Hz Âişe’ye Sesleniş

Hadis Külliyatına Damgasını Vuran Hanım Sahabî Hz. Âişe’ye Sesleniş

 

Hz. Âişe;

Henüz küçüktün, baban ve Peygamberin yola çıkmışlardı.

“Hicret” diyorlardı bu yolculuğun adına.

Nedense ters tarafa gitmişlerdi.

Halbuki Medine’ye gideceklerdi.

Sevr Mağarasında olduklarını öğrendiniz sonra.

Erkek kardeşin Abdullah haber götürüyor;

Kız kardeşin Esma azık hazırlıyordu mağaradakilere.

Resûl “Mahzun olma! Allah bizimle beraber.”

diyordu ikinin ikincisine. (9/40)

Bir güvercin, bir örümcek gözleri bağlamaya yetti.

Ve yola çıktılar can dostları.

Develer Medine’ye vardı mı Âişe.

Mekke’de babasız, Peygambersiz, endişeli kaldınız mı?

Gidenler heyecanlı, geride kalanlar gözü yaşlı bekliyor…

Merak etme, fazla sürmeyecek bu bekleyiş.

Zeyd b. Harise, Ebû Bekir’in mektubuyla geliyor…

Davranın, hazırlanın, yolculuk var!

Hicret, size kucak açıyor.

Kutlu bir beldeden – kutlu olacak bir beldeye gidiyorsunuz.

Medine, sizi özlüyor…

Medine, düğün bayram yurdu…

Peygamberini ‘taleal bedru’yla karşılayan müminler

Bu sefer gelin bekliyor…

Gelin gelmiştin; kerpiç duvarlı, tavanı hurma lifli,

Mescide bitişik odacığa.

Geldin ve varlığını hissettirdin.

Ebû Bekir’in terbiyesinde iken,

Resûl’ün, vahyin ellerine teslim edildin.

Yaşın tartışmalara çok konu oldu Âişem.

Müşrikler söz söylememişken,

Varsın tartışsın Müslimler, müsteşrikler.

Yaşı büyük hanımını incitmeyen,

Yaşı küçük olanı incitir miydi hiç.

Gençliğin, coşkun, keskin zekan ve kıskançlığın…

Müşrik, münafık ve Yahudi baskılarından bunalan

Peygamber hanesine neşe gelmişti.

Resûlullah’la koşu yarışı yapıyordun…

İlk koşuda O’nu geçmiş miydin sahiden.

Ya da mescitte Habeşlilerin gösterisini izlerken,

O’nun omzuna dayamışken çeneni,

“Biraz daha duralım” diye naz etmiş miydin gerçekten.

Kıskançlıkta üzerine yoktu hani.

Madem dişleri dökük yaşlı kadınlardan biriydi Mekke’deki,

Ne gerek vardı Resûl, O’nu hatırlayınca üzülmeye.

Yoksa anne olamamak mıydı

Seni hüzne gark eden?

Ne desen haklısın ama sen genç yaşında

“Müminlerin annesi” oldun Hz. Âişem.

Çok sevdin, çok sevildin.

“En çok kimi seviyorsun?” diye soranlara “Âişe”,

“Sonra en çok kimi seviyorsun?” diyenlere “Âişe’nin babası”

diye cevap verdi Peygamber;

Bütün mahremiyetine rağmen…

Hep gözde oldun,

keskin zekan, ferâsetin ve Resûl’e yakınlığın sebebiyle,

Seni de kıskananlar oldu.

Bir gün bir gerdanlık kaybettin…

Ve olanlar oldu. Diller çözüldü. Ortalık karıştı.

Elinden dilinden emîn olunan Resûl, dillerden bunaldı.

Hâne-i saadete gölge düştü.

Hasta yatağında her şeyden habersiz yatan saf kadın kalk!

En ağır yerinden vuruldun.

Fitne kazanı kaynıyor.

Bu sefer, müminler imtihan ediliyor.

Saflığından, hamuru koyuna kaptıran kadın.

Kalk, cevap ver!

Sustur şu kendilerine zulmedenleri.

Ebû Bekir’den geçen sadakatin ve hitabetinle konuş.

“Hayır nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürüklemiş.

Artık bana düşen güzel bir sabırdır.

Sizin bu anlattıklarınıza karşı yardımına sığınılacak ise

sadece Allah’tır.” (12/18) âyetini oku.

Ya da konuşma, sus.

Baksana eşin de susuyor zaten.

Hem, O neden konuşmuyor?

Neden susuyor böyle!..

Ne oldu?

Kırıldın mı?..

Hastalığına hastalık mı eklendi?

Ağladın mı geceler boyu?

Boş ver sus.

Sus.

Tıpkı Meryem gibi…

Bırak Allah’ın âyeti konuşsun.

“…Siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor,

Hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi

Ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz.

Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz.

Hâlbuki bu Allah katında çok büyük bir suçtur.

Onu duyduğunuzda: ‘Bunu konuşmak bize yakışmaz.

Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır’

demeli değil miydiniz?

Eğer inanmış insanlarsanız, Allah,

bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan

sizi sakındırıp uyarır.” (24/15-17)

Ye iç, gözün aydın olsun.

Allah seni temize çıkardı.

Seninle kadınlara örneklik,

Topluma bir ihtar bıraktı.

Sen âlime, fâkihe kadın,

Resûl’den bütün öğrendiklerini aktardın.

Aile saadetlerini sana borçlu kadınlar.

Mahrem hallerde nasıl davrandığını örnek olanın,

seninle bildi insanlar….

Yanlış anlaşılan hadisleri düzelttin,

eksik kalanları tamamladın.

Hadis külliyatına adını “muksirûn” içine yazdırdın.

Resûl’ü öyle sevdin ki, paylaşmak zor geldi.

Aman dikkat, üzmeyesin efendilerin efendisini.

Boş ver meğâfiri, bal şerbetini

Söyle bana!

Yirmi dokuz gün ayrılık, zor geldi değil mi sana?

Resûl’e bizim dünyamızdan sevdirilen varlık.

Resûlullah yorgun artık.

Baksana Nasr sûresi nazil olunca ağlıyor baban,

Veda zamanı yaklaşıyor, buna hazırlan.

Baksana Resûl’e, başı ağrıyor…

Hep seni teselli eden, bu sefer kendi yatıyor.

Mübarek başını, koy kucağına Âişem,

Refîk-i Âlâ O’nu bekliyor.

Hz. Âişe,

Değil mi ki Resûlullah seni sevdi; biz de seviyoruz.

Sen bize büyük bir miras bıraktın.

Sen O’nun yakını ve Hümeyrâ’sın,

Sen Peygamber hatunu ve “ümmühât”tansın.

O’nunla şereflendin, O’nunla şereflendi kâinat,

Üzerinize olsun tahıyyât, tayyibât ve salevât.



Esra Nur UÇKAN

Yorumlar

(X)
Kapat
-->