Bir kedi aranıyor...

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da ilkokullar kapanır kapanmaz yazlığa çıkıyoruz. Evimiz, beş altı dönüm içindeki büyük akasya ağaçları arasında yer alıyor. Gerçek bir dünya Cenne­ti burası. Mahallemizin kedileri de bizimle aynı görüşte ol­dukları için, kapımızın önünden ayrılmak bilmiyorlar.

Yazlığa geldiğimizde, tam on dört kedi sayıyorum havuzun kenarında. Büyükten küçüğe doğru sıralanmış durumda ve "hazır ol" vaziyetinde bekliyorlar. İlk teftişi kız kardeşim yapı­yor ve en yakın ağaçtan kopardığı bir fışkınla düşüyor peşle­rine.

Kızcağızın kedilere karşı müthiş alerjisi var.

Yemek yerken masa altında dolaşan kedilerden biri kazay­la ayağına sürtünse, o anda elinde bulunan şey ne olursa ol­sun bir kenara fırlatıp basıyor çığlığı. Bu arada sıcak çay ve­ya çorbayla haşlanan aile fertlerini de en yakın sağlık ocağı­na taşıyoruz.

Kız kardeşim, kedileri kovaladıktan sonra yanımıza gelip:

— Bu sene tâviz yok, diyor. Hiçbirini sokmayacağım bah­çeye.

Kedilerin hepsi, korkudan darmadağın olmuş. Sadece bir tanesi hiç kımıldamadan yatıyor yerinde.

Yanına gittiğimde, derince bir yarık görüyorum hayvancağızın başında. Birisi taş atmış veya sopayla vurmuş olmalı. Yara, birkaç günlük gö­rünmesine rağmen henüz kapanmamış. Hayvan, bir şeyler mırıldanıyor sanki. Kulak veriyorum.-

— Ya Rahîm, Ya Rahîm, diye tekrarlayıp duruyor. Herkesi çağırıyorum yanıma. Hayretler içindeyiz. Hayvanı bir müddet dinledikten sonra, kız kardeşimin red oyuna rağ­men koruma altına alıyor ve ona "Derviş" ismini veriyoruz.

Âhirzaman işte, ne yapalım?.. Dervişlik, insanlardan çok kedilere mi kaldı ne?

Kız kardeşim dediğim, kırk beş yaşında bir hanım. Büyük oğlu Mehmed, fakülte öğrencisi. Dervişin başındaki yarayı güzelce temizliyor ve annesinden aldığı eski bir türbanla sıkı sıkıya sarıyor.

Ertesi sabah, korkunç bir gürültüyle fırlıyoruz yatakları­mızdan.

Bir de bakıyoruz ki, mahallede ne kadar azgın köpek varsa hepsi dervişin peşinde. Hayvancağız, korkudan bir ağacın tepesine atmış kendini. Her zaman "Ya Rahim" çeker­ken, şimdi "Ya Sabır" çekiyor.

Köpekler, âdeta kudurmuş gibi salyalarını akıtıp duruyor­lar. Ellerine geçse, parça parça edecekler zavallıyı.

Hemen belediyeye telefon edip durumu anlatıyor ve âcil yardım istiyoruz. Görüştüğümüz yetkililerin en etkilisi, bize çıkışıp:

— Kabahat sizde be kardeşim, diye bağırıyor. Köpeklerin en sevmediği şeyin türban olduğundan haberiniz yok mu si­zin? Derviş midir nedir, açın başını olsun bitsin.

Mübarek adam, çok şey biliyor belki ama, dervişin başın­daki türbanın onun için hayatî değer taşıdığının farkında bi­le değil. Teklifi oybirliğiyle reddettiğimiz sırada, kız kardeşim fışkınıyla beraber çıkagelip darmadağın ediyor o azgınları.

Mehmed, hayvanı indirmek için ağaca çıkıyor. Çıkıyor ama kedicik henüz kendine gelebilmiş değil.

Mehmed'e bir tırmık attığı gibi kayboluyor ortalıklardan. İki üç gün geçiyor, görü­nürlerde yok.

Kız  kardeşimin iki gözü iki çeşme:

—  Kör olası hayvan, diye söyleniyor. Aslan gibi evlâdımı tırmalayıp kayboldu. Mutlaka bir yerlerde kudurup kalmıştır.

Kuduz ihtimali bir anda hepimizin keyfini kaçırıyor. Der­vişin izine bile rastlamak mümkün değil.

Herkes çılgınlar gi­bi onu arıyor. Komşularımızdan biri:

— Dervişin "Ya Rahim" çekerek zikir yaptığını söylemişti­niz, diyor. Laiklik falan deyip atmasınlar içeri?

— Zannetmem, diyor bir başkası. Mübarek hayvan, bence itikafa çekilmiştir.

Her kafadan bir ses yükselirken, kız kardeşim ağlamasına devam ediyor. Bakıyoruz ki kediyi bulamazsak onu kaybede­ceğiz, belediyeye telefon edip ilân veriyoruz hoparlörden:

—  "Dikkat, kayıp ilânı!.. Falancanın oğlu filancayı tırma­layan sarı renkli bir dişi kedi aranmaktadır. Kedinin başında derin bir yara izi vardır. Bulana yüz dolar mükâfat verilecek­tir."

Konu komşu, ilânı duyar duymaz geçmiş olsuna geliyor akın akın. Kimisi "kuyu suyu merhemini" beraberinde getir­miş, kimisi de kurşun dökmek için bir sürü malzeme. Biz, iğ­ne vurulmasından yanayız ama Mehmed:

— Siz gazete okumuyorsunuz herhalde, diyor. İlaçlar ba­yat olduğu için, o iğneleri vurduran sağlam insanlar bile kuduruyorlarmış.

Bir saat kadar sonra, dervişi bulduklarını söyleyen üç kişi çalıyor kapımızı. Hepsinin de elinde birer kedi, tepinip duru­yor. Adamlar bakmışlar ki yüz dolar iyi para, rastladıkları ilk sarı kediyi yakalamış ve verilen tarife uygun olması için de başlarına indirmişler odunu. Hayvancıklar, kan revan içinde çırpınıyor.

Kedi neslinin yok olma tehlikesiyle baş başa olduğunu an­layıp, acilen bir ilân daha verdiriyoruz:

—  "Aranan kedi bulunmuştur, ilgilenenlere duyurulur". Daha ilân bitmeden büyük bir kıyamet kopuyor bahçemiz

de. Çoluk çocuk "Derviş, derviş" diye tezahürat yapıyor. Dışa rı fırlayıp bakıyorum, gerçek dervişin ta kendisi bu. Peşinde de san sarı beş tane yavru. Neden bir haftadır ortalıkta görünmediğini anlıyoruz.

Kız kardeşim, yavruları kabullenmiş görünüp büyük bir sevinçle:

— Geldiler, geldiler!., diye bağırıp duruyor. Bir daha kedilere sataşırsam, ellerim kırılsın.

Derviş ve yavrularına ziyafet üzerine ziyafet çekilirken gözüm Mehmed'e takılıyor. Adamların getirdiği kedilerin tedâvilerini yapıp başlarını türbanlamakla meşgul.

Anlaşılan o mazlumları da korumaya almamız gerekecek Ve bu yaz da böyle geçecek, yirmi iki kediyle birlikte…

 

Yazar: 

Yorumlar

bende bir kedi dostuyum, nerde basi bos bir kedi gorsem Allah rizasi icin bakima aliyorum, tabi bizim evde de var rahatsiz olanlar:) esim duymasin;)

zavallı kediciklerr Allah o aileden razı olsunn