetişiyorlar. Neden daha zor öğreniyorlar, neden daha çok şey istiyorlar, neden doymak bilmiyorlar, neden ana babaya itaatte, saygıda zorlanıyorlar, neden sadece ben diyorlar, neden paylaşmayı sevmiyorlar?

Bu soruları daha da arttırabiliriz , ne kadar çok soru sorarsak soralım cevabını da yalnızca biz ebeveynler verebiliriz. Çünkü bu çocuklardan şikayetçi isek bunun da sorumlusu bizleriz. Nasıl ki iyi yetişmiş, saygılı, kıymet bilen bir çocuğumuz olduğunda onu böylesine güzel yetiştirdiğimiz için haklı olarak kendimizle övünüyorsak, aksi halde de kendimizde nedenler aramalıyız. Nedenler ne olabilir kendimize bakmalıyız.

Sürekli tüketmeyi seviyoruz ve bunu ne yazıkki çocuklarımıza da yansıtmışız. Çocuklarımız büyüdükçe istekleri de büyür oldu. Yok nedir bilmez oldu çocuklarımız. Ben yokluk yaşadım çocuğumuz yaşamasın diyen anne babalar, ebeveynler çocuklarının her istediğini yapar oldu. Böylece çocuklarımız kıymet bilmez, şükürden yoksun olarak yetişmeye başladı.

Hırslarımızı çocuklarımıza da aşılar olduk. Çocuğumuzun arkadaşında gördüğümüz bir oyuncak mutlaka bizim de çocuğumuzda da olmalı. Hiçbir şeyi eksik olmamalı. Marka tutkunu çocuklar görüyorum çevremde. Daha tek haneli sayılarda dolaşıyor yaşı, ama giydiği ayakkabıların, kıyafetlerin, oynadığı oyuncakların fiyatı 3 haneli sayılardan oluşuyor. Çünkü ana babası markalı giysin ister çocuğu. Bu çocuğun yaşı ergenliğe yaklaştıkça marka tercihi değişmeyecek ve daha da zirve yapacaktır. Ana baba bu durumdan şikayetçi olmaya başlayacak ama çocuklarının böylesine marka bağımlısı olmasının nedenini kendilerinde sorgulamayacaktır. Bugün çocuklar ve gençler gaflet içindeyse, gününü gün etme derdiyse, Allah rızasını göz etmiyor ve ibadetin önemini bilmiyorsa bunun en büyük sorumlusu ailedir.

Çocuklarımız bizlerin aynasıdır, bizim ilerde onlardan beklediklerimiz bugün bizim onlara verdiklerimizdir. Bu yüzden çocuklarımıza vereceklerimizi kendi çocukluğumuza inerek vermeliyiz. Biraz kıtlık vermeliyiz, biraz bolluk, biraz kanaatkarlık vermeliyiz, biraz sabır, biraz tevazu vermeliyiz, biraz güven. Ama asla kibir vermemeliyiz. Tıpkı çocukluğumuz gibi olmalı hiç bişeyi olmasada her şeyim var zannetmeli, her şeyden mutluluk çıkarabilmeli.

Herşeyi olsada kibirli olmamalı, hep tevazu göstermeli. Çocuklarımız her şeyi oyunla öğrenir, uzun uzun dinlemekten, nasihatlerden sıkılırlar. Oyunlarımızı onlara da öğretmeli, onlarla oynamalı, paylaşmalıyız. Sadece bildiğimizi değil, çocukluğumuzu da aktarmalıyız onlara. Hatta sadece kendi çocuğumuza değil sokakta oynamaktan mahkum, evde bilgisayar başında kalakalmış tüm çocuklara öğretmeliyiz oyunlarımızı. Oyunlarımız ortak aynamız olmalı, o aynada birbirimizi bulmalıyız. Yani yaşımız 28 de olsa 20 sini atmadan çocuk olmalı çocuklara doğruyu güzeli bizim çocukluğumuzun oyunlarını öğreterek vermeliyiz.

Yorumlar