Paylaşıyorum O Halde Varım

İşyerinde her günü aynı geçerdi. İşteyken öğlen arası ve çıkış saati dışında hiç bir şey düşünemezdi. Yine böyle bir günün sabahında “öğlen olsa da yemeğe çıksak” diye düşünmekteydi.. Öyle böyle derken öğleni ediverdi. Koşar adımlarla yemeğe çıktı ve birkaç dakika geçmeden koşar adımlarla dönüp telefonunu aldı. 
 
Sanki telefonu olmasaydı aç kalacakmış gibi “Aman Allah’ım telefonumu almadan yemeğe çıkmışım” diye söylendi. 
 
Yemek yiyecekleri mekanda siparişini verdikten sonra beklemeye koyuldu. Yanında arkadaşları olmasına rağmen yemeğini beklerken arkadaşlarıyla değil telefonuyla ilgilendi. Telefonuna bakarken kendi kendine gülümsüyor, değişik değişik mimikler yapıyordu.
 
Bir tek kendisi değil restauranttaki hemen herkes aynı şeyleri yapıyordu. Neredeyse kimse kimseyle konuşmuyor, sadece elindeki telefonuyla ilgileniyordu.
 
Yemekler sofraya geldiğinde sanki bir assolist sahneye çıkmışçasına bir anda flaşlar patlamaya başladı. Herkes önüne konan yemeği değişik açılardan fotoğraflamaya başladı. “Üf be şuna bak, dur hemen feyse atayım şunu, aha bu da instagrama gitsin...” gibi sözler herkesin ağzından dökülmeye başladı. 
 
Herkes sosyal olma telaşındaydı. “Bakın ben de güzel yemekler yiyorum, ben de sosyalim, işte bu da kanıtı” der gibi çektikleri fotoğrafları sosyal medyadan paylaşıyorlardı. 
 
Paylaşmak fiili sosyal medya yüzünden değişik bir hal almıştı. Önceden paylaşmak deyince, “elindekini paylaşmak, bölüşmek” anlaşılırken, şimdilerde facebookta paylaşmak olarak anlaşılır olmuştu.. 
 
Yemektekiler için yenilen yemeğin tadı, tuzu, acısı hiç önemli değildi. Fotoğrafta güzel çıksın ve onlarca beğeni alsın onlar için yeterliydi. Hele ki bir de “paylaşım” alırsa değmeyin keyiflerine. 
 
Bu yemeği görüp yutkunacak, bu yemeği görüp yiyemeyecek olanların onlar için bir önemi yoktu. Tek düşündükleri alacakları beğeniler, yorumlar ve paylaşımlardı. 
 
Oysa anamız, babamız böyle miydi? Onlar yaptıkları gıda alışverişlerini bile kolu komşu görmesin diye kase kağıdına saran kişilerdi. O zamanlarda lokantaların masaları şimdiki gibi sokaklara taşmamıştı. O zamanlar lokantaların vitrinlerinde perde olurdu. Böylece lokantada yemek yiyemeyenlerin canı çekmezdi. Böyle mevzular bu kadar ince düşünülürdü.
 
Onlar evinde pişirdikleri yemek kolu komşuya kokmuştur diye bir tencere fazla yapıp komşusuna da ikramda bulunan, onlarla paylaşan kişilerdi. O zamanlar; paylaşmanın sadece “bölüşmek, elinde olandan vermek” olduğu zamanlardı.
 
Onlar yemekten önce fotoğraf değil besmele çeken kişilerdi. O zamanlar sosyalleşmenin sanal ortamlarla değil, paylaşarak, bölüşerek yapıldığı zamanlardı. 
 
Eskiden fotoğraflar da çok kıymetliydi. Öyle her şeyin fotoğrafı çekilmezdi. Pozlar sayılıydı. Ki o zamanlar bir yemeğin fotoğrafını çekip albümüne koyan kimse de çıkmadı. Öyle biri çıksaydı, o kişi için iyi şeyler söylenmezdi. Muhtemelen aralarında şöyle bir diyalog geçerdi.
 
“Aaa bak bu da yediğimiz yemeğin fotoğrafı”
 
“Manyak mı ne, gitmiş de yemeğin fotoğrafını çekmiş”
 
Oysa şimdi ki muhabbetler şöyle gelişiyor : 
 
“İşte öğlen yemeğim. İtalyan usulu Risotto Alla Pescatore. (Öyle karnıyarık, kuru fasulye, çorba, makarna yiyen de yok. Böyle alengirli bir ismi olacak yediğin yemeğin.)
 
“ Vaay risotto alla pescatore he. Daha dün yedim ondan. (Karşı taraf da hiç aşağıda kalır mı, yemeğin ismini duymamış olsa da, yemişim demeli ki ona da beğeni gelsin.) 
 
Paylaşılan yemek fotoğraflarıyla söylenmek istenen şunlar mı acaba ?
 
“Benim yediğim yemek daha güzel, daha pahalı, daha süslü, daha asortik.” 
“Ben de geziyorum, ben de sosyalim”
“Ne kadar paylaşırsam o kadar sosyalim”. 
“Paylaşıyorum o halde varım” .
 
Ne yediğimizi kimse bilmesin diyen bir nesil, ne oldu da yediğimi herkes görsün, bilsin diyen bir nesle dönüştü? Lokmasını paylaşan bir nesil, ne oldu da lokmasının fotoğrafını paylaşan bir nesle dönüştü?
 
Fotoğrafların değil, lokmaların paylaşıldığı günlere geri dönmek dileğiyle. 
 

Yorumlar

yazıyı cok abartılı buldum

yazıyı cok abartılı buldum eskiden kelimesini cok fazla kullanıp gençleri sıkmamak gerek artık herkes kendi maddi durumuna göre dışarıda yemek yiyebiliyor

yazılan bu yazı tamamen

yazılan bu yazı tamamen gerçekleri yansıtmadığı gibi aynı zamanda yeniliklere ve ilerlemiş teknolojiye karşı olunması gerektiğini söylüyor. yazının doğru yanları var ancak yanlış yönleri de var 1. biz önümüze bir yemek geldiği zaman evet fotoğrafını çekiyoruz ancak bu besmele çekmedimiz anlamına gelmez , 2.bizi takip eden insanları kıskandırmak , onlara eziyet etmek için değil yeni görseller görmeleri ve farklı yemekleri sunmayı amaçlıyoruz , 3. onları sosyal medyada paylaşıyoruz eğer karşımıza gücü yetmeyen biri gelse onunla da paylaşırız ve son olarak değişik isimli yemekler yemek hava atılmak için söylenmiş olsada yeni kültürler tanınmış oluyor. Kısacası eskiden şartlar çok farklıydı , teknoloji gelişmemişti oysa şimdi son sınırında sayılır o yüzden eskiyle bu zamanı karşılaştırmak yanlış.Ülkemizde baş gösteren birçok sorun varken gidip de bunlardan yakınmak yanlış bence.