Bilim, Allah’ı ispat eder mi?

Bilim, Allah’ı ispat eder mi?
N. Kağan Çetin
 
 
Sordum sarı çiçeğe:
Boynun neden eğridir?
Çiçek eydür derviş baba,
Kalbim Hakka doğrudur.
Yunus Emre
 
 
 
Bilim diliyle, bilimsel verilerle konuşalım:
 
Dünya, uzayda bir saatte 108.000 kilometre hız yapıyor. Hiçbir yere çarpmadan, sarsmadan, dağıtmadan, dökmeden… Dünyaya bu sürati veren kim? Bu sürate rağmen dünyayı muhafaza eden kim?
 
Güneşi dünyaya avize yapan kim? Güneşin etrafına diğer gezegenleri takan kim? Bütün bunları kendilerine özel birer yörüngede tutan kudret, hangi kudret? Üstelik binlerce kilometre hızlarla, farklı yörüngelerle, farklı yörünge düzlemleriyle bu sistemi kuran kim, çalıştıran kim?
 
Samanyolu Galaksisi’nde 300 milyardan fazla yıldız olduğu tahmin ediliyor. Kâinatta ise gözlenebilir iki trilyon galaksi olduğu söyleniyor. Trilyonlarca yıldızı, gezegeni böylesine ahenkli dolaştıran kim?
 
Bütün varlıklar bir Yaratan’dan haber verir. Kâinat, Allah’tan haber verir. Kâinatta geçerli kurallar yani bilim de Allah’tan haber verir. Allah’ı ispat eder. Fizik, kimya, matematik, astronomi, biyoloji, kâinatta geçerli kuralları, kanunları, dengeleri, denklemleri, formülleri ortaya koyar. Bütün bu kanunlar, kurallar, bir kanun koyucuya işaret eder. Bir yaratana işaret eder. Kâinatta geçerli kanunları, denklemleri yaratan, Allah’tır.
 
Yağmur taneciklerinin, kar taneciklerinin varlığı, bir Yaratan’a işaret ettiği gibi, o taneciklerin fiziki ve kimyevi özellikleri de bir Yaratan’a işaret eder. Hidrojen yanıcı, oksijen yakıcıdır. İki hidrojen, bir oksijen atomundan su ve kar yaratan kim? Yanıcı ve yakıcı iki atomdan eşsiz manzaralar yaratan kim? Karla kaplı dağlar, su dolu okyanuslar neden yanmaz, nasıl yanmaz?
 
Dünyayı atmosfer muhafaza eder. Nice meteorlar, göktaşları atmosfere girince yanar, kül olur. Atmosfer sebebiyle yeryüzünde hayat devam eder. Atmosferdeki gazların oranlarını insan için, insana göre ayarlayan kim? Azot, oksijen, karbon ve diğer gazları tam da insana uygun oranlarda hazırlayan kim?
 
Dünyayı hem kendi çevresinde, hem güneşin çevresinde döndüren kim? Geceyi, gündüzü, mevsimleri yaratan kim? Dünyada sürekli gündüz yaşansa ne olurdu? Sürekli gece yaşansa ne olurdu? Geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getiren kim?
 
İnsanı bir zigottan, bir sperm ve yumurta hücresinden yaratan ve yaşatan kim? İnsanı kas, iskelet, dolaşım, sindirim, boşaltım, solunum, sinir ve lenf sistemleriyle donatan kim? İnsanın göz merceğini, ışığı geçirecek biçimde şeffaflaştıran kim? O görüntüler, mercekten nasıl geçer, hangi işlemlerden geçer, beyine nasıl ulaşır, görüntü ters iken nasıl düzelir, nasıl yorumlanır? Bütün bu sistemleri kuran kimdir, çalıştıran kim?
 
Yaratan, yaşatan kim?
 
Denge ve denklemleri kuran kim?
 
Mikro ve makro kozmosu böyle hassas ve dakik kurallarla çalıştıran kim?
 
Proton, elektron ve nötronlardan atomları yaratan kim?
 
Atom altı parçacıkları, nötrinoları, fotonları, pozitronları böyle dengede tutan kim?
 
Trilyonlarca gezegeni, yıldızı, sistemi, galaksiyi, matematik denklemlerle, geometrik kurallarla, fizik formülleriyle şiir gibi yazan kim?
 
Kütle çekim kanunlarını, suyun kaldırma kuvvetini, merkezkaç kuvveti, merkezcil kuvveti, momentum kanunlarını… Elektrik, optik, yansıma, ses ve ışık kanunlarını… Basınç  ve basınç kuvvetini, difüzyon kurallarını… Mıknatıs, manyetizma ve elektromanyetik kuralları… Termodinamik kanunlarını, entropi, termonükleer, ısı, iletkenlik özellikleri ve radyoaktif kanunları kâinata koyan kim? Bunca denklemlerle, formüllerle, dengelerle, kurallarla kâinatı yaratan kim? Sabiteleri koyan kim?
 
Mesela su neden deniz seviyesinde daima yüz derecede kaynar? Bu kuralı koyan kim?
 
Ne, kim, neden, nasıl sorularının bizi götüreceği nihai istikamet, Allah’tır. 
 
Halis niyetlerle sorulmuş sorular, tenkit edilmez, takdir edilir. Bilim, insana soru sormayı öğretir. Asıl olan soru sormamak değil. Asıl olan soru sormak ve cevap aramak. Halis niyetle soru soran, çoğu defa bir adım öndedir. Taklit ile tahkikin farkı işte buradadır. Tahkikî iman, araştırmaya, sormaya, öğrenmeye, okumaya, cevap aramaya dayanan bir imandır. Trilyonlarca soru sorulsa da sarsılmayan imana, tahkiki iman denir.  
 
Uzaktan bakarak “Bilimin, Allah’ın varlığını ispat etmek gibi bir görevi yoktur.” diyebilir bazıları. Ama işin içine girince öyle diyemezsiniz. Dürbüne uzaktan bakınca, dürbünün uzakları göstermek zorunda olmadığını elbette söyleyebilirsiniz. Ama dürbünün camından bakınca, dürbünün niçin imal edildiğini, hangi amaçla imal edildiğini şıp diye anlarsınız. Kâinatta geçerli kuralları Allah yarattı. O kurallara uzaktan bakarak “Bilimin Allah’ın varlığını ispat etmek gibi bir görevi yoktur.” diyebilirsiniz. Ama kâinatta Allah taraftan konulan kurallara yakından bakınca, işin içine girince, bu kuralları bir yaratan olmalı, dersiniz. Kurallara yakından bakınca, denge ve denklemlerdeki hassaslık, şiirsellik, gözleri kamaştırır. İster istemez, aminoasitlerle DNA isimli kitabı yazan kudrete hayran olursunuz. Adenin, guanin, timin ve sitozinle DNA isimli kitabı yazan kudret, nasıl bir kudrettir?  Evet DNA, tıpkı bir şiir gibidir, tıpkı bir kitap gibi…
 
Bütün bunlar elbette okuyabilenler, anlayabilenler için geçerli…
 
Arife işaret yeter.
 
Bak arkadaşım…
 
Bütün bunlara kafa yorup yormamak senin bileceğin bir şey.
 
Anlamıyorum, anlayamıyorum, beni aşıyor, kafam almıyor, diyebilirsin. Bu gibi cümleleri kurmada sonuna kadar özgürsün.
 
Ama bu konuları anlayanları, anlatanları, bilimle Allah’ı tanımaya çalışanları, tanıtmaya çalışanları tenkit edemezsin.  
 
Şunu unutma!
 
Her çiçek birer mühürdür. Üzerinde taşıdığı renk, koku ve sanatlarla Allah’ı anlatan birer mühürdür her çiçek… İnsan, bu gerçeği normal gözle de görebilir, mikroskop yardımıyla da görebilir. Çiçeğin Allah’ı anlattığını normal gözle görüp anlayanları tebrik ederiz. Mikroskop yardımıyla görüp anlayanları, anlatanları takdir ederiz, tebrik ederiz. Eğer birisi, mikroskopla çiçeği incelemiş, araştırmış ve Allah’ı anlatan, Allah’ı ispat eden sonuçlara ulaşmışsa, bu kişi ayakta alkışlanır. Çiçeğin hücresini, hücre zarını, hücre duvarını, fotosentezi… Deney, gözlem, ölçme ve değerlendirme ile araştırmış… “Bu çiçeği tabiat, tesadüfler, sebepler yaratamaz, Allah yaratır” demişse… Bu sonuç elbette bilimin diliyle ilan edilmiş net bir gerçektir.   
 
Bazısı Allah’ı dini nakillerle anlatır, bazısı bilimin diliyle, bazısı bestelerle, bazısı edebi eserlerle… Bazısı mimari eserlerle, camilerle… Bazısı da hüsn-ü hatla… Hepsi değerli, hepsi anlamlı, hepsi önemli, hepsi güzel.
 
Bizim Yunus’u dinleyelim:
 
Dağlar ile, taşlar ile,
Çağırayım Mevlam seni.
Seherlerde kuşlar ile,
Çağırayım Mevlam seni.
 
Bizim Yunus kendi döneminde dağlar ile, taşlar ile, seherlerde kuşlar ile Allah’ı anlatmış. Biz de bu zamanın diliyle, bilim diliyle, sanat yardımıyla, edebi eserlerle, sinema diliyle Allah’ı anlatmaya çalışsak ne kaybederiz?
 
Yunus’un konuştuğu sarı çiçek Allah’ı anlatır da, bilim anlatmaz mı?
 
Bilimsel gerçekler, formüller, denklemler Allah’ı anlatır, Allah’tan haber verir. Ancak görmek ve anlamak için göz gerekir, gönül gerekir.
 
Bütün bunları Yusuf Suresi’nin 105. ayeti çok güzel özetler:
 
“Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.”
 
KAYNAK: kulturdunyasi.com

Yorumlar