Bir fitne kırıcılık çabası olarak müsbet hareket

Bir fitne kırıcılık çabası olarak müsbet hareket

Ahmet Ay

 

 

"Tertib-i eşyada bir teennî-i hikmet vardır. Hırs sebebiyle, teennî ile hareket edilmediği için, o tertipli eşyadaki manevî basamakları müraat etmez; ya atlar, düşer veyahut bir basamağı noksan bırakır, maksada çıkamaz."

22. Mektup'tan

 

 

Besim Tibuk, Cem Küçük'le söyleşilerinden oluşan "Finans Krizi mi, Mali Kriz mi?" isimli eserinde, 1929 buhranını değerlendirirken, hep hatırda kalması gereken şöyle bir tesbitte bulunuyor: "Finans piyasalarında bu tip olaylarda önemli olan 'finansman paniğini' önlemektir. Çünkü finans bir yerde, beyinde güvenle oluşuyor..."

Devamında ise şöyle bir örnek veriyor: "Alan Greenspan 1987'de ABD Merkez Bankası Başkanı oldu. Başkanı olur olmaz borsada büyük bir çöküş başladı. Ne yaptı Greenspan? Bütün bankalara 'Sizi istediğiniz kadar fonlayabilirim' diye faks çekti. O faksı geçince, bankalar ertesi gün hisse senetlerini çökmekten kurtardı. Çökme durdu. Yavaş yavaş piyasa kendini toparlardı. Aklıselim hakim oldu."

'Fitne' kelimesi aslında başka madenlerle karışık bir şekilde bulunan altının ateşle rafine edilmesi anlamına geliyor. Fakat bizde daha çok 'kargaşa' veya 'kriz' kelimelerinin karşılığı olarak kullanılıyor. Yani: Neyin ne olduğu veya niye olduğunun anlaşılmadığı, haklı ile haksızın karıştırıldığı, kurunun yanında yaşın da yandığı zamanlar, fitne zamanları. Hatta Allah Resulü aleyhissalatuvesselam bir hadiste buyuruyor: "Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse yüz şehidin ecrini kazanabilir."

Mürşidim 11. Lem'a'da bu hadisi sünnet-i seniyyenin pusula fonksiyonunu vurgulayarak izah ediyor. Benim tetimmat/tamamlayıcı kabilden ve 'Allahu'l-alem' kaydıyla hadisten anladığım birşeyse şu: Fitne zamanı, insanların inandıkları hakikat uğruna ölmeyi/öldürmeyi de gözlerine daha çok kestirdikleri, yani bir nevi 'çabuk sonuca gitmenin' tatlı göründüğü bir dönem. Sanki mezkûr hadis-i şerif burada şuna da vurgu yapıyor: Böylesi dostun-düşmanın karıştığı zamanlarında sonucu ölüm veya yıkım olan fiillere teşebbüs etmektense sünnetin çizgisini yaşayarak muhafaza etmek ve etraftakilere de yön gösterici olmak daha kıymetlidir. Hadis-i şerifteki şehit kıyaslamasının böyle de bir hikmeti olabileceği fikri var bende.

Ancak, nedendir bilinmez, fitne üzerine meşhur diğer bir hadisi de kimi insanlar sadece 'suya sabuna dokunmamak' ekseninde yorumluyorlar: “Yakında büyük fitneler olacak, o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın.

Gerek zikrettiğim sünnete ittiba ile ilgili hadisin, gerekse 'hakkı ve sabrı tavsiye edenler dışındakilerin hüsrana uğrayacağını' bildiren Asr sûresinin kastettiğinin 'eylemsizlik' olmadığını düşünüyorum. Hatta Hz. Osman'ın (r.a.) evinin sarıldığı, güzel başının kana bulandığı fitne hengamında, Hz. Ali'nin (r.a.) ve diğer sahabilerin eylemsiz oturmadıklarını, bilakis kendi çocuklarını halifenin kapısına muhafız dikip can güvenliğini korumaya çalışacak kadar işin içinde ve eylemde kaldıklarını biliyorum.

Buna ilaveten Hucurat sûresinin 9. ayeti de bize müminler arasındaki gerilimleri 'eylemsizlikle' geçiştirmeyi öğütlemiyor: "Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever."

Hal böyle olunca, ben, yukarıdaki fitne zamanı hadisini de, başta Besim Tibuk'tan yaptığım alıntıda olduğu şekilde "Panik yapmayın!" tavsiyesi gibi anlıyorum. Hadisin herbir parçası, yürüyenin oturması, oturanın uzanması vs... salt 'eylemsizliği' değil; 'paniksiz bir eylemliliğe' karşılık geliyor bence. Nihayetinde hadis "Herkes yaptığı işi bıraksın, dursun, kıpırdamasın!" demiyor. Sanki "Yavaşlayın!" veya "Kontrollü olun!" diyor bir tatlı teşbih ile. Üstelik, sünnete ittibaı tavsiye eden hadisle beraber düşünürsek, pozitif eylemlerin (müsbet hareketin) sürmesini tavsiye ediyor. Ki böyle olmasa Hz. Ali (r.a.) gibi bir sahabinin fitne dönemlerinden hiçbirisini eylemsizlikle geçirmemesini açıklayamazdık. 

"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!" ahlakında bir cesur Nebi'nin (a.s.m.) 'haksızlığın büyümüş boyutlarda yaşandığı' fitne zamanlardaki tavsiyesi "Susun, oturun, kıpırdamayın!" olamaz. Fakat mürşidimin isimlendirdiği gibi 'müsbet hareket' olabilir. Hatta kişisel bir tesbitimi söyleyeyim: Ben, böylesi zamanlarda, paniği öğütleyen ve karmaşa dalgası oluşturmaya çalışandan anlarım haksızın kim olduğunu. Sakinleştirmeye çalışan, hakkı ve sabrı tavsiye eden, itidal isteyenler genelde haklı olanlardır. Zira haklı, hakkın varlığının devamını sağlayabilmek için müsbet harekete muhtaçtır. Yapmak bir sistem, uyum ve emek işidir. Fakat haksızlık yıkmaktır. Sistemsizlik, uyumsuzluk ve bozmadır. Yıkmak da kendisine dair bu gibi fiilerin artımıyla vücudunu devam ettirir. Yani eylemin üslûbu/türü aynıyla fitnecinin tabiatından haber verir.

Paniklemeyenler ve insanların paniklemesine engel olanlardır fitne-kıranlarımız. Panik ve endişe aşılayanlar değil. Hem hadiste demiyor mu: "Bir kimsenin "İnsanlar helak oldu!" dediğini duyarsanız, bilin ki o, kendisi, herkesten çok helak olandır." Hem yine Kur'an sahabeyi överken böyle söylemiyor mu: "Bir kısım insanlar, müminlere: 'Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!' dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve 'Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!' dediler." Demek ifadeler değişse de aldığımız ders aynıdır. Müsbet hareket 'taş taş üstüne koymaya çalışanlar'ın kaçınılmazıdır. Çünkü hak ancak taş taş üstüne koymakla yükselir.

 

 

 

 

Yorumlar