Külliyatı anlamak...

KİTAPLAR VARDIR, akla hitap eder: matematik, fizik, kimya kitapları gibi. Kitaplar vardır, hislere hitap eder: şiir ve edebiyat eserleri gibi.

 

Bazı kitaplar da vardır ki, hem akla, hem kalbe, hem ru­ha, hem sırra ve hem de bildiğimiz bilmediğimiz diğer ma­nevî duygu ve latifelere hitap eder.

 

Hislere, ruha ve tam ihata edemediğimiz madde âlemin­den başka âlemlere uzanan manevî duygulara hitap eden eserlere baktığımız zaman, sadece akılla bunları ihata etmek ve hemen onları kavramak, mücerret mânâları akıl Ölçüleri içinde kontrol etmek mümkün değildir.

 

Bir kimse, kuru kelimelerle sevgiyi, korkuyu, heyecanı, acıyı, tatlıyı tarif edemez. Sadece akılla, manevî mertebeleri, tasavvufi kavramları anlayamaz. Zevkî ve halî olan manevî oluşları idrak edemez.

 

Bu gibi durumlara, ancak Mevlâna gi­bi, "Aşk nedir?" diye soranlara "Ol da bil" cevabı ile karşılık verilebilir.

 

Demek oluyor ki, aklî kavramların kelimeye dökülerek anlatılması demek olan maddî açıklamalar, mânâ âleminde o kadar da geçerli değildir. Olsa olsa açık denizde, bir ba­tıkta bulunan hazinelerin yerini keşfeden bir dalgıcın, hazi­nenin yerini kaybetmemek için hazine yakınlarına bıraktığı şamandıra hükmündedir kelimeler. Hazineye kavuşmak için derinlere dalmak gerekir.

 

Yine büyük mutasavvıf Mevlânâ Hazretleri "Biz deryaya gidiyoruz, su kuşları gelsin. Kara kuşlarının bizimle işi yok­tur" mânâsındaki sözleri, bazı ilimlerin, bazı hallerin, salt akılla anlaşılmayacağının ifadesidir.


Zaman zaman, bilhassa çok yeni olan kardeşlerimizin, Risale-i Nur Külliyatını tam  anlayamadıklarına, zorlu mâ­nâlarını kavrayamadıklarına veya bazı karşı görüş sahiple­rinin, bu külliyatın anlaşılmaz ifadelerle yazılmış karmaşık sözler olduğuna dair bazı ifadelerine rastlamaktayız.

 

Garazkârların sözleri bir yana, iyi niyetle ve bu muhte­şem eserlerden istifade etmek maksadıyla konuya yakla­şanlara, Bediüzzaman'ın Yedinci Şuâ adlı risalenin başında bulunan şu ifadesini hatırlatmak istiyoruz:

 

"Bu ehemmiyetli risalenin, herkes her bir meselesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil; belki, elleri uzun olanların hisseleri de var."

 

Bu eserler, bir deniz gibidir. Sahilde yaşamayan, denizi tanımayan bir kimsenin, hemen denizi görür görmez ondan azami bir derecede yararlanması mümkün değildir. Evvela,

sahilde masasına oturur, çayını demler, denizin keyfini çıka­rır. Sonra gezinir, ayaklarını serinletir.

Sonra münasip bir yerde oltası ile balık tutmaya başlar.

 

Daha sonra yüzmeyi öğrenir. Derken kayık satın alır, kü­çük çapta denize açılır. İşi büyütür, okyanusları aşar. Yine de bütün denizlerin her tarafını gezip her köşesini fethetmiş olmaz.

 

Hem akla, hem kalbe, hem ruha hitap eden, aklî ilimlerin yanında manevî ilimleri, ledün ilmi dediğimiz mücerred fe­yizleri ders veren eserler de böyledir. O dersler, sadece bilgi değildirler, insana hal, zevk, feyiz de verirler.

 

Gölde belli sayıda balık bulunur ve her gittiğinizde aym cinsten balıkları yakalayabilirsiniz.

 

Halbuki denizde her gittiğinizde başka cins balıklarla karşılaşırsınız ve bütün balıkları yakalamak da sizin ne hak­kınızdır, ne de haddinize düşer. Tutabildiğiniz kadarı sizin hakkınızdır. Tutamadığınız balıklar daha büyük balıkçılara aittir.

 

Külliyatın meselelerinde de anladığınız size kafidir. Za­manı geldiğinde hak ettiğiniz oranda ve gerekli çaba ve gay­reti sarf ettiğiniz ölçüde, daha başka mânâları da anlayabi­lirsiniz.

 

Yorumlar

 böyle bir sorulya

 böyle bir sorulya karşılaştığımda ne cevap vermem gerekir diye düşünürdüm.Allah razı olsun...