Sohbet muhabbet…

 
Sohbet muhabbet…
Kağan Çetin 
 
 
Söz, insanı insana, zamanı zamana bağlar. İnsanlık âlemi bir söz ve mânâ uğultusu içinde yaşar. Her yerde, her durumda konuşan insan… Konferanslar, açık oturumlar, paneller, münakaşalar, forumlar… Bütün bunlardan çok farklı olarak “sohbetler”… Diğerlerinde bir resmiyet ve kavga havası varken, sohbetler dostluk ve sevgi ile dolup taşar. Sohbetlerde yalnız bilgi alışverişi yoktur, gönül ve “muhabbet” de vardır. Bu sebepten olacak Türk milleti sohbet sözünün tam karşılığı olarak “muhabbet” sözünü kullanır.[i] 
 
Seyyid Ahmed Arvasî
  
 
 
İlk başta Seyyid Ahmed Arvasî’yi rahmetle yâd edelim. 56 yıllık hayatını okumakla, yazmakla, çileyle geçirdi. Ardında pek çok talebe, dost ve eser bıraktı. Eserleri, geçmişi, günümüzü ve geleceği anlamaya yarayacak önemli ipuçlarıyla dolu: İman, İslâm, Peygamber sevgisi, tarih, estetik, düşünce, medeniyet, millet, maarif… Bunlar anlaşılmadan mazi de anlaşılmaz, istikbal de…
Söze iman, İslâm ve Peygamber sevgisi ile başladık. Tarih, estetik, düşünce diye devam ettirdik.
Bütün bunlar günümüze sohbet ve muhabbet ile ulaştı dostlar…
Sohbet ve muhabbet önemli.
Tamam, kitaplar da önemli ama, söz sadece kitaplarla intikal etmez. Fikir yalnızca sayfalarda kalmaz.
Asıl olan sohbet ve muhabbettir.
Sohbet ve muhabbet adamlarını bulabilmektir.
Gerçek bir sohbetin olduğu yerde dostluk, sevgi, bilgi alışverişi… Hâsılı… Muhabbet vardır.
Sohbet edelim diyorsun.
Güzel…
Muhabbetin var mı? Anlamaya, dinlemeye, öğrenmeye niyetin?
Yoksa başka hesaplar peşinde misin?
Horoz dövüşü mü asıl maksadın, rekabet mi?
Yeni demlenmiş çayın var mı?
Hüsn-ü niyeti bilir misin? Hüsn-ü nazar sizin oralara uğradı mı?
Ahirzamanın en zor, en zorlu zamanlarında yaşıyoruz.
Kolay değil ehl-i sohbet, ehl-i muhabbet kimseleri bulmak…
Sohbet ve muhabbet, bir ehliyet meselesi demek ki…
Her önüne gelenle sohbet mümkün değil…
Hele muhabbet… Yalnızca sevgi ve dostlukla mümkün.
Temiz ve güzel bir mekânda eski bir dost varsa, sohbet de olur, muhabbet de…
Muhabbet…
Ne güzel, ne sevimli kelime…
Muhabbet, kendine has bir müzik, bir melodi, bir armoni taşıyan samimiyet dolu bir kelime…
Herhalde bu kelimeyi en güzel Pir Sultan Abdal anlatmış:
Muhabbet baldan tatlıdır
Doyamazsın demedim mi?
Sohbet ve muhabbetten söz açılınca konu nerelere uzanmaz ki?
Akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim, hiss-i selim…
Tenkitçi değil, anlamaya yönelmiş bir akıl olacak sohbette… Buna akl-ı selim diyoruz.
Taşlaşmış, katılaşmış, inatlaşmaya odaklanmış bir kalp değil, yumuşamış bir kalp gerek muhabbet için… Buna da kalb-i selim diyoruz.
Bizim Yunus’a kulak verelim:
Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter.
Nice yumuşak söylese, sözü savaşa benzer.
 
İnsanın, hayatın, kâinatın muhabbeti olur da…
Faizin, dövizin, borsanın, arsanın muhabbeti olmaz.
Kredi kartının, bonusun muhabbeti hiç olmaz.
Muhabbeti olacak şey var, olmayacak şey var!
İşte bunu idrak etmeye de zevk-i selim diyoruz. Yani muhabbet edilebilecek konular hakkında biraz zevk sahibi olabilmek.
Son tahlilde hiss-i selim gerekir:
Rekabetten, inattan, kibirden, hasetten, gıybetten, dedikodudan uzak durmak.
Yine Yunus Emre’den yardım isteyelim:
Ben gelmedim dava için, benim işim sevgi için…
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim.
Sırf muhabbet olsun diye sohbet edilir, yola-yolculuğa çıkılır.
Muhabbet olsun diye belgesel, film çekilir, program yapılır.
Muhabbet olsun diye çay demlenir, yemek yenir.
Türk Mavisi’nin sohbeti de olur, muhabbeti de. Ehlini buldun mu olur.
Hüsn-ü hattın, çininin, tezhibin, ebru sanatının… Nihavent makamının muhabbetine doyulmaz.
Ama muhabbet her önüne gelenle olmaz.
Sohbet muhabbete çay, kahve yakışır ama…
Faiz, döviz, borsa, arsa, otomobil, politika, futbol, kakara kikiri, laylaylom yakışmaz… Magazin, kredi kartı, bonus, ego, bencillik, benmerkezcilik yakışmaz… Bu kelimeler geldiği anda sohbet biter, muhabbet gider. Bu kelimeler ön planda da, arka planda da olmaz!
Akıllı telefonun, tabletin, televizyonun, bilgisayarın açık olduğu yerde sohbet kapanır, muhabbet kaybolur.
Televizyonlarda 7 / 24 dönen o üç yarışma programının izlendiği yerde sohbet olur mu? Muhabbet hissedilir mi?
Sohbetin, muhabbetin de bir âdâbı, bir edebi mi varmış demek ki?
Yazımızı yine Seyyid Ahmed Arvasî’den bir alıntıyla bitirelim:
Bir müddet önce, uzun zamandan beri görüşemediğim, gerçekten de çok sevdiğim bir arkadaşım ile karşılaştık. Daha doğrusu, o lütfedip beni aramıştı. İstanbul’da idik, evimizde idik, Erenköy’ün her şeye rağmen bir parça huzur taşıyan havasını teneffüs ediyorduk. Temiz bir mekân, eski bir dost, bir de yeni demlenmiş çay varsa, Anadolu’da sohbet başlar ve hemen koyulaşır. Bizim de öyle oldu. Önce hatıralar tazelendi, sonra aktüaliteye gelindi. Hatıralarda birleşiyorduk, fakat aktüel konularda esasta anlaşmakla beraber hiç de küçümsenmeyecek bazı düşünce ve kanaat ayrılığımız vardı. Bu ayrılığı münazara ve münakaşa ile çoğaltmak yahut sohbetle tatlı tatlı azaltmak mümkündü. Biz dost idik, bu sebeple sohbeti tercih ettik.[ii]
 
[i] Sohbetler, Seyit Ahmet Arvasi, s. 13, Bilgeoğuz Yayınları, Ekim 2015
[ii] Sohbetler, Seyit Ahmet Arvasi, s. 14, Bilgeoğuz Yayınları, Ekim 2015
 
KAYNAK: bizimsemaver.com

Yorumlar