Ne Olacak ki?

Ne olacak ki, aynısını O’nun yüzüne de söylerim !

- “Gördün mü kendisine … marka kıyafetler almış, bi de param yok diyordu! Geçende de ailecek bilmem nereye tatile gittilerdi .”

- “Hııııı bu muymuş nişanşlısı, bunun neresi yakışıklı ?. Zengin miymiş bari ”

- “ Kayınvalideme de ne yapsam yaranamadım bi türlü. Görümcem de sanki beni hiç sevmiyor!”

- “ ….’ nın kızı o fakülteyi mi kazanmış! Milyarlar harcadılar o kız için, yazık o paralara!”

- “ Rüküş, bildiğin rüküş, nasıl zevksiz giyiniyor.”

- “ Kadının kocası pısırığın teki, ne derse yaptırıyor.”

-“ Geçen bi uğradım, evi nasıl dağınık, nasıl! Bi de çayın yanına bi poğaça yapmış, yenmez. O kadar kötü .”

-“ Yıllardır bi ev sahibi olamadılar, ne yapıyorlar onca parayı bilmem.

.....

            Uzayıp giden bu gereksiz söz sarfiyatları biz farkında olmadan hem zamanımızı hem sevaplarımızı alıp götürürken, belli bir sayı ile takdir edilmiş nefeslerimizi tüketiyor, asıl maksadında kullanılması gereken kelime ve cümle hazinemizi boşa harcatıyorlar.

Her hangi bir konu yada kişi hakkında fikrimizi soran bir arkadaşımıza “Sanıyorum, zannederim ki, bence ” diye başlayan ve düşünmeden arkasını getirdiğimiz cümleler kurup, doğru ya da yanlış konuşuveririz. Sonra da “ne olacak ki aynısını yüzüne de söylerim” der geçeriz. Sanki bu cümleyi kurunca içimiz bir rahatlar, kendimizi dedikodu yapmadığımıza inandırmaya çalışırız.!

Çok kolaylıkla kişiler için hoş olmayan yakıştırmalar yapar, isimler takarız. Belli bir zümre, grup, kültür veya dine mensup insanlara hiç günaha girmiyormuşuz gibi hem hüküm giydirir hem eleştiriler yapar hem de kendimizi(nefislerimizi) haklı çıkaracak yönler buluruz. Cenabı Allah bizleri affeylesin.

“Ey inananlar! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler! Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar da kendilerinden daha iyidirler! Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın! İnandıktan sonra (kişinin) adının kötüye çıkması, fasık damgası yemesi ne kötü bir şeydir. Kim tevbe etmezse, işte onlar zalimlerdir.”

“ Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurat 49/11-12)

Ayetler tefsire gerek kalmadan, kendini apaçık izah etmiyor mu ?

Gıybetin anlamını ne yazık ki tam olarak bilmediğimiz için yüzüne karşı söyleyince günah olmayacağı gibi yanlış-kulaktan dolma dini bilgiye sahibiz.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– "Gıybet nedir, bilir misiniz?"

– Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dediler. Hz. Peygamber:

"Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır" buyurdu.

– Söylenen ayıp eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?" diye soruldu.

"Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir, " buyurdu. (Müslim, Birr 70; Ebû Dâvûd, Edeb 35; Tirmizî, Birr 23)

YA RABBİ,

Bizler günahkârız, aciziz, farkında değiliz. Günahlarımızı affeyle, lütfeyle, kerem eyle,

Bizlere Senin ve Hz. Peygamberimiz(sav)’in uyarılarını dikkate aldığımız, hoşnut olmayacağın konuşmalardan, davranışlardan  kaçındığımız, nefeslerimizi, nefislerimizi ve bizlere takdir ettiğin her nimetini Senin yolunda, Senin razı ve hoşnut olacağın şekilde kullanacağımız ömürler ihsan eyle. Amin amin amin...

Velhamdü-lillahi-Rabbül-alemin.

Selam ve dua ile...

Yorumlar

(X)
Kapat
-->