Bakar kör...

Bazı şeyleri görmeyi bilmediğimizi söylemek isterdim. Bakarkör deriz ya hani. Bazen bizim her şeye bakıp hiçbir şey görmeyen körler gibi olduğumuzu anlatmak isterdim.
 
Yolun kenarında açan kırmızı çiçeği, yanından geçen kedi fark etmez. Narin orkideleri, mis gibi sardunyaları anlayamaz kimse.
 
Böceklerin dikkatini çekmek için çiçekler renklidir, hoş kokar diyenler zanneder ki böcekler mest olur güzellikten.
 
Oysa sadece dikkatini çeker. Ama ondaki sanatı anlayamaz. Onu bir insan anlayabilir. Her şeyi.
 
Havada asılı duran sis damlasını, denizlerin mavisini, hiçbir çiçek yaprağının birbirine benzemeyişini, uçmaya hazırlanan güvercini...
 
Güzeli görebilecek, insandır. Ama artık sanki kör olduk. Ateistlerin bir heykele şaheser deyip kendilerine tesadüf demesinden, gökteki burç burç yıldızların ötesini hissedemeyişimize kadar kör...
 
Maddeden oluşan şu algı dünyasının ötesini hissedemiyoruz. Varlıktan öte bir varlık olduğunu, dünyayı kutuplardan basık eyleyen, biraz da eksenini eğip yörüngesinde yüzdüren, kalbi hiç yorulmayan bir kastan yapıp, koldaki kası yoran, her maddenin bir de antisini yaratanı fark etmiyoruz.
 
Nasıl göreceğiz diyenlere, "Sevgi ile" demek isterdim. Ama sevilecek olanın sevgisiyle.
 
Yağmura sebep olarak bulutları gösteren aklı değil, bulutları küme küme rüzgarlarla toplayıp, öncesinde uçsuz bucaksız sulardan buharlaştırıp, onun da öncesinde yanıcı hidrojenle yakıcı oksijeni bir edip söndürücü suyu yaratanı sevmek...
 
Sen alnını kaşırken bir yandan kanınla damarlarında oksijen gezdirip hücrelerinde organellere iş yaptıranı sevmek...
 
Anne sütünü kıpkırmızı kandan ayırıp bembeyaz süt eyleyeni.. Ucunda zehir taşıyan arıya mükemmel bir ilimle ağzında bal taşıtanı...
 
Bazen öyle zor anlarımız olur ki, kalbimiz mecazi değil gerçek anlamda ağrır. Derdimiz çok büyüktür ama anlatmaya takatimiz bile yoktur. Ağız dolusu bir "Rabbim!" dersin. Anlatmana da gerek yoktur ki senin yaşadığın şekilde bütün konuyu bilir. Sonra bir şey olur, kulakların hiç teselli işitmemiştir ama kalbin bir şekilde tatmin olur. Tatmin edeni sevmek...
 
İliklerine kadar sevmek. O zaman görürüz işte. O'nun bize süslediği şu alemi. O zaman anlamlı gelir yanması istemsiz olan azotun atmosferin %78'ini oluşturması. Oksijenin değil, azotun oluşturması. O zaman fark ederiz dolunayı. O zaman artık sıyrılırız sebepler perdesinden, o zaman görürüz görülmeye değecek olanı. Görmek..
 
Sanki ilk defa gözünü dünyaya açan bir bebek gibi.
Yazar: 

Yorumlar

(X)
Kapat
-->