Cennete Uçmak

Bir hafta sonu üç yaşındaki oğlumla denize girmiş, denizin tadını çıkarıyorduk... Ta ki oğlumun koluna kollukları takıp onun elini bırakana kadar. İşte o an üç yaşındaki oğlum çığlık çığlığa ortalığı birbirine katmaya başladı. Baba beni bırakma diye ağlıyor, yaygaralar kopartıyordu. Oysa birkaç saniye sonra elini tekrar tutacaktım. Amacım kolluklarıyla tek başına suyun üzerinde durmasını sağlamaktı.

Oğlum, babasına güvenip, ona teslim olmak yerine yaygaralar koparmayı seçti. Bunu yaparken içinde bulunduğu duruma bakıyor, boğulacağını, kötü bir şeyler olacağını düşünüyordu. Oysa tek yapması gereken babasına teslim olmaktı.

Babası elbette onun iyiliğini düşünüyor, bu yüzden de onun ellerini bırakıyordu. Sonucunda kolluklarıyla su üzerinde durmayı öğrenecek, daha çok eğlenecek, daha güvenli olacaktı. Ama bu üç yaşındaki aklıyla bunları düşünemiyor sadece ağlıyor, haykırıyor, bağırıp, çığlıklar atıyordu.

Sonra oğluma bakarak kendi halimizi düşündüm. Bizler de başımıza gelen en küçük musibette üç yaşındaki bir çocuk gibi davranmıyor muyuz diye sordum kendime. Hemen kötü senaryolar kuruyor, yaygaralar koparıyor, ofluyor, pufluyor, hatta bazen isyan ediyoruz.  

Durumumuzu o anki duruma göre değerlendiriyor, bu musibetin kimden geldiğini unutuyoruz. Musibet dediğimiz o şeyin bizim için hayırlar doğurabileceğini unutuyoruz. Allah’a teslim olmuyor, tevekkül etmiyoruz.  Her durumu evham yapıyor, “acaba şöyle mi olacak, bunu böyle yaparsam şöyle mi olur, öyle yapmasaydım da böyle mi yapsaydım?, keşke şöyle olsaydı da böyle olmasaydı…” gibi cümleler kurarak hayatımızı bir zindana çeviriyoruz.

Bizi yaradanın bizim için iyi olanı istediğini unutuyoruz. Oysa Allah’a teslim olsak ve O’ndan gelen her şeye razı olsak sırtımızdaki bu yüklerin hepsinden kurtulur, rahatlarız. Böyle yaptığımız takdirde Bediüzzaman’ın 23.sözde dediği gibi saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabiliriz. 

Yorumlar