Neden Sıkıntı Hissederiz?

Her insan az veya çok elemlere giriftar oluyor. Elbette insanın elemleri diğer mahluklardan çok daha fazladır. Zira insanın kalbi öyle bir hasletle yaratılmıştır ki Üstad diyor, neye çevrilse ona şiddetle muhabbet duyar.

Alakasını neye yöneltseniz onu tutkuyla sever. Ama bazen olur ya hiç sebebsiz, bir sıkıntı basar içinizi. Bir türlü kendinizi kurtaramazsınız o bunaltıdan.. İşte şu ayet bizim için meseledeki tüm sıkıntıyı hallediyor, teşhis ve tedavi yapıyor. Allah; yani bizi yapan, bizi herkesten ve herşeyden iyi tanıyan Zat buyuruyor:

“Kalpler yanlız Allah’ı anmakla huzur bulur.” (R’ad Suresi-28)

Öyle ya, basit bir saati dahi en iyi bilen o saatin mühendisidir. Bizi de yaratan Zat bizi en iyi bildiği için tam da ihtiyacımız olanı veriyor. Binlerce örnekten birisi Uğur abi için, secdeye giderken gözümüzle secde yapacağımız noktaya bakmamız, yani biz müslümanlarca 14 asırdır yapılan şey, bugün göz doktorlarının hastalarına tedavisi için yaptırdığı egzersizlerden çok farksız..

Diğer örnek dizlerindeki ağrıdan kurtulamayan Mehmet kardeşimin yanlızca namazda rahat etmesi, namazın dizlerini ferahlandırması.. bunun gibi abdestin, sabah namazının, teheccüdün faydaları saymakla bitmiyor. Bu bize neyi gösterir? Yaratıcımızın bizim neye ihtiyacımız olduğunu herkesten ve herşeyden daha iyi bildiğini, bizi bizden iyi tanıdığını gösterir.

Elbette midemizin ihtiyacını bildiği için rızıkları gönderen, dilimizin ihtiyacını bildiği için ona binler tadı tattıran, gözümüzün ihtiyacını bildiği için sürekli manzaraları değiştirip renkten renge boyayan o Zat bizi tanıyor!

Bizim kalbimizin şiddetli sevme özelliğini biliyor! Bizi bildiği için de bize bildiriyor; o şiddetli sevmek yanlızca ayine-i Samed olması için verildiğinden, Allah’tan başkası onu tatmin etmiyor! Bu yüzden etrafımızdaki ayetler bağırıyor,

“Fanisiniz! Fani olanı istemeyiniz! Acizsiniz! Aciz olanı istemeyiniz! Sizin kalbiniz bekâya talip! Cemalullaha talip! Başka kapılarda yorup perişan etmeyiniz!” Elini çekiç yapıp çivi çakamayan insan o cihazın onun için verilmediğini anladığı gibi; bu yüksek seciye ve kabiliyetlerin de dünya için verilmediğini derhal anlar, idrak eder ve amacı olan imanı elde etme ve inkişaf ettirme yolunda Risale-i Nur’a iki eli varsa dört elle sarılır.

[Osman Sungur Yeken]

Yorumlar

(X)
Kapat
-->