Ramazan Risalesi -2-

ÜÇÜNCÜ NÜKTE

 

Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye (insanların sosyal hayatlarına) baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

İnsanlar maişet (yaşayış, geçim) cihetinde muhtelif (çeşitli, farklı) bir surette(tarzda) hâlk edilmişler(yaratlımışlar).

Cenâb-ı Hak, o ihtilâfa(aykırığa, farklılığa) binaen, zenginleri fukaraların muavenetine (yardımına, yardımlaşmaya) davet ediyor. Halbuki, zenginler fukaranın acınacak acı hâllerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler.

Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez.

 Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin (gerçek şükrün) bir esasıdır. Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir; ona karşı şefkate mükelleftir (vazifeli, sorumlu).

Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz, yapsa da tam olamaz.

Çünkü, hakikî o hâleti(hali,vaziyeti, durumu)kendi nefsinde hissetmiyor.



DÖRDÜNCÜ NÜKTE

 

Ramazan-ı Şerifteki oruç, nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder. Hattâ, mevhum (hakikatte olmayan) bir rububiyet (rablık, efendilik) ve keyfemâyeşâ (istediği şekilde) hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan, dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmişse, bütün bütün gasıbâne (gasbedercesine), hırsızcasına, nimet-i İlâhiyeyi hayvan gibi yutar.

İşte, Ramazan-ı Şerifte, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi mâlik(herşeyin sahibi,mülkün sahibi) değil, memlûktür(hizmetkâr,kul); hür (serbest)değil, abddir(kul).

Emrolunmazsa, en âdi(sıradan,basit) ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti(kul olduğunu biliş,,itaat) takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer.



BEŞİNCİ NÜKTE

 

Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin tehzib-i ahlâkına (ahlâkının güzelleştirilmesine, kötü huylarının giderilmesine) ve serkeşâne muamelelerinden (itâatsiz, isyankâr, inatçı davranışlarından) vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki:

Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki(hakikatindeki, içerğindeki) hadsiz aczi(acizliği, zayıflığı, güçsüzlüğü), nihayetsiz fakrı(muhtaçlığı, ihtiyaç içerisinde oluşunu), gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez.

Hem ne kadar zayıf ve zevâle(ayrılış, ölüm) maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez.

Adeta polattan(çelik gibi sağlam) bir vücudu var gibi, lâyemûtâne(Ölmeyecekmişcesine), kendini ebedî tahayyül eder(hayal eder) gibi dünyaya saldırır.

Şedit bir hırs ve tamahla ve şiddetli alâka ve muhabbetle dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemâl-i şefkatle terbiye eden Hâlıkını(yaratıcısını, onu yoktan var edeni) unutur. Hem netice-i hayatını(hayatının neticesini, gayesini, meyvesini) ve hayat-ı uhreviyesini(ahiret hayatını)düşünmez; ahlâk-ı seyyie (kötü huylar, çirkin ahlâk)içinde yuvarlanır.

İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere(gaflet içerisinde olanlara) ve mütemerridlere(inatçılara), zaafını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor(hissettiriyor). Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor; midesindeki ihtiyacını anlar.

 

Zayıf vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlıyor.

Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder(iyice anlar, kavrar).

 

 

Nefsin firavunluğunu(nefsini ve benliğini Firavun gibi ilâh seviyesine çıkaracak derecede büyük görmeyi) bırakıp, kemâl-i acz ve fakr ile (tam olarak acizliğini, zayıflığını, ve ihtiyaç içerisinde oluşunun,muhtaçlığının idrakinde olarak) dergâh-ı İlâhiyeye ilticaya(Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna, kapısına sğınmaya)bir arzu hisseder ve bir şükr-ü mânevî eliyle (duygu ve azalarıyla ettiği şükür, manevi şükür ile) rahmet kapısını çalmaya hazırlanır -eğer gaflet (Allah'dan uzaklaşıp nefsinin arzularına dalması) kalbini bozmamış ise!

 

Risale-i Nur Külliyâtı/ Yirmi Dokuzuncu Mektup

Yorumlar

güzel sayfa.. İslamiyeti anlatıyor

gercekten cok güzel.cok istifade ettim tesekur ederim.
(X)
Kapat
-->