Ve Çabucak Akşam...

Çocukluğumda bütün çocuklar gibi oyun saadetimize ara verdirten akşamların gelmesini hiç istemezdim. Gölgeler uzayıp sokak aralıkları küçük dönemeçlerden önce sisli karanlıkların görünmezliğine karışınca, sarı sarı lambaları birer birer yanan evlerden çocukları çağıran anne sesleri duyulurdu:

?Aliiiiiiii..!

?Hüseyiiiiiiin..!

?Seliiiiiiim..!

Oysa, saklanbaçta ?yumma? sırası bana gelmemişti daha, körebe henüz ben olmamıştım, kaybettiğim misketleri geri kazanmak içinse bir el daha oynamalı idim.. Gece ve gündüzün deveranı, kâinatın büyük çarkları, çocukların küçük hayallerine, körpe planlarına göre işlemiyordu. Çabucak akşam geliyordu...

Büyüdük pek birşey değişmedi aslında.. Biz planlar yapıyoruz, hedefler hülyalanıyor zihinlerimizde ama bütün planların üstünde bir kader planı işlemektedir. Hepimiz, damarlarımızda akan kan kadar, o planın çizdiği yolda ilerlemekteyiz.

Ne geçmiş bizim istediğimiz yollardan geçmiştir ve ne de gelecek hep arzu ettiğimiz patikalarda uzanacaktır. Bazen ha vardık ha varacağız derken menzil uzar. Bazen bir bakarsınız, upuzun sefer hazırlıklarından sonra bir an gibi bitiverir yol. Ömür bu kadarcıktır, yol buraya kadardır bazen.

Ugo Foscollo, Mezarlar adlı ağıt tadındaki şiirinde ?neden zamanından önce ölümlü insan? derken, hayatta hiçbir şeyin; bizim kurduğumuz küçücük plan ve hayallerin hiçbir zaman, bizim istediğimiz zamanda ve şekilde olmadığını göremeyecek kadar buğulu muydu, eşyaya ve hadiselere bakan penceresi.. kimbilir? Oysa herşey zamanındadır aslında. Ama zamanı tayin eden biz değilizdir.. Biz başıboş da değilizdir.

Geçtiğimiz zamanlarda iki ölüm haberiyle irkildik. İki insan aramızdaki vaktini doldurup, yollarına devam ettiler. İki insan, iki gönül adamı, iki fedakâr ruh, bizlere görünür oldukları beden libaslarını bırakıp yollarına revan oldular. Gayri bundan öte ten geçmezdi, gayri bundan öte, ne görmek için göze, ne işitmek için kulağa, lûzum vardı. Ne yürümek için ayağa, ne tutmak için ele, ne de sarıp sarmalak için kollar gerekiyordu bundan öte...

Üzüldük, istemedik gitmelerini, kabul etmek gelmedi birçoğumuzun içinden. Ama kalamazlardı. Kalmamalı idiler. Hayat böyle idi. Bu tarla bunun için sürülüp ekilmişti. Dünya bir harman yeriydi, bir beyderdi. Bu ekin biçilmeliydi yani, dolgunlaşınca başaklar sap saman ayrılmalıydı.

Çocuklar öyle istiyor diye, akşam gelmemezlik edemezdi sokak aralarına.. Oyunlar oyalanmalar sürüp gidemezdi hep. Bir büyük planla döndürülmekteydi kâinatın çarkları.. İşte ömür bu kadardı, yol bizim istediğimiz yere değil gitmemiz gereken yere varacaktı. Hayatın sokaklarında kan ter koşuştururken, devran dönecek ve çabucak akşam olacaktı...

 ?Prof. Dr. Esad Coşan ve Ahmed Kabaklı hocalarımıza rahmet dularıyla...

Yorumlar

selamun aleykum. hep hayatın bize ne hazırladığına değil de bizim ahirete ne hazırladığımıza baksak sanırım akşamlar da sabahlar da ayrılıklar da sanki vuslat tadında olur diye geldi bana. dua ile CEVAP : Sevgili Ayşecan hanım; bu güzel tespitlerinizi paylaştığnız için teşekkür ederiz.. Allah razı olsun.. sevgilerle = ) (editör)

güzel bir yazıydı Allah bizlere zamansız ve hazırlıksız bir ölüm nasip etmesin

çok güzel bir yazı. cidden etkilendim
(X)
Kapat
-->