Teknoloji devri çocuklarıyız…

Teknoloji devri çocuklarıyız…
 Hülya Günay 
 
 
Pasif bir iletişim hatta iletişimsizlik televizyon, internet hastalığı. Günde dört beş saatini bu aletlerin başında geçiren insanlardan sosyalleşme, etkin iletişim davranışı beklemek imkânsız. 
 
 
 
Bir şarkı derki  ‘’Lale Devri çocuklarıyız biz, zamanımız geçti…’’ ah keşke bir gün teknoloji canavarından kurtulup, bir şarkı tutturup teknoloji devri çocuklarıyız biz, yanlışımızdan döndük diyebilsek.
 
Japonya eğitim modeli, toplumsal yaşantısı, geleneklere bağlılığı ile beğeni toplayan bir ülke olarak birçok belgesele konudur. İzlediğim belgesellerin birinde dikkatimi çeken bir ayrıntı, okullarına ayakkabı ile değil girişte çantadan patik çıkarıp patikleri ile girmeleri olmuştu. Okullarda temizlik için hizmetli, görevli bulunmuyor. Öğretmen ve öğrenciler birlikte yapıyor günlük işlerini. Disiplin, öğrencinin davranışlarının şekillenmesi, hayatı okulda öğrenmeye dair her şey var. Ben temizlik yapmam seçeneği yok. Bir bardak su isteyip yerinden kaldıramadığımız çocuklarımızı düşününce; eğitimin ne olduğunu iyi değerlendirmek, doğru anlamak gerektiği gerçeği ile bir kez daha yüzleşiyoruz. Japon kültürünün örnek alınması gereken davranış modellerinden çıkarım yapsak otuz başlık altında toplamak mümkündür.
 
Kıymetli yazarımız; Muhterem Yüceyılmaz Hanımefendi, bir Japonya gezisi ardından hatıralarını paylaşmıştı. Belgesellere ilave; gözlemlerini dinlemek son derece keyifli, faydalı bilgiler içeriyordu. Yazarımızın; çocuklar hakkında ilgisini çeken bir gözlemi; okul servisi beklerken ayakta kitap okudukları, sokaklarda hiç çocuk sesi, tartışması, koşturmasına rastlamadıkları olduğunu ifade etmişti. Buna ilave hiç kimsenin elinde telefon görmediğini, toplu taşımalarda herkesin kitap okuduğunu hayranlıkla izlediğini belirtmişti. Teknolojiyi üretip, tüm dünyaya satan lakin kendisi sadece ihtiyaç dâhilinde kullanan bir ülke… Cadde, sokaklarda ışıklı tabela, göz yoran bir görüntü olmaması, insanların öğlen yemek arasında bile çalışma halinde, okuma halinde olmaları, paraya mesafeli duruşları asla direk ellerine almayıp bir tabak içinde sunmaları dikkatini çeken ayrıntılar arasındaydı.
 
Japonya örneğini çıkış noktası yaparak dikkat çekmek istediğim husus şu ki, hepimizin ortak sorunu haline gelmiş durumda sosyal medya, telefon, bilgisayar hastalığı. Evde, işyerlerinde, sokakta herkeste bir telefon herkesin gözü telefonda, telefonu bırakınca televizyon, çocuklar bilgisayarda oyun başında. Gezmeye gidiyoruz ev sahibine televizyonun sesini kısar mısın, kapatsak olur mu uyarısı yapıyoruz, sohbet muhabbet gitmiş. Derken beyinleri uyuşmuş bir toplum olma tehlikesi ile karşı karşıyayız.
 
Derslerinden zayıf alan ceza olarak telefonu elinden alınınca bir anda canavara dönüşen çocuklarımız. Bilgisayar oyunlarının içinde kaybolup, çok küçük yaşlarda migren, baş ağrısı ile tanışan yavrularımız. Genel olarak bakınca sosyalleşmeyi unutmuş neredeyse misafire hoş geldin demek için internetten arama motorlarına başvuracak kadar anti sosyal, robot bir neslin varlığı.
 
Pasif bir iletişim hatta iletişimsizlik televizyon, internet hastalığı. Günde dört beş saatini bu aletlerin başında geçiren insanlardan sosyalleşme, etkin iletişim davranışı beklemek imkânsız. Öyle ki telefonda, bilgisayarda yazışırken dahi tüm dil kurallarını katletmeyi bırakın, cevap vermeye tenezzül buyurmadan, yetişkin dâhil herkeste bir hastalık halinde emojileri kullanmak.
 
Ebeveynler olarak çocuklarımızı kuralsız yetiştirirsek, kendi haline bıraktığımız çocuklarımız bizim bıraktığımız boşlukları ya yanlış arkadaş, ya kötü alışkanlıklar ya da ellerinin altında en kolayı teknoloji ile dolduracaklar. Çok küçük yaşlardan itibaren rahat yemek yesin, çizgi film izlerken sessiz otursun, akıllı dursun diye sürekli televizyona, bilgisayara aşina yetiştirdiğimiz çocuk okul dönemi geldiğinde alışkanlıklarını terk etmeyecek doğal olarak teknoloji ile yatıp kalkacaktır. Bir sigara kadar tehlikeli cep telefonu, bilgisayar hastalığı… Ergenlik çağına gelene kadar beyin işlevleri ve vücut gelişimindeki birçok hücresi oluşmamış çocuklarımızın radyasyon ile hücrelerini öldürüyoruz. Düşünme, sorgulama, sosyallik, iletişim kurabilme, bir spor, sanat dalında başarılı olma imkânlarını ellerinden alıyoruz.
 
Bu devirde nasıl elinden telefonu, bilgisayarı alacaksın; kitaplarda okumak kolay diyenler için Japonya örneği ile giriş yaptım. Devamını geleneklerimiz ile bağlamak isterim. Biraz eskilere kendi çocukluk yıllarımıza gidince mutlaka gazete alıp eve dönen dedelerimiz, büyüklerimiz, etraflarında sabırsızlık ile bulmaca eklerini bekleyen bizler. Aile, eş, dost arasında yemeğe gidip gelme, akşam çayları, kışın kestane, ıhlamur; yazın bahçe muhabbetleri.
 
Oynadığımız çocuk oyunları, yakan toplar, körebeler, çatlak patlak, birdirbir, istop, aç kapıyı bezirgân başı… Bebekleri severken tel sarar bebeğim tel sarar tel saramazsa ne sarar… Şimdi kaç çocuk bu oyunları oynuyor. Kaç bebek tel sarıyor, elleri ile… Kolay yemek yedirebilmek için, yaramazlık yapmadan sessizce dursun diye çizgi film, telefonu oyuncak olarak verdiğimiz çocuklarımız ilerleyen yaşlarda teknoloji kolik oluyorlar.
 
Hepimizin el birliği ile geldiği bu noktadan yine hep birlikte kurtulmak mümkün. Kaybettiğimiz muhabbet ve samimiyet ortamlarını kurup, çocuklarımıza geleneksel oyunlarımızı öğretmek, yaşatmak, çocuklarımızı aile ortamlarında muhabbet, sevgi çemberinde büyütmek. Çocuklarını teknolojiden uzak tutabilen, her yaşı gerekleri ve tadı ile yaşatan ebeveynlere ne mutlu; darısı herkesin başına…
 
KAYNAK: bizimsemaver.com

Yorumlar