İlâhım ve Seyyidim ve Mâlikim!..

سْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

 

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَىاَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

İlâhım ve Seyyidim ve Mâlikim!

 

Fakrım sınırsız, ihtiyaçlarım ve isteklerim hadd ü hesaba gelmez. Benim elim ise, isteklerimin en küçüğüne bile yetişmez. Kudret ve kuvvet ancak Senindir, ey Rabb-i Rahîmim ve Hâlık-ı Kerîmim! Yâ Hasîb, yâ Vekîl, yâ Kâfi!

 

İlâhî, ihtiyarım (iradem) zayıf bir kıl gibi; emellerim ise hesaba gelmez. Hiçbir zaman vazgeçemeyeceğim şeylere ulaşmaktan ise, her zaman âcizim. Kudret ve kuvvet ancak Senindir, ey Ganî, ey Kerîm, ey Kefil, ey Hasîb, ey Kâfî!

 

İlâhım ve Seyyidim ve Mâlikim!

 

İktidarım bir zayıf zerre gibi. Düşmanlar, illetler, kuruntular, korkular, elemler, hastalıklar, zulmetler, sapıklıklar ve uzun seferler ise hesaba gelmez. Bütün bunlardan beni kurtaracak kudret ve on­lara karşılık verecek kuvvet ancak Senindir, yâ Kavî, yâ Kadîr, yâ Karîb, yâ Mücîb, yâ Hafız, yâ Vekîl!

 

İlâhî! Tıpkı benzerlerim gibi, benim de hayatım çabuk söner bir şulecik, emellerim ise hesaba gelmez. Bütün bunları isteme ihtiyacını hissettirmeyecek kudret ve onları elde etmeye yetecek kuvvet an­cak Senin kudret ve kuvvetindir, yâ Hayy, yâ Kayyûm, yâ Hasîb, yâ Kâfi, yâ Vekîl, yâ Vâfî!

 

İlâhî! Tıpkı akranım gibi, benim ömrüm de tükenip gidecek bir dakikadan ibaret; maksat ve isteklerim ise had ve hesaba gelmez. Onlara karşı koyacak kudret ve onlara yetecek kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, yâ Ezelî, yâ Ebedî, yâ Hasîb, yâ Kâfî, yâ Vekîl, yâ Vâfî!

 

İlâhî! Şuurum, sönüp giden bir lem'acık, Seni tanımakla meydana gelen nurların muhafazası ve inkâr karanlığı ve dalâletlerden ko­runmak için bana lâzım olan şeyler ise, had ve hesaba gelmeyecek kadar çoktur. O inkâr karanlığı ve dalâletlerden koruyacak kudret ve o hidayet ve nurlara beni eriştirecek kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, yâ Alîm, yâ Habîr, yâ yâ Hasîb, yâ Kâfî, yâ Hafız, yâ

Vekîl!

 

İlâhî! Nefsim sabırsız, kalbim feryad u figan etmede. Sabrım za­yıf, cismim nahif, bedenim hasta ve zelil. Buna karşılık üzerimdeki maddî ve manevî yükler ağır, hem de pek ağır. Bütün bu yüklerin ağırlığından beni kurtaracak kudret ve onları yüklenmeye beni muktedir kılacak kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey Rabb-ı Rahîm'im, ey Hâlık-ı Kerîm'im, yâ Hasîb, yâ Kâfi, yâ Vekîl, yâ

Vâfî!

 

İlâhî! Zaman isimli sür'atle akıp giden büyük selden benim nasi­bim, çarçabuk yok olan bir andan ibaret; mekândan nasibim ise an­cak bir kabir kadar. Bununla beraber, sair bütün mekânlarla ve za­manlarla benim alâkam var. İşte o alâkalara ulaştıracak kudret ve bütün o zaman ve mekânlardakine beni kavuşturacak kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey bütün kâinat ve mekânların Rabbi, ey bütün asırların ve zamanların Rabbi, yâ Hasîb, yâ Kâfi, yâ Kefil yâ

Vâfî!

 

İlâhî! Aczim sonsuz, zayıflığım sınırsız. Bana elem veren düşman­larım ve beni korkutan ve tehdit eden belâlar ve âfetler ise sayısız. Onların hücumlarına karşı dayanak noktası olacak kudret ve onları âei edecek kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, yâ Kaviyy, yâ Kadîr, yâ Karîb, yâ Rakîb, yâ Kefîl, yâ Vekîl, yâ Hafız, yâ Kâfî!

 

İlâhî! Fakrım sınırsız, ihtiyacım nihayetsiz. İhtiyaçlarım, istekle­rim ve vazifelerim ise hesaba gelmez. Onlara karşı koyacak kudret ve onları gerçekleştirecek kuvvet ancak Senin kudret ve kuvvetin­dir, yâ Ganî, yâ Kerîm, yâ Muğnî, yâ Rahîm!

 

İlâhî! Kendi kudret ve kuvvetimden vazgeçip Senin kudret ve kuvvetine sığındım. Beni kendi kudret ve kuvvetime terk etme! Aczime, ve zayıflığıma, fakirliğime ve ihtiyaçlarıma merhamet et. Göğ­süm daraldı, ömrüm gitti, sabrım tükendi, fikrim uçup gitti. İçimi de, dışımı da en iyi Sen bilirsin. Bana fayda ve zarar verecek şeyle­rin asıl sahibi Sensin. Üzüntümü sevince, güçlüklerimi kolaylığa çe­virebilecek olan da ancak Sensin. Bütün sıkıntılarımı gider, benim ve kardeşlerimin bütün güçlüklerini kolaylaştır.

 

İlâhî! Sevk edilmekte olduğum geleceğe, ondaki korkulara karşı bir dayanak noktası olacak kudret, bağlantılı olduğum geçmişe ve lezzetlerine karşı kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey Ezelî ve Ebedî!

 

İlâhî! Korktuğum ve kurtulamadığım zevale (yok olmaya) karşı dayanak noktası olacak kudret ve hayatımdan kaybolup giden ve beni üzüntüye sevk eden şeyleri bana tekrar verecek kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey Sermedî, ey Bakî!

 

İlâhî!. Hiçlik karanlığından kurtaracak kudret ve varlık nuruna ulaştıracak kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey Mûcid, ey Mevcud, yâ Kadîm!

 

İlâhî! Hayatla beraber gelen zararlardan beni kurtaracak kudret ve hayatın ayrılmaz bir parçası olan sevinci getirecek kuvvet ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey Müdebbir, ey Hakîm!

 

İlâhî! Şuur sahiplerine hücum eden elemlerden koruyacak kud­ret, his sahiplerinin istedikleri lezzetlere eriştirecek kuvvet ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey Mürebbî, ey Kerîm!

 

İlâhî! Akıl sahiplerinin maruz kaldığı kötülüklerden onları koru­yacak olan kudret ve himmet sahiplerini güzelliklere eriştirecek kuvvet ancak Senin kudret ve kuvvetindir, yâ Muhsin, yâ Kerîm!

 

İlâhî! İsyancıların başlarına gelen nikmetlere (cezalara) karşı kud­ret ve Sana itaat edenlere erişen nimetler için kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey Gafur, ey Mün'im!

 

İlâhî! Hüzünlere karşı dayanak noktası ancak Senin kudretin, fe­raha eriştirecek kuvvet ancak Senin kuvvetindir. Çünkü güldüren de Sensin, ağlatan da, ey Cemîl, ey Celîl!

İlâhî! Hastalıklara karşı dayanak noktası Senin kudretin, afiyeti veren kuvvet ancak Senin kuvvetindir, yâ Şâfı, yâ

Muâfî!

 

İlâhî! Elemlere karşı dayanak noktası ancak Senin kudretin, emeller için kavuşma vesilesi ancak Senin kuvvetindir, yâ Müncî, yâ

Mugîs!

 

İlâhî! Karanlıklara karşı dayanak noktası Senin kudretin, nuru ih­san eden ise ancak Senin kuvvetindir, yâ Nur, yâ Hâdî!

 

İlâhî! Serden mutlak kurtuluş Senin kudretinle, hayırların aslına erişmek ancak Senin kuvvetinledir, ey bütün hayır elinde bulunan Zât, ey gücü herşeye yeten Kadîr, ey kullarını her haliyle gören Ba-sîr, ey mahlûkatının bütün ihtiyaçlarından haberdar olan Habîr!

 

İlâhî! Senin korumandan başka günahlardan koruyacak kudret, Senin tevfîkinden başka itaat etmeye muvaffak edecek kuvvet yok­tur, yâ Muvaffık, yâ Muîn!

 

İlâhî! Hemcinsim olan insan neviyle pek şiddetli alâkam var. Halbuki, "Her nefis ölümü tadıcıdır" [Âl-i İmrân, 3:185] âyeti beni tehdit eder ve nev'imle ve cinsimle alakalı bütün emellerimi söndü­rür ve insanlığın ölümünü bana haykırır. Bu ölüm ve bu feryattan doğan elem verici üzüntülere karşı dayanak noktam ancak Senin kudretindir. Ve yok olup gidenlerin kaib ve ruhumda açtığı boşluk­ları tesellisiyîe dolduracak ancak senin kuvvetindir. Çünkü herşeye kâfi olan ve hiçbir şeyin yerini tutamadığı ancak Sensin.

 

İlâhî! Evim ve menzilim olan dünya ile alâkam pek şiddetlidir. Halbuki "Onun üzerindeki herkes fânidir. Bakî kalan ise, Celâl ve İkram Sahibi olan Rabbinin Vechidir" [Rahman, 55.27] âyeti, benim şu evimin harap olacağını ve bu yıkılmaya mahkûm evin sakinleri olan sevdiklerimin kaybolup gideceğini ilân ediyor. İşte bu feci musibete ve göçüp giden sevdiklerimin ayrılığına karşı dayanak noktası ancak Senin kudretindir. Ve bu musibet ve ayrılıklara karşı beni tesellî edecek ve bütün onların yerini tutacak olan, ancak Senin kuvvetin­dir, ey rahmet ve şefkat yansımalarından tek bir cilve, benden ayrı­lan herşeyin yerini tutan Zât!

 

 

İlâhî! Mahiyetimin kapsamlı oluşu ve bana nimet olarak verdiğin cihazlarımın çokluğu itibarıyla pek çok alâkalarım ve kâinata ve bü­tün nevilerine uzanan şiddetli ihtiyaçlarım var. Halbuki, "Onun Vec-hinden başka herşey yok olup gidicidir. Hüküm Ona aittir; siz de Ona döndürüleceksiniz" [Kasas, 28:88] âyeti beni tehdid eder ve var­lıkların pek çoğuyla olan alâkamı keser. Ve her bir alâkanın kesilme­siyle, ruhumda bir yara ve manevî bir elem doğar. İşte bu sonsuz yaralara karşı dayanak noktası ancak Senin kudretin, onları tedavi edecek ise ancak Senin kuvvetindir, ey herşeye kâfi gelen ve bütün eşya, bir tek şey için Onun rahmetinin yerini tutamayan Zât! Ey bir kimse için var olduğunda o kimse için herşeyin var olduğu ve bir kimse için var olmayışının yerini hiçbir şeyin tutamadığı Zât!

 

İlâhî! Cismânî şahsiyetime benim çok şiddetli alâkam ve bağımlı­lığım ve düşkünlüğüm var. Öyle ki, zahirî bakış açımda, cismim güya bütün emeller ve isteklerimin tavanına uzanan ve onları ayakta tu­tan bir direktir. Bende şiddetli bir sonsuzluk aşkı var. Halbuki cis­mim demirden veya taştan değil ki herşeyiyle devam edebilsin. Bel­ki cismim her an dağılmak üzere bulunan et, kan ve kemikten ya­pılmıştır. Hayatım dahi cismim gibi her iki taraftan sınırlandırılmıştır ve yakın bir zamanda ölüm mührüyle mühürlenecektir. Bana gelin­ce, ihtiyarlıktan saçım tutuşmuş, hastalıktan sırtım ve göğsüm dar-belenmiştir. Bu hal bana zorluk, sıkıntı, ıstırap, elem ve hüzün veri­yor. Bu feci vaziyet karşısında dayanak noktası ancak Senin kudre­tindir; bana hüzün veren şeylere karşı beni tesellî edecek, kaybet­tiklerimi telâfi edecek ve elimden gidenlerin yerini tutacak ancak Senin kuvvetindir, ey Onun bakî isimlerinden bir isme yapışan her­kesin Onun bekasıyla ve beka vermesiyle beka bulduğu Bakî!

 

İlâhî! Ben ve bütün canlılar, kendisinden kaçış olmayan Ölüm ve yok olmaktan şiddetle korkuyoruz. Ve benim, devamı olma­yan hayat ve ömre karşı şiddetli bir sevgim var. Halbuki ecellerle bizim cisimlerimize hücum eden ölümün sür'ati, ne bende, ne de bir başkasında dünyevî emellerden hiçbir emel bırakmaksızın hepsini kesip atıyor ve hiç bir lezzet bırakmaksızın hepsini tahrip ediyor. Bu feci belâya karşı dayanak noktası ancak Senin kudretin ve buna karşı bizi tesellî edecek ancak Senin kuvvetindir, ey ölü­mü ve hayatı yaratan Hâlık~ı Mevt ve Hayat! Ey sürekli hayat sa­hibi olan Zât! Ey kendisine bağlanan ve yönelenlerin, kendisini tanıyan ve sevenlerin hayatını devamlı hale getiren, ölümü onlar için hayatın yenilenmesi ve yer değiştirme hükmüne getiren Zât! İşte o zaman "Haberiniz olsun ki, Allah'ın dostları için ne bir kor­ku vardır, ne de onlar mahzun olacaklardır" [Yûnus, 10:62] sırrıyla, Ölüm ne bir hüzün, ne de elem sebebi olur.

 

İlâhî! Nev'im ve cinsim itibarıyla alâkalarım, gökleri ve yeri kuşa­tan elemlerim ve beklentilerim var. Fakat hiçbir surette emrimi ne göklere, ne de yere dinletecek ve emellerimi o gök cisimlerine bil­direcek bir kuvvetim olmadığı gibi, bu bağımlılık ve alâkaya karşı bir dayanak noktam da yok. Bütün bunlara yetecek ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey Göklerin ve Yerin Rabbi, ve ey gökleri ve yeri salih kullarının emrine veren sonsuz haşmet sahibi Zât!

 

İlâhî! Benim ve bütün akıl sahiplerinin, geçmiş ve gelecek za­manlarla alâkalarımız var. Halbuki biz daracık bir hazır zamanda mahpus kalmışız; geçmiş ve gelecek zamandan en yakınına bile eli­miz yetişmez ki bizi sevindirecek bir şeyi elde edelim, yahut bizi üzen bir şeyi kendimizden uzaklaştıralım. Bu hal karşısında dayanak noktası ancak Senin kudretin ve bu hali en güzel bir hale çevirmeye yetecek kuvvet ancak Senin kuvvetindir, ey asırların ve zamanların Rabbi!

 

İlâhî! Benim yaratılışımda ve her bir ferdin yaratılışında, sonsuz­luklara uzanan sınırsız emeller ve sürekli istekler var. Çünkü yaratı­lışımıza şaşırtıcı ve kapsamlı bir istidat konulmuş; ve öyle bir ihtiyaç ve sevgi verilmiş ki, dünya ve içindekiler onu doyurmaz; o ihtiyaç ve o sevgi, bakî Cennetten başka hiç bir şeye razı olmaz ve o istidat (yetenek) ebedî saadetten başka hiçbir şeyle tatmin olmaz, ey dün­ya ve âhiretin Rabbi ve ey Cennetin ve sürekli kalınacak âhiret yur­dunun Rabbi!

 

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْناَ مِنْ اَهْلِ السَّعَادَةِ وَالسَّلاَمَةِ وَالْقُرْاٰنِ وَاْلاِيمَانِ اٰمِينَ - اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ بِعَدَدِ جَمِيعِ الْحُرُوفَاتِ الْمُتَشَكِّلَةِ فِى جَمِيعِ الْكَلِمَاتِ الْمُتَمَثِّلَةِ بِاِذْنِ الرَحْمٰنِ فِى مَرَايَا تَمَوُّجَاتِ الْهَوَاۤءِ عِنْدَ قِرَاۤئَةِ كُلِّ كَلِمَةٍ مِنَ الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ قَارِئٍ مِنْ اَوَّلِ النُّزُولِ اِلٰى اٰخِرِ الزَّمَانِ وَارْحَمْناَ وَوَالِدَيْناَ وَارْحَمِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِعَدَدِهَا بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ - اٰمِينَ وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Âmîn!..

 

(29.Lema'dan)

Yorumlar