Yolculuk nereye?

Yolculuk nereye?
Necati Kağan Çetin
 
 
 
Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.
Bediüzzaman
 
 
 
İnsan fani, hayatın bir sonu var, nefesler sayılı…
Bebeklik, çocukluk, gençlik derken… Bir bakmışsın kabir bir adım ileride…
Elbette insan bu net gerçeği, gücü kuvveti yerindeyken göremez, anlayamaz. Ama ne zaman büyük bir musibetle karşılaşır, ne vakit ağır bir hastalığa yakalanır… İşte o zaman insan, ölümün soğuk nefesini ensesinde hisseder.
Nereye gidiyorsun?
Böyle doludizgin, böyle hırslı… Nereye gidiyorsun?
Tamam, bitip tükenmek bilmeyen kariyer planların var… Belki 150, belki 200 yıllık kariyer planların…
Gündelik koşturmacalar… Birbiri ardınca çözülen, çözülmeyi bekleyen işler… Metropole esir olmuş hayat tarzları… Mezarlıklardan, ölüm gerçeğinden uzak duruşlar…
Bunca hırs, bunca ihtiras, bunca nefes nefese koşturmacalar…
Faiz, döviz, borsa üçgenine sıkışıp kalmış zavallı insan…
Politik gevezeliklerle, futbol kavgalarıyla tükenen, tüketilen ömürler…
Tüketim çılgınlığına kapılıp tükenen insan…
Kredi kartı, bonus, finans ve banka üzerine yıllar ve yıllar boyu uzayıp giden konuşmalar…
Ava giderken avlanan zavallılar…
Hayatında maneviyata yer olmayan birine ne anlatılır, ne söylenir?
Böyle birinin sözü sohbeti kaç para eder?
Oysa yolculuk bu dünyadan ibaret değil…
Bu dünyanın ötesinde nice duraklar, nice geçitler, nice istasyonlar var…
Ölüm var, kabir var, mahşer meydanı var…
Hesap var, sırat var…
Ömründe bir kere olsun Yasin Suresi’nin tefsirini okumamış biriyle hangi meseleyi, kaç dakika konuşabilirsiniz?
Maneviyatla, manevi konularla koca bir ömürde üç beş dakika ilgilenmemiş birine ne anlatılır? Öyle biri bana ne söyleyebilir?
Öyle biriyle sadece yeme içme ve magazin konuşulabilir.
Daha ötesi yoktur onun ufkunda…
İman ve ahiret nuruyla aydınlanmamış biriyle Yusuf Suresi konuşulmaz. Meryem Suresi konuşulmaz…
Öyle biriyle yalnızca kakara kikiri, yalnızca laylaylom…
Kaç dakika? Nereye kadar?
Böyle bir sohbet mümkün mü? Mümkünse ne kadar sürer, sürdürülebilir, tahammül edilebilir?
İşte bu, modern insanın dramı…
Modern insan tek boyutlu… Modern insan sığ… Modern insan yüzeysel…
Allah’tan ve ahiretten uzak hayatlar…
Sahipsiz ve başıboş bir insan ve kâinat tasavvuru…
Anlamsız ve amaçsız yaşam biçimi…
Postmodern liberal geç kapitalizmin geldiği son nokta!
Dördüncü Endüstri Devrimi’nin devrildiği an…
Seküler düşüncenin bittiği yer.
İnsanın en büyük sorularının cevapsız kalması…
Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?
İnsana, hayata, kâinata ve Yaratan’a dair sorular sorulmayacaksa, yaşamaktan maksat ne?
Bu sorular cevapsız kalacaksa eğer, bilim, düşünce ve akıl ne işe yarar?
Deney, gözlem, ölçme, değerlendirme elbette önemli, elbette değerli.
Ama bütün bunlar bir anlam peşinde ise önemli, bir anlam peşinde ise değerli. İnsanın ufkunu açan, problemlerini çözen, anlam krizlerine son veren bilimsel bilgi elbette güzel.
Ama bazılarına laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor…
Deneyin de görün.
Ebediyet yolunda insana iman, ibadet, takva, karşılıksız iyilik, istikamet gerekir.
Bir gece yarısı okunan Kur’ân-ı Kerim, nice bilinmez dertlere devadır.
Kur’an tefsiri gönüllere şifa…
Ama Kur’an’ın şifa ve deva olmasının şartı var: Takva.
Maalesef şu zamanın insanının aklı, ayrıntıları bırakın, esas meseleyi dahi anlayamıyor. Modern insanın kalbi katılaşmış, paslanmış…
Kariyerinin sonunda emeklilik hayalleri kuran pek çokları, ömrün kalan kısmında faiz, döviz ve borsaya yöneliyor. Böyle biri hangi yolun yolcusudur?
Faize odaklanmış akıl, manevi alana giremez.
Oysa bizim sezgilerimiz, inançlarımız vardı…
Ölçme, değerlendirme, deney gözlem… Ampirik yaklaşım, akıl yürütme… Bütün bunlar sayesinde önsezi, sezgi ve inancın anlam ve önemini fark ettik.
Yolumuz uzun dostlar… Yolculuk ötelere…
Üstelik yolculuk süratlendi… Her gün dünya gemisinden inen yüz binlerce insan…
Hazırlıklarımız ne durumda?
Niyazi-i Mısri gibi diyelim:
Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,
Yola geldim lâkin, göçmüş cümle kervan bîhaber…
Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenha, garip,
Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran bîhaber…
 
KAYNAK: kulturdunyasi.com

Yorumlar