ERKAN SEN NURCU MU OLDUN...

KENDİNİZİ KISACA TANITABİLİR MİSİNİZ?

Kendime objektif bakarım her zaman. Bir tartışma konusunda kendimi suçlarım / savunurum öyle bir tavrım vardır. Çocukluğumda benim bu ilginç tavrım yüzünden pek çok kişinin güvenini kazanmışımdır.

İnanılmaz bir şekilde maymun iştahlıyımdır ve merak ettiğim ne varsa köküne kadar inerim. Özetle, duyarak öğrenmem, olayı araştırır ve kaynaklarla öğrenirim. Futbol ve kıraathanelerden nefret ederim ve amaçsız yaşayan insanları hala anlamış değilim. Hayatta en büyük korkum: ‘Azgın bir genç ve cahil bir ihtiyar olmaktır.’ Üniversite Son sınıf öğrencisiyim ve İstanbul da ikametgâh etmekteyim.

BARDA GİTAR ÇALMAYA BAŞLAMASI

Liseye kadar hiç bir faaliyetim yoktu. Ne bir halı saha maçı nede bir futbol izlerdim. Varsa yoksa Karikatür çizer ve mizah dergilerinin önlerinde kendi dünyamızın artistlerinden bir kaç çizim taktikleri alırdım. Öyle mutlu olurdum. Üniversitede ise bir arkadaşımın Bass gitar çalması beni çok etkiledi ve 1 haftada çalışıp, koşturup bir Bass gitar aldım.(Fırınlarda un taşıyıp, kafelerde temizlik yaparak kazandığım para ile) Kendi kendime ve arkadaşların desteği ile dört ayda tam bir profesyonel kıvamına geldim. İlk başlarda bunu eğlence olarak görüyordum fakat üniversitede ki ders sıkıntıları ve tezlerin baskısı yüzünden inanılmaz bir şekilde stres yapıyordum ve gitarla kafa dağıtıyordum.

Üniversitede sabahları kantinde çalışırdım ve öğleden sonra kütüphanede çalışırdım. Ders aralarında fotokopi çekerdim ve aylık aldığım maaşlarla kendimi geçindirirdim. Babamdan sadece üniversite 1. sınıfa başlarken bir kere harç parası aldım ve ondan sonra hiç bi şekilde para almadım.

Tabi ki öğrenci evinde kalıyordum. Ev arkadaşım vardı haylaz ve amaçsız biriydi bende onu evden çıkmasını istedim ve evde tek başıma kalmaya başladım. Titiz bir öğrenciydim ve ev sahibi titiz olduğum için Allah razı olsun ondan “200 tl olan kirayı 100 tl ver ama böyle temiz olursan otur” demişti. Ama yinede para yetmiyordu bana. Anneme para yolluyordum üniversitede okuduğum yıllar. Çünkü babam ilginç biridir. Hemen hemen 1.500 tl maaşı vardır ama ‘İDARE ET’ diyerek pekte bir şey vermez anneme. Parayı anneme, kiraya verdikten sonra zor bela ay sonunu getiriyordum. Bir arkadaşım bana Rock Bar’da çalmak ister misin? sorusu beni Bar ortamına ilk adımlarımı attırdı. İyi kazanıyordum fakat sigara ve alkol kokusu yüzünden ilk bir hafta çok zorlandım ve tam 2 sene orada çalıştım. Çalıştığım süre zarfında nedense Maymun İştahlığımın iyi huylu olduğunu Sigara ve Alkol’e meylim olmadığı zaman anladım.

RİSALE-İ NUR İLE TANIŞMASI

İşte günlerden bir gün Söğütlü Tren İstasyonundan Rıhtıma inecektim. Planım ilk sahafları dolaşıp karikatür albümleri toplayıp AKBABA mizah dergilerinin 1946–1955 yıllarına bakacaktım ve oradan da Rock Bar’a gidecektim. Yağmurlu bir gündü ve hava epey bi soğuk. Söğütlü Tren İstasyonunu bilen bilir. Aşağısı çimenler ve ağaçlarla doludur. Alt geçide doğru yol alırken sağ tarafta bir kitap gördüm. Cilt şeklinde ve çamura bulanmış epeyce de ıslanmış. Kitabın ismini merak ettim ve biraz yanaştım kitabın yanına ve kitap yarıya kadar çamura sapmanmış ve kitabın ismini öğrenmek biraz zordu yani tahmin yürütmem lazımdı çünkü.

Kitaba pür dikkat baktım ve yaldız rengi mürekkep ile pres baskı ‘LEM’ yazmaktaydı. Düşündüm kendi kendime Lem ile ne kitap başlar diye sonra saate baktım kısıtlı bir sürem vardı ve aman! boşver dedim ve hızlı adımla ile alt geçitten indim ve eski osalı pazarının orada ilerlerken kafam hala ‘LEM’ deydi. Maymun iştahımın baskısı ağırlaştı ve merak tüm vücuduma yayıldı. Lem ile ilgili kelimeler kuruyordum ama hiç bir anlam çıkmıyordu.

Nedir bu lem diye düşüne düşüne Rıhtım’a kadar inmiştim. İş bankasının orada durdum ve kendi kendime ‘artık dayanamayacağım’ diyerek koşmaya başladım İstasyona doğru. Amacım o kitabın ismini öğrenmek. Çünkü bu kitap beni perişan edecek yoksa Lem Lem diye diye aklımı yitirebilirdim çok ciddiyim. Merak ederdim böyle şeyleri. Koşarken kaç kişiye çarptım ve kaç kişi gitarın klavyesinin ağır darbesine maruz kaldı bilmiyorum ama içimden de diyordum ki “İnşallah şu kitap alınmamıştır da ismini öğrenebilirim”.

Koşarken de bide şunu düşündüm. Ben bir an önce para biriktirip bir Psikiyatriye gitmeliydim. Çünkü normal bir davranış sergilemiyordum. Kendime hep gülüyordum hem de kitap kaybolmaz inşallah diye çok endişeliydim.

Alt geçitten beşer beşer indim merdivenleri ve çıkarken de üçer üçer çıktım baktım ki kitap orada o kadar çok sevindim ki anlatamam. Sıradan bir kitabın beni bu kadar sevindireceğine hiç inanmazdım ve inanamadım da.

Kitabı elime almadan önce kitaba şöyle uzaktan baktım ve insan gerçekten çok ilginç olabiliyor şuna bak sıradan bir kitap beni kan ter içinde bıraktı ve o sıra eyvah gitarım dedim ve gitarın durumuna bakmak için çantayı açtım ve gitarın bir teli kopmuştu ve birde onun endişesi sarmıştı. Şu kitabın adına bir bakayım sonra defolup gideyim dedim. Kitabı çamurdan çıkardım ve bir köşeye geçtim bir yere oturdum. Kitabın yarısı çamurdu. Yavaş yavaş silerek Kitabın ismini öğrenmeye başlıyordum.

LEM, biraz sildim, LEM’A. O sıra dedim ki inşallah sonu N ile biter de LEMAN dergisidir Mizah dergisi koleksiyonum vardı ona koyarım hem de bu yıllık fasikülüdür her halde derken LEM’AL, biraz sonra, LEM’ALA, LEM’ALAR.

LEMALAR İLE PARLAYAN IŞIK

LEM’ALAR? Bu ne ya demişim yüksek bir sesle. Bir çıkmaza girdim resmen. LEM’i öğreneyim derken bu sefer Lem’alar çıktı başıma diyerek kitabı aldım elime ve bu sefer rıhtım yakınındaki sahaf ahmet abinin yanına doğru koşmaya başladım ve cep telefonum çalıyor, mesajlar geliyor hiç birine bakmıyordum.

Sahaf ahmet abinin yanına gittiğim zaman ahmet abinin o yüz ifadesini unutamam. Ben kan ter içinde ve üstümdeki t-shirt sırıl sıklam olmuş elimde çamurlu kitap…

“Hayırdır erkan barda bir kavga mı çıktı?” dedi. Ben de “abi sana bir şey soracağım” dedim. “Bu kitap ne abi ya lem’alar yazıyor allah aşkına şu lem’alar ne demek yani türkçe mi? Bu nedir” dedim.

“Sakin ol erkan” dedi. “Otur biraz çıldırmış gibisin”. Hayırdır derken benim ısrarım üzerine bana bir lügat verdi osmanlıca- türçe ve al burada bulursun dedi.

Ben de kitabı hızlı hızlı açarken lem’alara bakarken ‘lem’ i gördüm lügatta. Hemen anlamına baktım. Lem: parıldama, parlama. Parlayış anlamında Lem’a: parlamak. Şimşek gibi çakmak. Güneş ve yıldız gibi parlamak. El ile veya elbise gibi bir şeyle işaret etmek anlamına geliyormuş. Ve şok oldum gerçekten. Seneryo o kadar mükemmel ki.

Lem bana parladı resmen ve o parlama beni rıhtımdan istasyona kadar koşturdu ve lem’a da beni resmen çarptı istasyondan rıhtım’a kadar koşturdu ve öğrendikten sonra ahmet abi bana “erkan o kitap mahvolmuş güzelim. Ne yapacaksın bak görmüyor musun at gitsin yenisini al” dedi. Bende dedim ki “yooo. Abi bu kitapta var bi şeylerve bu kitabın ne içerdikte olduğunu bilmiyorum ama bu kitabı adam edip okuyacağım. Bu sıradan bir kitap değil” dedim.

Ahmet abinin cevabı ise ilginç ti “bu aralar bilim-kurgu filmlerinden uzak durmanı tavsiye ediyorum”.

ÇAMURLU KİTAP, İKİ BUÇUK HAFTADA OKUNACAK HALE GELDİ

O sıra cevap vermeden hemen eve gittim. Trene bindim ve kitaba bir zarar vermemek için kitabı hiç açmadım ve pek kurcalamadım. Evimiz sobalıydı ve o günde soba sıcacık yanıyordu. Hemen kitabı aldım ve üstündeki çamuru titizlikle temizledim ve hafif ıslak bezle kapağını sildim ve kitap bir kaç yerinden darbe almış üstünde ve altında bir şeyler yazıyor ama okunmayacak bir şekildeydi. (yani üste Risale-i Nur Külliyatından yazısı aşağıda ise müellifi Bediüzzaman Said Nursi yazmıyordu)

Çamur ve sürtünmeden dolayı kitabın kapağında sadece lem’alar yazısı vardı. Kitabı dik şekilde sobanın yanına koydum ve ıslak sayfalarının arasına kürdan ve şeffaf dosya kağıdı ile birbirine yapışmaması için koydum ve kitabın kurumasını bekledim. Kitap kurumaya başladığı sıra kurumuş çamurları elimde ufalayıp kitabı resmen hayata döndürüyordum. Matbaada çalışmıştım ve şamua kağıdı bilirdim ve ciltlemeden de anlardım.

Kitap tam iki buçuk haftada kendine gelebildi ve ben ikibuçuk hafta ne bara gittim nede telefona baktım. İki buçuk hafta sonucunda kitap sert sayfalı ama temiz bir şekilde istediğim kıvama gelmişti. Kitabın ciltleme tipine bakacaktım yani dikişli ciltmi yoksa amerikan ciltmi diye ve kitabı aldım elime ve tam ortasına yakın bir yeri açtım ve kitabın cildine baktım ciltleme dikişli ve bir sorun yok.

KİTABIN ÇOK MANTIKLI VE MARJİNAL BİR ANLATIMI VARDI

O sırada 25.Lema Hastalar Risalesi adlı bir başlık gördüm. Merak ettim ve kitabı biraz okudum. Birinci devayı okudum ve çok ilgimi çekti kitap. Kitapta hastalığın ibadet olduğunu ve hayatımızda çok önemli yeri olduğunu bildiriyordu. Çok mantıklı ve marjinal bir anlatımı vardı.

Nasihat benim için çok önemli. İşte Lem’alar kitabı da, kırmadan ve temsili hikâyelerle hastalığı anlatması hoşuma gitti ve dört elle sarıldım bu kitaba. 4.devayı okuduğum sıra beynim döndü resmen. O gün çok ağladığımı bilirim ve epeyce okudum hastalar risalesini ve 19.devadan sonra ilerisini okumadan biraz ileri sayfaları biraz geri sayfalara göz attım ve ihlas-tesettür-hastalar-ihtiyarlar risalesi derken kendimi kaptırdım ve bu bilgileri bardaki arkadaşlara anlatmak için yarının gelmesini dört gözle beklemekteydim.

RİSALE-İ NUR’LA İLK TANIŞTIĞINIZDA SİZİ EN ÇOK NE ETKİLEMİŞTİ?

Tabi ki lem’alar kitabını bulmuştum ve göz geçirmiştim ama ne yazarını biliyordum nede bu kitabın ne amaçla yazıldığını. Ama kitabın büyüsüne kapılmıştım. Kitabın o kadar modern bir anlatımı vardı ki örnek gösterdiği olaylar güncel hayatımızda olan şeylerdi. Kitabı okurken bu kitabı yazan kim ise şayet yaşıyorsa gideceğim yanına ve gitarımı satıp yol parası edip gideceğim yanına ve bu başımdan geçeni anlatıp tanışmak istiyordum. İnanılmaz bir kitaptı çünkü.

O kadar fetva ve dini kitap okudum ama böyle candan ve samimi bir anlatım tarzı görmemiştim. Ben en çok etkileyen kısmı anlatım tarzının benzersiz olması. Hani anneniz size bir şey anlattığı vakit örnekler verir ve konuyu açar ve kendi deneyimleriyle muthiş bir nasihat çıkar ya işte bu yazarda samimi olmak gerekirse annemin bana öğretemediği ve hep öğrenmek istediğim şeyleri öğretmişti bana. Kesinlikle her mısrayı okuduğumda şunu diyordum. Ya ben bu kitabı yazan yazarı bulup ellerini öpeceğim ve ders veriyorsa gidip ders alacağım gerekirse satarım koleksiyonlarımı ve gitarımı yerleşirim yanına…

Yorumlar

Sabah olmuştu ve cep telefonu

Sabah olmuştu ve cep telefonu elime aldığımda 126 çağrı ve 52 mesaj gelmişti ve hiç birine bakmadan trene bindim ve söğütlü tren istasyonuna doğru trenle giderken cep telefonumdaki çağrılara ve mesajlara baktım ve “gelmiyormusun? Erkan nerede kaldın? Bar sahibi seni soruyor erkan” gibi mesajlar gelmişti ve çağrılarda ise İsmet bey aramıştı 15 kere (bar sahibi), üniversiteden arkadaşlar ve bardan arkadaşlar.

Elimde Lemalar kitabı vardı ve bara gidip arkadaşlara ne olduğunu anlatacaktım. İstasyondan yürüyerek bar’ın kapısından içeri tam giriyordum birden arkadaşlarım beni görüp kimisi sarıldı ve kimisi kızmış bir şekilde beni karşıladı ve içeri girdim. İsmet bey hemen yanıma geldi ve bana “hayırdır erkan neden açmadın telefonlarımızı, sanırım hastaydın, çünkü sen böyle yapmazsın, eğer keyif için gelmedi isen ve düşüncelerimde yanılıyorsam…” dedi ve sustu. Benimde paraya hala ihtiyacım olduğu için “evet hastaydım kusura bakmayın” dedim ve çekildim aradan. İsmet bey kusurumu affetti ve bir daha olmamasını tembih etti sonra gitti.

Bar daha açılmamıştı ve hemen hemen faaliyete geçmesine rahat 4 saat vardı. O sıra arkadaşlarım elimden tutup mini bara götürdüler hepsi birer içki aldı ve benim alkol kullanmadığımı bildikleri için meyve suyu ısmarladı ve biri şöyle başladı:

“Ya Erkan çok endişelendik, hastaydın demek he. Vay be abi. Abi geçmiş olsun” dediler. Ben de o sıra “yok be kardeşim ne hastası, ismet bey işten çıkarmasın diye öyle söyledim” diyecekken aklıma hemen Lemalar kitabı geldi ve hastalar risalesi tevafuka bak dedim olaya öyle girerim dedim ve

“Evet, ya hastaydım epey bi hastaydım bir hafta hemen hemen kendimde değildim ama şimdi çok iyiyim” dedim. Tam Lemalar kitabınının konusunu açarken arkadaşlarımdan biri ateistir, kendisi:

“Zaten insan bu dünyaya çile çekmeye gelmiş. Hiç birimiz gülmedik ki şu dünyada, hep bir olaylar, hep kavga hep gürültü. Erkan inanırmısın bilmem ama ben hiç böyle ağız tadı ile güldüğümü bilmem bak buralarda mutluluğu arıyoruz” derken üzüldüm ve şunu dedim:

“Devrim kardeşim, bak elhamdulillah sen de güzel kardeşlerimden birisin. Sen merhametlisin abi. Bu ortamın bozulmamış insanlarısınız. Ben hastaydım evet ama bir kitap buldum ve bu kitap beni iyileştirdi. Bu kitapta islam üzerine yazılar var. Yani lenin veya che guevara gibi yazar değil. Ben de bilmiyorum kitabı kimin yazdığını ama hastalığa öyle bir bakmış ki mubarek, inanılmaz derecede şaşırtıcı bir kitap

O sırada kitabı çıkardım ve okumak için müsade istedim ve okudum. Kitabı okurken osmanlıca kelimeleri telaffuz edemiyordum ama anlıyordum yani. Kitapta 6 deva okudum ve barda sessizlik hakim oldu. O muhalefet Devrim birden sus pus olmuştu ve ateistdi kendisi. Ve ben okumayı durdurdum ve fazla değil 15 saniye sonra bunlar kendine geldi ve “devam etsene Erkan!” Diye bir tepki aldım. Güldüm ve devam etmeye başladım. Hoşuma gitmişti çünkü.

Okuduktan sonra kız arkadaşımız olan İpek bana, “Yahu erkan, bu kitabı nereden buldun, bende alayım bi tane” dedi. Ben de başımdan geçen olayları anlattım ve gülmekten yanaklarımız ağrıdı resmen ve Devrim bir şey söyledi ve beni çok şaşırttı:

Erkan ama bak o koşmana deymiş. Bu kitapta bir şey var abi. Haklısın ateist olabilirim ama aklım var Erkan. Burada anlatılan şeyleri ben de yaşıyorum. Evet düşünmedim hiç ve düşünmeden hareket ettiğim için sanırım ateist profilindeyim ama… Durakladı ve bu kitabı okuyalım” dedi ve sustu birasından bir yudum daha aldı ve birayı yutmadan tükürdü ve attı yere.

Çok şaşırmıştım. İpek, Yeşim,be Berna ve Rana kardeşler vardı. Onlara da birazcık tesettür risalesinden aklımda kalanları anlattım ve bu konuyu aramızda tartıştık. Avrupada kadınların gözhapsi bahsini resmen iki saat tartışmışızdır.

4 saat su gibi geçti resmen ve Devrim bizim elektrogitar çalan arkadaşımızdır bu arada bana, “Çıkışta kaybolma Erkan, biraz daha konuşalım” dedi. İpek, Yeşim, Berna ve Rana kardeşler de çıkışta bir kaç arkadaşını çağıracak ve fikir konusunda tartışmalar yapalım diye teklifte bulundu ve ben de tamam dedim.

O gün müzikal oldu ama ben ve arkadaşlarım bir an önce şu 6 saatlik müzik olayı bitsin ve lem’alar hakkında konuşalım diye sabırsızlanıyorduk.

Beklenen zaman geldi ve herkes bardan çıktı biz 15 arkadaş kaldık içeride. İsmet bey de yoktu ve içeride kitabı açıp okumaya başladım. Tesettür risalesini baştan sona kadar okudum ve izahlarda bulundum anlayabildiğim kadarıyla. Bazı arkadaşlarım ise hiç beklenmeyecek yanıtlar verdiler ve olur olmaz adamlardan o kadar güzel yorumlar çıktı ki eşsiz bir gündü o gün.

Bir kaç gün sonra kitabın bar’a gitmeyeceği kanaatine vardım. Çünkü içinde ayetler vardı ve dini bir kitaptı. Bunu bardaki arkadaşlara beyan ettim beni neredeyse döveceklerdi ve bu tepki üzerine Devrim bize evini açtı ve artık Devrim’in evinde yani bir ateistin evinde lem’alar kitabını okuyor ve kendimize çeki düzen veriyorduk. Devrim’e gittiğimiz vakit uykusuz kaldığını gördüm. Devrim’i rahatsız ettiğimi sanıyordum ama yanılıyormuşum ki ben onlara:

Arkadaşlar küçükte olsa bir ev tutalım orası bizim fikir evimiz olur ve bu kitapla da birçok şeyi orada güzel bir ortamda tartışırız” dedim. Onlarda kabul etti ve Kadıköy’de ev aramaya başladık. Modada bir dükkân bulduk eskiden büfeymiş ama iflas ettiği için kapatmış. Ev sahibi ile konuştum ve kirasını öğrendim 250 tl istiyordu ve 500 depozito. O sıra benim de birikmiş param 350 tl vardı Devrim’de ise 150, kızlarda da toplasan 300 ya var ya da yok. Ama bize de para lazımdı ve ekstra işlere bakmaya başladım.

Lise zamanlarımda bostancı meyve-sebze halinde tanıdığım adıyamanlı tüccar Bekir abinin yanına gittim. Yanımda ise 9 arkadaş. Ona beyan ettim durumumuzu ve sağolsun bize hemen oracıkta bir iş buldu. 10 ton domates var dedi ve inmesi gerekiyor indirirsiniz dedi paranızı veririm. 9 kişi 10 ton olmaz derken arkadaşları çağırdım bardan 15 erkek bir giriştik kamyona nasıl bir koşturma var anlatamam 1 saate yakın sürede indirdik. Hiç durmaksızın ve bardaki arkadaşlarla resmen bir ilim dayanışması halinde olduk. Bize 300 tl verdi Bekir abi yani kazıkladı, ama parayı bulduğumuza şükrediyorduk. Sonra Bekir abi bize bir evi olduğunu ve bize kiraya verebileceğini söyledi biz de kabul ettik. Göztepeye yakın bir evdi burası 2. Kat. Gittik ve evi gördük ev çok güzel ve biraz küçük bir evdi. Kabul ettik ve evin mastaflarını karşıladık. Gerçi ev dayalı döşeliydi ama televizyon, buzdolabı v.s elektronik aletler yok sadece halı, yatak ve koltuk. Bardak çanak v.s v.s

İLK DERSİMİZ ŞÖYLE OLDU

Rana ve Berna kardeşler bir çok kız arkadaşına anlatmış -bir fikir evi yaptık, gelmek istermisiniz- diye. Devrim de arkadaşlarına aynı şekil davette bulunmuş ve bardan epey bi adam topladıktan sonra tastamam 45 kişi ile ders yapmaya başladık. İlk tesettür risalesi hakkında konuştuk ve ders yaptım, örnekler verdik, epey bi katılım oldu, aktif bir ders oldu, ara sıra küçük muhalefetler olsada onlarda ilerleyen dakikalarda olayı tam anlayıp dinlemeye başladılar.

Hastalar risalesini okudum o gece hepsini ve hastalığın ne demek olduğunu ve insan neden hastalanır gibi örnekler verdik. Gözle görünmeyen bir virüsün kendisinden milyon kat büyük bir insanı nasıl yataklara düşürdüğünü ve ne kadar aciz olduğunuzu anlattım ve ateisti, agnostiki v.s her çeşit insan hem fikir olup kabul ettiler.

Ortak noktalarımızın ve dünyaya geliş amacımızın gayelerini anlattık. Bu ders tam 1 ay boyunca hergün farklı insanlarla devam etti ve 1 aydan sonra o evden çıkmak zorunda kaldık. Çünkü Bekir abi evi başkasına kiralayacağım gibilerinden bizden fazla kira istedi ve biz de çıktık. Sonra hemen o Moda’daki dükkâna gittik ev sahibi ile görüştük ve orayı tuttuk. Ama orası el gibi olmadı işte. Sedir aldım ve 2.el koltuklar aldım oraya param yettiğince fakat bu seferde çok soğuk olduğu için ders yapamadık.

Epey zor şartlar içerisinde ihtiyarlar risalesine kadar gelebildik ve artık tesettürü ve hastalar risalesini ezbere bilen ve kitapsız söyleyebilen ateist arkadaşlarımız oldu ve çok mutlu oluyordum bende.

Özetle şunu diyeyim o günkü dayanışma ve o kardeşlerimin samimiyetime inanıp birşeyler yapabildiğimize ve en önemlisi ateist,agonist arkadaşlarımızın Lemalar kitabının nasihat tadında dinleyip kendilerine dava yapmaları beni gerçekten çok etkileyip ağlatmıştır.

Devam edecek…