Gül Yaprağı

Gül Yaprağı
Hülya Günay 
 
 
 
Kendimize dost olmak; nefsimizi hilelerden, kıskançlıklardan, egodan, tembellikten arındırıp ruhumuza, bedenimize varlığımıza dost olmak. Yaratılış nedenlerimizi sorgulamak, cevabını bulmak, sindirmek… En büyük adım belki de ne yolda olursak olalım, inancımız, değerlerimiz ne olursa olsun yaşadığımız hayatı sindirebilmek.
 
 
 
 
 
Günler, haftalar, aylar, yıllar, vakitler, hızla akıp geçerken bizler rüzgârların önünde sürüklenen yapraklar misali dur durak bilmeksizin bir taraflara sürükleniyoruz. Kan ter içindeyiz, gençlerimiz yorgun, hayattan yaş almakta olanlarımız, yaş almışlarımız halen hayatı anlama mücadelesi içinde. Tenkit; tenkit fırsatı kollama ruh hali esir almış yürekleri. Şöyle sımsıcak, samimi, sevecen, yapıcı bir ‘’Merhaba’’ ya ne kadar da ihtiyacımız var.
 
Yanlışlık, yanlış anlamalar tenkit alışkanlığından doğuyor. Tüm tenkitleri de din adına yapıyor olunca büyük bir çelişki içinde olduğumuzu fark etmiyoruz aslında. İslam tenkit değil, tebliğ üzeredir. Her kelam Kuran- ı Kerim’de, Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerinde söylenmiştir. O halde bu kin, bu ikilem, bu bölünmüşlük, bu yorgunluk niye… Batı insanı içindir bunalım, depresyon, mümin sevinmekten, kendinden geçip rahata düşmenin ve yerinmekten yerlerde sürünmenin çok ötesindedir. Mümin gerçekçidir. Sarih bir kitaba inanmış olarak zanlara, nefsini teselli edecek fetvalara ihtiyacı yoktur. O halde nedir bu içinden çıkamaz halde olduğumuz, küçük, büyük herkesin şikâyetçi olduğu adaletsizlik, huzursuzluk, sosyal yozlaşma. Adalet yüreklerde tesis edilir. Huzur merhametli, vicdanlı seslerin yükseldiği ortamlarda bulunur. Güzel yürekler kendine dost olabilen insanlarda bulunabilecek bir lütuftur.
 
Kendimize dost olmak; nefsimizi hilelerden, kıskançlıklardan, egodan, tembellikten arındırıp ruhumuza, bedenimize varlığımıza dost olmak. Yaratılış nedenlerimizi sorgulamak, cevabını bulmak, sindirmek… En büyük adım belki de ne yolda olursak olalım, inancımız, değerlerimiz ne olursa olsun yaşadığımız hayatı sindirebilmek.
 
Değerlerimize dost olmak, tarihimize, coğrafyamıza, kurda, kuşa, ağaca, taşa, toprağa, komşuya, fikirlere dost olmak. Tabiatta her şey yerli yerinde…  İnsana gelince insan gönülden ibaret değil midir? Uzuvlarımızı güzelleştiren, anlam katan sevgi dolu yüreğimiz değil midir? Sabrımız, merhametimiz, vicdanımız, anlayışımız… Bizi biz yapan gönlümüz değil midir? Gönlümüze dost muyuz? Uzuvlarımıza… Dost gözü görmeden gözlerimizin içi gülebiliyor mu, dostumuzun yüreğindeki hüznü vakum gibi çekmeden yüreklerimiz inşirah buluyor mu? Komşumuz aç iken biz evimizde tıka basa yiyip huzurla yastığa baş koyabiliyor muyuz? Sokakta aç, çıplak çocuklar görüp, vicdanen rahat olarak dünyayı çocuğumuzun ayakları altına serebiliyor muyuz?
 
Uykuya dost; televizyona dost, sosyal medyaya dost, okumaya, araştırmaya, merak etmeye mesafeli, politikaya dost, karşıt fikirlere mesafeli, hırs-ı mal ve hırs-ı gösterişe dost, sadeliğe, samimiyete, doğallığa mesafeli. Popüler mekânlar ve etkinliklere dost, tarih kokan sokaklara, mimariye, sanata, kültüre mesafeli… Dostlukları insanın tercihleri belirliyor.
 
‘’Kendine dost olmayanlar, gayrıya dost olmazlar.’’ Diyor Fethi Gemuhluoğlu. İçimize dönmek, yüreğimizin sesini dinlemek… Gerçek ihtiyaç, beklentilerimizi tespit etmek, o çıkış noktası ile yol almak. İnsanın şikâyetçi olduğu her şeyin kaynağı; kendi dışında gelişen hadiseler istisna olmak üzere kendisidir aslında. Dost olmanın hakkını veremezsek dost bulamayız. İnsan kalmanın hakkını veremezsek, suç oranlarının azaldığı, saygı, sevgi ve birlikte yaşama kurallarının geçerli olduğu medeni, huzurlu bir toplum bulamayız.
 
Tarihe dost olup, tarihi dersler çıkaramazsak toplumsal kargaşalarımız bitmez. Coğrafyamıza dost olamazsak coğrafyamız huzur bulmaz. Etrafımızda yaşanan felaketlere bir gazete, televizyon haberi gibi bakıp idrakinde olmadığımız sürece farkındalık yaşamak mümkün olmaz.
 
Huzur içinde uyuyup, vitrin bakıp, güle, oynaya menfi pazarlıklarımıza devam ettiğimiz sürece; birbirimizin acıları, gözyaşlarından beslendiğimiz, krizleri fırsata çevirme hırsından kopmadığımız sürece kendimize olan saygımıza, insan kalmaya mesafe koyacağımız gibi; bu mesafeler de huzurla aramıza mesafe olup; idrak edemediğimiz, duyarsız kaldığımız felaketler, felaketimiz olacaktır.
 
O halde var mıyız; bardakların dolup taşmak üzere olduğu sulara bir gül yaprağı gibi süzülmeye. Herkesin nezaket kuralları içinde birbirine hissettirmeden kapalı, kimi zaman en direk şekilde oklar, dikenler attığı bir ortamda gül kokusu ile çevremize huzur vermeye. Dünya değişmez sloganlarını yıkıp, insan olarak doğan ve insan kalmak mücadelesi içinde olma zorunluluğumuzun farkında olmaya var mıyız? Ne yaparsak yapalım en iyisini, en güzelini, insana yakışır şekilde yapmaya var mıyız? Kırıp, döküp, lafların altında insanları ezip sonra da mutluluk nağraları atmak yerine güzel söz sanatı söylemek için uğraşmaya, muhabbete, iyiliğe var mıyız? Zalim olmaktansa mazlum olmayı seçecek cesarete, kendi kendini gözden geçirmeye ve içimizdeki karanlıkları kendi ışığımız ile aydınlatmaya var mıyız?
 
Şâh-ı Velâyet Sırrı-ı Hidayet Hz. Ali kelâmı ile: "Gözü olana sabah ışımıştır."
 
KAYNAK: bizimsemaver.com

Yorumlar