Şimdi ŞEYTANI AĞLATMA Vakti

Şeytanların en mutlu olduğu an hangisidir?

Hangi davranışlarımız şeytanı memnun eder, sevindirir?

Peki ya meleklerin gıptayla alkışladığı anlarımız veya davranışlarımız?

Bu soruların tek cevabı var:

Kul olduğumuz, kulluğumuzu yerine getirdiğimiz anlar…

Kulluğumuzun gereği olan dua ve niyaza sarıldığımız, Rabbimize sığındığımız vakitler.

O halde ne duruyoruz?

Şeytanı ağlatmaya, melekleri sevindirmeye var mısınız?

Dua ettikçe Rabbimize yaklaşmaya, yaklaştıkça şeytanın şerrinden emin olmaya var mısınız?

İşte şeytanı ağlatacak, melekleri sevindirecek 99 âyetin rehberliğinde 99 yakarış.

Ne duruyoruz?

Şimdi Şeytanı Ağlatmak Vakti.

****

(Kitabın önsözü)

AZİZ OKUYUCU...
Bu isimde bir kitaba ilgi duyduğundan belli ki sen, Allah'ın varlığına ve birliğine yürekten inanıyorsun.

Ve yine belli ki; dua pınarına dudaklarını dayayıp kana kana içmeye niyetlisin..

Kalbinin ellerini açmışsın,

Dua seni çağırıyor ve sen bu sesi duyuyorsun.

Gitmeyecek misin?

Niyetini belli ettin bir kere. Gideceksin. Hem de koşa koşa..

Kur-an-ı Kerim'in yüce mealini okurken gördüğüm bir ayetle sarsıldığımın, titrediğimin, kendimden utandığımın bilinmesini isterim..

Neydi bu ayet;
Bakara Suresi 186. Ayet;

'' Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten (ben onlara) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.''

Yani Rabbim diyordu ki;

''Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm.''

Düşünebiliyor musun?

Rabb'in sana daveti var. Ve sözü var..

Rabb'in sözü nasıl olur? Ahmet'in Mehmet'in sözüne benzer mi?

Kurtuluş kokusu geliyor bu davetten.Yağmurla ıslanan toprak kokusundan daha güzel.

Bu kokuyu duyduktan sonra durulur mu?
Rabbim acaba nasıl dua etmemizi istiyor diye daldım ayetlerin içine..O sonsuzluk deryasından bir damla süzebildim mi bilemiyorum.Bir damla da olsa bir zerre de olsa, Kur'an'dan süzülen dualardı bunlar..

Bir başka ifadeyle,
''Rabbimin et dediği yakarışlar'' dı.

.....

Ben demiyorum.. Rabbim diyor..
Rabbim sana söz veriyor;
''Dua et, sana cevap vereceğim..''
Durulacak zaman mı?

.....

Biliyorum.. Vesvese seni de sarmaya çalışıyor..
Şeytani fısıltılar, koşmanı engelliyor.
Endişen çelme takıyor ayaklarına.
Ve diyor ki içindeki kötü ses;
Senin gözün günahkar, bu gözlerle mi okuyacaksın Kur'an'ı Kerim'i?
Bir yığın malayani(boş) söz ettiğin dilinle mi yapacaksın duanı?
Yıllarca günahlarla kirlenmiş kalbin mi ellerini açacak o yüce makam?

Topla bütün gücünü diline.. Yüreğinle destekle kelimeleri.. Beyninde büyüt..
Sesinin çıktığı kadar hakyır;
'' EVET, BU HALİMLE GİDECEĞİM O MAKAMA..''

'' Gidemezsin'' diyen o ses diyecek ki ;
''Sen batmışsın bir kere.. Seni dua kurtarmaz.. Tövbe temizleyemez.'' Ve tokat gibi çarpacaksın; Rabbinin sana af kapısını açan, ümitlerini çoğaltan ayeti;

'' De ki; Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.''

Ve diyeceksinki o vesvese dolu sesin sahibine; '' Ben sana değil, Rabbime inanırım. Çünkü sana inanmak karanlığa, Rabbime inanmak kurtuluşa, aydınlığa götürür beni.''

.......

Evet , çok söze gerek yok;
Şimdi ALLAH'a yaklaşmak zamanıdır...
Artık ellerini aç..
Dünyadan sıyrıl..
Mekandan ayrıl..
Ve zamanın hangi diliminde, nasıl bir ortamda olduğunu da hissetme?
Bir tek şeyi hisset..
Eğer yüreğini tümüyle Rabbine açtıysan,
Ellerine cennet biletinin koyulduğunu hissedebilirsin..
Çünkü Rabbin senden şu anda razıdır ve bu rızanın bizim inancımızdaki ilk karşılığı Cennetle ödüllenmektir.

.......

 

Evet hem hadis-i şeriften hem de ayet-i kerimeden açıkça net bir şekilde anlayacağımız gibi,

Rabbimizin bize daveti var…

Şimdi, durmak, yürümek, ya da koşmak vakti değildir; şimdi uçmak vaktidir.

Duanın ilkbaharında tohuma durmak ne güzeldir.

Evimizi bir dua yuvası haline getirmek ve Rabbimizin rahmet şemsiyesi altında olduğumuzu hissetmek ne hoştur.

 

Evet, belli ki sen bu şemsiyenin altına girmeye niyet ettin.

Uçmakta gözün var…

 

İnan ki uçman farklı olacak.

Şimdi ellerini aç…

Avuçlarında yıldızlar göreceksin…Çünkü Sen onun halifesisin…

 

O yüce güce, halife olmak ne demek. Bu güzelliği sözlüğümüzdeki yetersiz kelimelerle anlatmaya kalkmak, toroslar’ı saç kılından  kementlerle devirmek kadar gülünç…

Dua etmeye niyet ettiysen, kurtuluşa doğru giden gemiye bilet almışsın demektir.

Ve evinin kapısına;

“Hoş geldin huzur…Çok bekletmedin.” yazabilirsin.

 

Unutma…

Ne kadar kalabalıkta olursa olsun, Allah’a inanmayan herkes  yalnızdır…Endişe içindedir…

Ve yine unutma Aziz dost;


Allah'a inanan hiç kimse yalnız değildir. Endişe etmesine de gerek yoktur. Çünkü onlar Rabbimin ifadesi ile asla üzüntü duymayacak ve korkmayacaklardır…

 

Dualarımızı ettiğimiz anda Rabbimize ulaşır…

Çünkü o, Kur’an-ı Kerim’inde bizzat buyurduğu gibi, bize şah damarımızdan daha yakındır.

Onun için sesimizi yükseltmeye gerek yoktur…

O Semi’dir. Bizi bizden de iyi duyar..

Hatta kalbimizden geçen niyetlerimize bile çeki düzen vermemiz gerekir.

 

Ve belki de şöyle sesleniriz;

Ey kalbim!Niyetini bilmiyor sanma, emi?

Onun için gizli yok, sır yok, çünkü O; Semi’…

 

Yine bizzat Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de buyurmuştur;

“Dua edin…İcabet edeyim.”

“Dualarınız olmasa ne ehemmiyetiniz olurdu…”

 

Şeytanın duamız esnasında bize çok sık tebelleş olmasının nedeni vardır tabi. Ohep düşman olan ve düşman olarak kalacak asi melun, bizi Rabbimizin yanında ehemmiyetsiz kılmak için duadan koparmak zorundadır. Bunun için sesindeki ve ifadelerindeki  olanca inandırıcılığı kullanarak etkilemeye çalışacaktır.

 

“ Falanca gün yaptığın duanın karşılığını alamadın,ne uğraşıp duruyorsun?O kadar güvendiğin yüce makam seni ka’le almıyor.”

 

Gibi vesveselerine kulak tıkayacağız…

Ve diyeceğiz ki;

“Bir ömür, yemeden içmeden, uyumadan, elimizi semadan indirmeden dua etsek ve sonuçta hiçbir duamız kabul olmasa da , biz yine O bir Allah’a, ortağı, benzeri, eşi olmayan Rabbimize dua edeceğiz.”

 

Hatta aşkımızın, vecdimizin, Ona olan sevgimizin zirve yaptığı duyguyu yakaladığımızda;

“ Bir ömür boyu ettiğimiz dualar, bize, acı, ızdırap, yokluk, hastalık, çile, dert gibi musibetler olarak geri dönse de, acaba demeyecek, varlığından, birliğinden, ikram sahibi olduğundan asla kuşku duymadığımız Rabbimize dua etmekten vazgeçmeyeceğiz.”

 

Çünkü bize o açılabilecek af, mağfiret, rahmet, ikram kapısı başka yoktur.

 

Dua etmekle mükellef olduğumuzu, ama asla ve kat’a bu duaları test etme yoluna gitmeyeceğimizi, şeytanın göremediğimiz ama nankörlüğünden dolayı çok çirkin olduğunu tahmin ettiğimiz suratına haykıracağız.

 

Ve bileceğiz ki, yüreğimizden kopan, beynimizde şekillenen, açılan ellerimizle desteklenen ve dudaklarımızda kelimeye dönüşen her dua karşılığını bulacaktır…

 

Yine o merhametli Rabbimin, o Merhametli Rasulünün ağzından duyalım nasıl karşılık bulacağını;

“Dualarınızın bir kısmı hemen hemen kabul olunur.”

“Dualarınızın bir kısmı, daha sonra gelebilecek kaza ve belaya karşı kalkan olur.”

“Duaların bir kısmının karşılığı dünyada verilmez.Ahirete bırakılır.Ve insan orada dualarının karşılığını görünce, keşke dünyadaki hiçbir duam kabul olunmasaydı da karşılığı ahirete bırakılsaydı diye düşünür.”

 

Evet şeytana verilebilecek cevaplardan en tesirlisi de;

 

“Biz dua tohumumuzun bire sonsuz veren başağını ahirette dereceğiz” olmalıdır öyleyse.

 

Çok iyi bir dini eğitimimiz varsa, duaları Arapça olarak yapmamız, Kur’an ifadeleri kullanmamız daha hoştur.Ama arapçayı çok iyi bilmiyor ya da eksik-hatalı söyleme tehlikesine düşmekten çekiniyorsak, ana dilimizle dua etmemizde bir sakınca yoktur.

 

Onlara şablon oluşturmaya, sınır çizmeye, kafiye bulmaya gayret etmemiz de şart değildir. Çünkü istediğimiz makam, kendi dışında hiçbir makama benzemez. O, harf hatalarına, cümle düşüklüklerine, dil sürçmelerine bakmaz, O beyni okur ve yüreği görür.

 

Ondan meşru olan her şey istenir.

 

“Ayakkabımın bağı olmasa ondan isterim” diyen büyüklerimiz olmuştur.

 

Ama biz büyük, çok büyük şeyler de isteyebiliriz.

 

Aklımızın almadığı kadar büyük isteklerimizi o makama açabiliriz.

 

Önce cehennemle tanışmamayı dileriz.

Sonra cennetin en üst tabakasını, Firdevsi talep ederiz.

 

Çocukluğumuzda babamızdan bir şey isterken onun verme gücünü düşünmüşüzdür ama Rabbimizden isterken öyle bir endişemiz olmayacaktır.

Çünkü onun hazinesinde her şey vardır ve asla vermekle tükenmez…

 

Bırakın tükenmeyi eksilmez bile.

 

Tahayyül edebilir miyiz”Zül Celal-i Ve’l-İkram” sıfatının nelere tekabül ettiğini?

 

İkram sahibi Rabbimizin bize dilediğimiz her şeyi verebileceği hakkında en ufak bir tereddüt, en küçük bir kuşkuduymaksızın isteyelim.

 

O, bize hiçbir yakınımızın olamayacağı kadar yakın.

O, aklımızın alamayacağı kadar yüce…

Hayal edemeyeceğimiz kadar cömert…

Öyleyse ne duruyoruz?

Önce secde…

Sonra dua…

El açacağımız makam belli…Büyük Allah’ımızın yüce makamı…

Ellerimiz ne bekler ona açılmak için?

Beyinlerimizi hazırlayalım…

Bedenimizin elleri yanında kalbimizin ellerini de açalım…

O kapı, başka bir kapı…Hiçbir kapıya mukayese edilmez.

 

İnanan Kardeş;

 

Duadan kanatlarla melekten yücesin sen…

Sana bir sır vereyim…

Allah’ın seni anmasını ister misin?..

Gözlerinin parladığını, kalbinin büyük bir aşk ve şevkle attığını biliyorum.

Kim istemez değil mi?..

O zaman, önce senOnu, huşu ile, saygıyla, sevgiyle, için ürpererek an…

Sevgini yücelt, aşkını doruk yap…Onu öyle an…

O da seni anacaktır mutlaka.Çünkü Bakara Suresinin152. ayetinde kainatın Yaratıcısı var ve bir olan Rabbim buyuruyor ki; “O halde anın Beni, anayım sizi.”

 

Şimdi dua ile ilgili şeytanın son hamlesinin de önünü kesmek zamanıdır...

Biz kullar asla Rabbimizin duamıza icabet edip etmediğini test etmek küstahlığına düşmeyiz.

 

Ama gerek hadislerde gerek ayet-i kerimelerde bazı isteklerimizin olmamasının bile hayrımıza olabileceği belirtilmiştir.

 

Ayette Rabbimiz;

“Sizin hayır olarak bildiğiniz bir şey sizin için kötü, kötü olarak bildiğiniz bir şey de sizin için iyi  olabilir. Siz bilmezsiniz fakat Allah bilir.” buyurmaktadır.

 

Onun için isteklerimizin bir kısmının olmamasına asla üzülmeyecek, yine gidebileceğimiz tek kapıya, yüce Rabbimizin kapısına yöneleceğiz.

 

Seccadeleri bekletmenin anlamı yok…

Duadan kanatlarla uçmaya geçmeyi denemenin tam zamanıdır.

 

Şöyle bir düşünüyorum da;

Rabbimin buyurduğu gibi;

“Dualarımız olmasaydı ne önemimiz olurdu…”

Ya da,

“Dualarımız olmasa hayat neye yarardı.”

Bir başka düşünceyle;

O yüce yaratıcının koruyan, gözeten, huzur veren şemsiyesinin altına dua denen şifreyle girmesek,

Karanlıkların koyusundan,

Kötülerin büyüsünden,

Hasetçinin hasedinden,

Ve hep kötülüğü fısıldayanların şerrinden nereye sığınırdık.

İyi ki varsın dua…

İyi ki varsın dilim ve dua ile samimisin,

İyi ki varsın yüreğim, dilimdeki duanın kelimelerini aynen tasdik ediyor ve onun sıcaklığıyla ısınıyorsun…

 

Ve iyi ki varsın aklım. İyi ki varsın ve dilime dua etmesini emrederek onu kelimelerle, güzellikleri aşılayarak, kalbimin emrine veriyor ve yüce Yaratıcımın rızasını kazanmak için onu duayla yoğuruyorsun…

 

Şimdi şeytanı ağlatmak vakti…

Melekler mutlu olmayı bekliyor…

Yapacağımız iş çok basit…

Şeytanın en mutlu olduğu an, bizim Rabbimizden uzaklaştığımız andır.

 

Rabbimize en çok yakın olduğumuz ansa şeytanın ağladığı, dövündüğü, kendisini parçaladığı zaman dilimidir.

Öyleyse haydi iş başına…

Rabbimize en yakın olduğumuz ana; dua anına…

Ellerimizin yapabileceği en güzel iş; Allah’ın rızasına açılmasıdır.

Ve alnımızın konabileceği  en güzel yer seccade…

Meleklerin mutluluğunu hissediyor musunuz?

Yada şeytanın ağladığını…

Ve ben,

Garip ben,

Aciz ben,

Günahkar ben,

Bugüne kadar şeytanı çok sık ağlatamadığım için mahçubum. Çok iyi işler yapmam için beni uzun süre bekleyen meleklerden de özür diliyorum…

Ve üç kelimelik yüce bir dua;

“Allah’ım benden razı ol…”

Benden mi yalnız…

“Rabbim! Sevdiklerimden ve sevdiklerinden de razı ol…”

Ve hatta;

“Allah’ım, sana inanan ve asla şirk koşmayan herkesten razı ol…”

“Bütün insanlığı(ve hatta bütün yaratılanları)  Seni bir ve tek bilecek şuura eriştir ve onlardan razı ol.”

Ve bize yapmamız gereken duayı öğret…

Senin yüce katına kalbimin ve beynimin ellerini de açtım;

Şeytanı çok sık ağlatmamızı nasip et Allah’ım;

Çünkü seninle olmanın ötesinde bir güzellik yoktur.

 Nesil Yayınları

Yorumlar

CENABI HAK EBEDEN RAZI OLSUN

Allah razi olsun...

Allah sizden razı olsun kararmış kalbimize ferahlık getirdi

Bu yazıyı yazandan ALLAH razı olsun.yanlış yolda olanlar günah çukuruna batanlar insallah bu yazıdan etkilenir ve hak yolunu bulurlar

Allah razı olsun kardeşim Allah iki cihan aziz mesud bahtiyar ve Resullulaha yoldaş etsin İnşallah bizlerde sizin dualarınıza da oluruz İnşallahh Rabbimm yolunuzu açık etsin

ALLAH RAZI OLSUN,SEVDİĞİ KULLARINDAN OLMAYI VE DUALARDA BULUŞMAYI NASİP ETSİN.

hemen bu kitabı alıp daha güzel dua etmeyi öğrenmek niyetiyle

ALLAH razi olsun Allah gayretinizi ve sayinizi artirsin

Allah razı olsun bu kitabı yazan ellerden,insanı çoşturan ,nereye gidiyorum ben dedirten bir eser.harika.....

yazarin kalemine kuvvet. Allah razi olsun.Rabbimiz tüm inananlarin dualarini kabul etsin. ellerini bos cevirmesin .Insallah seytanlari GÜLÜMSETMIYECEGIZ.etrafimizda o kadar seytan varki.