Risale-i Nurdan vecizeler...

İ’lem eyyühe’l-aziz!

"Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuştu. Ancak ihtiyarlık sabahıyla uyandım" meâlinde olan şiirin şümûlüne dahilim. Çünkü gençliğimde en yüksek bir intibah şâhikasına çıktığımı sanıyordum. Şimdi anlıyorum ki, o intibah, intibah değilmiş.

Ancak, uykunun en derin kuyusunda bulunmaktan ibaretmiş. Binâenaleyh, medenîlerin iftiharla dem vurdukları tenevvür-ü intibahları, benim gençlik zamanımdaki intibah kabilinden olsa gerektir.
Onların misâli, rüyasında güya uyanıp, rüyasını halka hikâye eden nâim meselidir.

Halbuki, rüyasında onun o intibahı uykunun hafif perdesinden derin ve kalın bir perdeye intikal ettiğine işarettir. Böyle bir nâim ölü gibidir; yarı buçuk uykuda bulunan insanları nasıl ikaz edebilir?

Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz, veya dalâlete düşer, boğulursunuz.
Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevi-i Nuriye, s.107


***

Evet, o şirin, güzel gençlik nimetine istikàmetle, tâatle şükretse, hem ziyâdeleşir, hem bâkîleşir, hem lezzetlenir. Yoksa hem belâlı olur, hem elemli, gamlı, kâbuslu olur gider; hem akrabâsına, hem vatanına, hem milletine muzır bir serseri hükmüne geçirmeye sebebiyet verir.
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s.136


***
Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat, bir uykudur; bir rüyâ gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider.
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s.136


***


Nasıl ki bu yaz ve güzün âhiri kıştır; öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. Geçmiş zamanın elli sene evvelki hadisâtı sinema ile hâl-i hazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hadisatını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalâlet ve sefahetin elli altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilseydi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşrû keyiflerine nefretle ve teellümlerle ağlayacaklardı.

Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, s.181



Lûgatçe:


Frenk: (o.i.) Avrupalı, Fransız.
adâvet: Düşmanlık.
sefahet: Zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük.
efkâr: Fikirler.
ittibâ: Bağlanma, uyma.
sefihâne: Sefîh olan kimseye yakışır yolda, sefihçe.
âgâh: (f.s.) Bilgili, haberli, uyanık.
istihfaf: Küçümseme, hafife alma.
istihzâ: Alaya alma, birisiyle eğlenme.
gaye-i hayal: Hayal edilen gâye, ideal.
nisyan: Unutma.
tenâsi: Unutma, unutmuş gibi görünme.
ezhan: Zihinler.
ene: Ben, benlik.
İ’lem eyyühe’l-aziz: Bil ki ey aziz.
intibah: Uyanıklık.
tenevvür-ü intibah: Aydınlanma.
nâim: Uyuyan.
umûr-u diniye: Dinin emirleri, dinle ilgili işler.
teşebbüh: Benzeme.
hatt-ı muvasala: Erişme ve ulaşma yolu.
tâat: İbadet etme, Allah'ın emirlerini yerine getirme.

Yorumlar

(X)
Kapat
-->