Batı Batıcıdır

Rahmetli Cemil Meriç’ten hem dinlemiş, hem de okumuştum: “Bütün Kur’an’ları yaksak,bütün camileri yıksak,Batı bizi yine de Müslüman” bilir.

Doğrudur.


En bozulmuşumuzu bile Avrupalı tam olarak kendisinden saymıyor.Fransa’da yaşayan ve Fransız kültür dünyasından itibar gören bir yazarımız anlatmıştı:

“-Fransa’da benim de itibarım bir yere kadardır. Nihai noktada bir Fransız meslektaşımla asla aynı ve eşit sayılmayız.”


Batı dünyasının gözünde İslam, genellikle geriliğin ve ilkelliğin adıdır. Çünkü Batı dünyasının şuuraltında, İslam hala Osmanlı demektir. Osmanlı ise, sürekli Avrupa kapılarını zorlayan bir gücün adı olmuştu.


Bir basın toplantısında Bernard Lewis, “Batı bizden niçin korkuyor?”diye soran bir gazetecimize, “Çünkü siz Müslümansınız” diye cevap vermişti.


Gazetecimizin, “Öyleyse Endonezyalılardan, Pakistanlılardan korksunlar. Onlar da Müslüman ve hem de daha kalabalıklar” demesine karşı şöyle konuşmuştu:


“-Batılılar akıllıdır. Kimden ve niçin korkacaklarını iyi bilirler… Endonezyalılardan, Pakistanlılardan niçin korksunlar? Onlar mı gittiler Viyana önlerine iki defa!”


Batı’nın İslam korkusunun temelinde, Osmanlı korkusunun günümüze yansıması vardır. Mesela İkinci Viyana kuşatması, Osmanlı torunlarının aleminden çoktan çıkmıştır ama, Batılılar için aynı şey söz konusu değildir.


Batı dillerinde Türk ve Osmanlı imajı ile ilgili deyim ve kelimelerin bütünü olumsuzdur. Mesela kan kırmızıya Türk kırmızısı diyorlar. Çocuklarını, yıllar yılı, “Türkler geliyor!” diye korkutuyorlar.Aşırı sigara içenleri, “Türk gibi içiyorum” diyorlar. “Türk’le kiraz yenmez” sözünü deyimleştirmişler.


Peygamberimiz hakkında en galiz hakaret, itham ve iftiraları, en yüksek dini makamlarından duyagelmişler. Kur’an- ı Kerim hakkındaki yayınların büyük bir bölümü çarpıtılmış bilgilerden oluşuyor.


Berlin’de belediye otobüs şoförü olan bir kardeşimiz, yaşlıca bir Alman hanıma küçücük bir yardımda bulunuyor. Kadıncağız şoförlerden görmeye hiç de alışkın olmadığı bu yardım üzerine başlıyor iltifata:


“-Ne kadar nazik ve kibar bir insansınız… İtalyan mısınız?”


“-Hayır.”


“-İspanyol musunuz?”


“-O halde Yunansınız.”


Kardeşimiz “Hayır” dedikçe, kadıncağız saymaya devam ediyor:


“-Bulgar, Polonyalı, Çek, Rus…” Neredeyse bütün milletleri sayıyor ama, Türk demeyi hiç akıl edemiyor.

Şoförün Türk olduğunu duyunca da, küçük bir hayret çığlığı atmaktan kendini alamıyor.Çünkü ona göre, böylesine yardım sever ve sempatik bir insan, asla Türk, yani Osmanlı, yani Müslüman olamaz.

Batı dünyası, içine aldığı her milleti kendi kültürü içinde eritmeyi becerebiliyor. Ancak Türkler hususunda zorlanıyor, onları ruh köklerinden koparmakta çok zorlanıyor, çoğu zaman da çaresiz kalıyor.Normal yollardan kendine benzetemeyince de hırslanıyor, hınçlanıyor ve yok etmek için,zorbalığa başvuruyor.


Oysa ki, mesela Afrika’da ne kadar rahat oldular. Kenya Kurucu Devlet Başkanı Kenu Kenyattu bu gerçeği şöyle özetler:


“-Batılılar geldiklerinde, ellerinde İncil, bizim elimizde de topraklarımız vardı.


Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise,bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.”


Batı dünyasının bu çıkarcılığı, bize karşı, bir de ,İslam düşmanlığı ile birleşince, ortaya acımasız bir sömürü zihniyeti çıktı.İşte bu anlayışın şekillendirdiği medeniyet, Akifimize göre, “Tek dişi kalmış canavar”dır.


Bediüzzaman’a göre ise, “Mimsiz medeniyettir.” Zira medeniyet kelimesinin başındaki M harfi düşünce, geriye “deniyet” kalır ki, o da alçaklık demektir.


Ve yine, işte bu sebeple, Necip Fazıl, Avrupalı olmadığı için iftihar ettiğini söyler.


Bu ve benzeri düşünceler, Batı medeniyetinin zararlarına ve özellikle de İslam’a karşı acımasız tavrına bakarak söylenmiştir.


Batı medeniyetinin, acımasızlık doğuran yanlış temellerini, Bediüzzaman şöyle açıklıyor:


“-Batı medeniyetinin dayanak noktası kuvvettir. Kuvvetin gereği ise, tecavüzdür. Maksadı, hedefi, menfaattir. Maksadı menfaat olan, sürekli başkalarına zahmet ve zarar verir.Hayatta prensibi, mücadeledir. Hep mücadeleye odaklanmış olan, çekişmeci ve kavgacıdır.


Batı medeniyetinin kitleler arasındaki bağı, başkasını yutmakla beslenen ırkçılık ve menfi milliyettir.Onun neticesi de böyle müthiş bir çatışmadır. Cazibeli hizmeti, heva ve hevesi kışkırtmak ve arzuları (sınırsızca) tatmin ve isteklerine ulaşmayı kolaylaştırmaktır.


O his ve hevanın sonucu ise, insanlığı meleklik derecesinden, köpeklik derekesine indirmektir.


Batı medeniyeti, bu yanlış temellere oturmaktan kurtulmak için, mutlaka din ve fazileti medeniyet düsturu yapmalıdır. Çünkü mukaddeslerine bağlı olmayan insan, sefahete ve şehevaniyete teslim olur. Bu durumun neticesi de, merhametsizlik ve adaletsizliktir.


Dolayısiyle de, Batı medeniyetinin çirkinlikleri, güzelliklerinden daima daha çoktur.


Bu yapıdaki bir medeniyetin mensuplarından Müslümanlara iyilik, merhamet ve yardım beklemek mümkün müdür?


Üstelik, bir de şuuraltında sürekli taşıdığı Haçlılık var. Hilale karşı, Haçlı ruhu…Geçmişte İslam’a karşı yaşadığı yenilgilerin hırsını ve hıncını bugüne taşıyan Batı dünyasının kuyruk acısı, zaman zaman açıkça ortaya konur. Ama hafızasız Müslümanlar, bu acı açıklamaları çok çabuk unuturlar.


Daha yirminci asrın başında,“Hasta Adam” dedikleri Osmanlı’nın can çekiştiği hengamede, İngiliz sömürgeler bakanı, Lordlar Kamarası’nda, şöyle konuşmuştur:


“-Kur’an Müslümanların elinde oldukça, onlara tam hakim olamayız.Ya Kur’an’ı onların elinden almalı, ya da onları Kutsal kitaplarından soğutmalıyız.”


Bir başkası da, bizi kendi sefih medeniyet bataklığına çekebilmek için şu tavsiyede bulunmuştur:

“-Kur’an’ı kapatın, kadınlarınızı açın!”

İngiliz General Allenby, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Kudüs’ü Osmanlı’dan alınca, “İşte şimdi Haçlı Seferleri sona erdi” demişti.

Ancak, sonraki yıllar gösterdi ki,kökünden kestiklerini sandıkları İslam çınarı,en beklenmedik zamanlarda ve hiç umulmayan yerlerde filizler yeşertti.Bitti sanılan diyarlardan İslam parıldamaya başladı.


Entrikalar, bozmalar, çözmeler, gafletler ve ihanetler hep oldu. Ama bütün bunlara rağmen İslam’ın yükselen değer oluşunun önüne geçilemedi.


Bu sebeple, İslam düşmanı hamleler içeriden “Batı’nın yeniçerileriyle”; dışarıdan da gizli, açık siyasi, iktisadi, sosyal saldırılarla devam etti, devam ediyor ve devam edecek…


İslam ise, sadece hak ve hakikat oluşuyla direniyor, hatta bütün olumsuzluklara rağmen galip geliyor. Maddeten güçlü olanlar ise, en keskin kılıçlarıyla bile kesemedikleri İslam ipeği karşısında çözümsüz ve çaresiz kalıyorlar. Ne yıkılan aileleri ayağa kaldırabiliyorlar, ne içki ve uyuşturucu kıskacında boğulan gençleri kurtarabiliyorlar, ne de misyonerler, her türlü imkana rağmen başarılı olabiliyorlar...


İnsanı bunaltan bütün dertlere, hala taze ve geçerli çözümler sunan İslam, gönüllere kök saldıkça, düşmanları daha da acımasızlaşıyor. Fikir, zikir, inanç ve ilim açısından yenildikleri İslam’ı, kanla, kinle, topla tüfekle bastırmaya çalışıyorlar.


“İnsanlar, ya yaratılışta bir eşiniz; ya da dinde kardeşinizdir” diyen İslam, fıtratı bozulmamışları etkilemeye devam edecek, Batı politikası zulümleriyle baş başa kalacaktır.


Bu başarının sırrı, Müslüman’ın inandığı gibi yaşamasındadır.

vehbivakkasoğlu.com

Yorumlar

Gercekten de dogru.Almanya'da yasayan bir Müslüman olarak bende de cok defa bu gibi olaylar oldu.Yardimlasmayi cok sevdigim icin ve dinim de bunu emretigi icin.Sikca, bende cevremdeki almanlara yardim ediyorum.Söz söylemeden önce bakislari yetiyor,hayret icinde bakiyorlar, daha sonra tesekkür ediyorlar. Benimde,her yardimlasmadan sonra icime sevinc giriyor,Allah'in izniyle,yine islamiyet hakkinda bir nebzede olsa iyi düsünülmesini sagladigim icin. Yazi cok güzel anlatilmis.Allah razi olsun emegi gecenlerden!

Yazinin biraz politik oldugunu düsündüm..Haksizmiyim? Bende diyorum ki,Müslüman devletler birbirlerine adilane davraniyorlar mi? Misirli yetkililer, yardim konvoyuna bile gecit vermiyorlar,böylemidir islam kardesligi??

çok güzel bir yazı... batıya yaranmaya çalışanlara iyi bir cevap. Allah müslümanlara birlik dirlik ve feraset versin amin