Cinselliği yanlış kullanmanın ve fuhşun zararları nelerdir? Allah’ın gazabına sebep olur mu?

1. Fuhuş ve zina yuvalar yıkar

Bilirsiniz, atomun bir çekirdeği vardır, bir de bunun çevresinde elektronlar. Elektronlara müdahale atomun yapısında değişikliklere sebep olur, kimyasal reaksiyonlar meydana gelir. Bu, birçok zararlara sebebiyet verir. Fakat esas zarar, atomun çekirdeğine kontrolsüz ve yanlış bir müdahale olduğu zaman olur. Çekirdeğe müdahale edildiğinde atom infilak eder, ortalık darmadağın olur.

Toplum da bir atom gibidir. Çekirdeği de ailedir. Çekirdeğe müdahale edilince toplum hayatı dinamitlenmiş olur, sosyal dengeler bozulur. Sosyal denge bozulunca da, o toplumun meydana getirdiği, millet ve milletin meydana getirdiği devlet sarsıntı geçirir.

Aileye önem vermezse, toplumun düzeni bozulur; filozofların dediği gibi, fert fert birer canavar olurlar. Batı, bu canavarlaşmada hızla yol almaktadır. Fransa’da ve Almanya’da yayınlanan dergiler sık sık bu konuları gündeme getiriyorlar. Giderek çöken aile kurumunu kurtarmaya çalışıyorlar. Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, boşanma oranlarının çok yüksek olan Avrupa’da, yakında aile mefhumunun kalmayacağı endişesini dile getiriyorlar.

Aile, ne kadar sağlam olursa, toplum o derece güçlü temeller üzerine kurulmuş olur. Bir milleti yıkmak isteyen iç ve dış düşmanlar, ilk tahribatlarına aileden başlarlar. Toplumların dejenere olmasında fuhşun rolü tartışılmazdır. Çünkü fuhuş, toplumun en temel direği olan aile yapısını hedef alır.

Aile için en büyük tehlike

Aile toplumun çekirdeğidir. Sağlıklı nesil bu yuvada yetişir. Çocuk fizikî gelişmesini de, ahlak ve terbiyesini de önce buradan alır. İnsan sevgisinin kaynağı ailedir. Bu yuva için en büyük tehlike fuhuş ve zinadır. Zina her şeyden önce ailenin oluşmasını engeller. Zina yapan bir insan bir yuva kurmak istemez.

Diğer dinlerde olduğu gibi dinimizde de neslin korunması asıldır. Bu da ancak nikâhla mümkündür. Nikâh toplum hayatı için bir nimettir. Gayr-ı meşru birleşmeler aile kurumunu ortadan kaldırır.

Aynı zamanda zina, kurulmuş olan ailenin dağılmasına ve perişan olmasına sebep olur. Geride faydasız pişmanlıklara gömülen, aldatmanın veya aldatılmanın verdiği acıyla yaşayan erkekler ve kadınlar, birbirinden kopmuş anne ve babanın ilgi ve şefkatinden yoksun büyüyen evlatlar kalır.

Bugün fuhuş yüzünden pek çok insan onurunu kaybetmiş, kendine olan saygısını ve güvenini yitirmiş, aşağılık bir yaşam çizgisini benimsemiştir. Fuhuş yüzünden çok sayıda yuva dağılmış, aileler çökmüştür. İnsanlara genel bir mutsuzluk, huzursuzluk ve aradığını bulamama psikolojisi hâkim olmuştur.

Oysa Allah’ın gösterdiği yola uyup, temiz olanı seçseler, diğer bir deyişle helal olan bir seçim yapsalar insanlar hem psikolojik açıdan rahat ederler, hem kendilerine güvenleri gelir, hem karşılıklı sevgi ve saygı muhafaza edilir, hem de sağlam aile ve toplumlar oluşur.

Bu konuda şu dersler dikkat çekicidir:

Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve farzlarla ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz. (Sözler, s. 212)

Hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa dünyevi bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesi yedirir, on tokat vurur gibi hayatın lezzetini kaçırır. (Sözler, s. 216)

 

Medya gençlerin ahlakını bozuyor

Maalesef ülkemizdeki medya, yayınlarıyla aile üzerinde çok derin tahripler yapıyor. Müstehcen içerikli yayınların en büyük zararı, ahlaki değerlerin kaynağı olan kültür ve inancımız üzerindeki tahribatı… Medya araçlarının en geniş izleyici kitlesi gençler ve çocuklar olunca bu tahribattan da en çok onlar etkileniyor.

Ayrıca ergenlik dönemindeki gençler ve çocuklar zihinsel ve bedensel gelişimlerini henüz tamamlamadıkları için, yetişkinlere oranla bu tür yayınlardan daha çok etkileniyorlar.

Çocuklar ve gençlerin gelişim döneminde model almanın önemli bir yeri vardır. Medya araçları bu kadar yaygın değilken çocuğun veya gencin modeli belki annesi-babası, ablası-ağabeyi, yani yakın çevresinden birileriydi. Özellikle televizyonla beraber yakın çevrenin yerini, ünlü şarkıcılar, futbolcular, mankenler ve hatta gerçekte var olmayan dizi veya film kahramanları aldı. Saydığımız bu kişilerin hayat tarzları, hal ve hareketleri göz önünde bulundurulursa örnek alınacak bir model teşkil etmedikleri ise açık…

Gerek televizyonda, gerekse yazılı basında ünlü kişilerin lüks ve para içindeki hayatları sunulurken, öte yandan yaşadıkları gayr-ı meşru ilişkiler ve skandallar da gözler önüne seriliyor. Dolayısıyla lüks hayatlar kadar, yaşadıkları seviyesiz ilişkilere de özeniliyor.

Öte yandan, günde en az on tanesine maruz kaldığımız dizilerin konuları da hep aynı eksen etrafında dönüyor. Evlilik dışı ilişkiler, sigara ve içki tüketimi, şiddet, yalan-dolan, iftira, dizilerin ana temalarını oluşturuyorken, cinsellik de önceki yıllara göre daha fazla vurgulanıyor.

Kişilik gelişimlerinde artık; aile, okul ve yakın çevreden daha etkili olan medya bu yöndeki yayınlarıyla çocuk ve gençleri, hem bireye, hem de topluma büyük zararı dokunan yanlış ilişkilere ve davranışlara alıştırıyor, bunları halkın gözünde olağanlaştırıyor ve sonunda normal gibi algılanmasına sebep oluyor.

Televizyondan görüp, gazete ve dergilerden okuduğu davranışları günlük hayatında uygulamaya başlayan gençlerin sonu da ne yazık ki, kurmaca dünyada olduğu gibi mutlu olmuyor. Sonuç yine medya aracılığıyla bizlere sunuluyor. Gün geçmiyor ki, gençler arasında geçen bir şiddet olayının, intihar vakasının, namus cinayetinin haberi verilmesin. Yapılan araştırmalar da yaşanan ahlaki çöküntüyü gözler önüne seriyor. Örneğin, ülkemizde kürtaj yaşının 14’ün altına düştüğü kaydediliyor.

Bütün bu yaşananlar Türkiye’nin kalkınma ve ilerleme yolunda da en büyük engeli teşkil ediyor. Çünkü ahlaki değerlerini ve inançlarını kaybetmiş bir toplum, kültürel ve teknolojik alanda da ilerleme gösteremez. Görülüyor ki, müstehcenliğin zararları birey bazında kalmıyor; toplumun bugününü ve geleceğini de etkiliyor.

İşte size çarpıcı bir misal: Televizyonları şov programlarıyla tanıştıran Osman Yağmurdereli, Zaman gazetesinin, 27.08.2006 tarihli “Cumaertesi” ekinde, televizyonda izleyecek şov programı bulamadığını söylüyor ve ekranlarda eli yüzü düzgün programların olmayışından yakınarak sözlerine şöyle devam ediyor:

“Televizyoncular, yaşadığı topluma bir şeyler vermeli. Maalesef doğru programlar yapılmıyor. TV kanallarının Türk ahlak, örf ve âdetlerine uygun işler üretmeleri gerekiyor. Bugün yapılan programlar özellikle gençleri olumsuz etkiliyor. Dahası ileride kapanması güç yaralar açacak. Bunu herkesin bilmesi lazım. ‘İstemeyen seyretmesin’ mantığı da çok saçma.”

Evet, işte ülkemizdeki şov ve magazin dünyası içinde bulunan bir insan bu ibretlik sözleri söylüyor. Umarım bu sözler ilgili yerler tarafından dikkate alınır ve alınan kararlar pratiğe yansır.

 

Aldatmanın hiçbir özrü olamaz

Aldatma, kadın-erkek hangi cins tarafından yapılırsa yapılsın son derece kötü, acı ve çirkin bir şeydir. Bunun hiçbir özrü, mazereti ve açıklaması olamaz. Aldatıp sonra da buna makul bir izah getirmeye çalışmak ise inanılmaz komik ve trajiktir. Genel kabul erkeğin karısını aldatması ve kadının bu aldatılma neticesinde psikolojik sorunlar yaşamasıdır. Ama şunu unutmayalım ki, erkekler eşlerini yine bir kadınla aldatırlar. Yani bu meselede erkekler olduğu kadar kadınlar da suçlu…

Bu sözlerimizle aldatma konusunun cinsiyetle alakalı bir şey olmadığını kadın ya da erkek her iki tarafta da olabileceğini ve bu olgunun psikiyatrik bir durum olduğunu ifade etmek istiyoruz. Ancak erkekler, yaptıkları hataları masum, normal göstermek ve üstlerini örtmek amacıyla çoğu olayı bireysel olmaktan çıkarıp sanki tüm erkeklere hasmış gibi gösterirler. Böylece sorumluluğu tüm erkeklerin paylaşmasını sağlarlar.

Ama erkeklerin bu konuda gündemde olmaları, bütün erkeklerin eşlerini aldattıkları ya da aldatacakları anlamına kesinlikle gelmez. Maalesef aldatma konusunda erkeklere bunu bir “hak”mış gibi sunan toplumun bozulmuş ahlak değerleri ve mesajlarıdır. Sayıları az da olsa, medyada renkli bohem gecelerin ve çarpık ilişkilerin süslü bir anlatımla verilmesi bunu ne masum kılar, ne de her erkek yapıyordur anlamına getirir.

Bizim dikkatinizi çekmek istediğimiz husus, gayr-ı meşru ilişkilerin insanda ve o insanın şahsında bütün toplumda açtığı yaralar. Düşünün bir adam intihara kadar teşebbüs edebiliyor. Aslında bu adamın eşini de konuştursak o da girdiği maceradan çok huzurlu değildir. İlk başta geçici bir mutluluk yaşamış olabilir, ama sonrasında mutlaka pişmanlık duyacaktır.

Günahlar zehirli bal gibidir. Ve insan zehirli balın sancısını hemen idrak edemez. Önce tatlı ve hoş gelir. Fakat sonra zehrin kıvrandıran sancısı başlar ve insan karanlık girdaplara, çıkmaz sokaklara, limansız sahillere sürüklenip gider. Neticede hem bu dünyasını hem de öteki dünyasını berbat eder.

İşte size eşini aldatmış bir erkeğin acı itirafları: “Eşimle severek evlendim. Yaklaşık 5 yıldır evliyiz. Çok mutlu bir yuvamız, aslan gibi de bir oğlumuz var. Son bir aydır eşimle annem ve babam yüzünden kavga etmeye başladık. Aslında hata yine bende... Ben annem ve babam ile eşim arasında köprü olamadım.

Neyse… Eşimin annem ve babamdan dolayı bana karşı olan tutumundan dolayı aklımca onu cezalandırmak için aynı iş yerinde çalıştığımız bir bayan arkadaşla duygusal bir ilişkiye başladım. Baştan her şey çok güzeldi. Hani derlerler ya ‘günah, zehirli bir baldır.’ İşte ben o zehrin bal kısmına aldandım. Ama çok geçmeden zehirlendiğimi anladım. O kadar pişman oldum ki... Peki, pişmanlık fayda verdi mi? Tabii ki çok sıkıntılar çektim. Yuvam bozulma noktasına geldi. Sonunda kendimi eşime affettirdim, ama en büyük korkum acaba Rabbim de beni affetti mi? Bu endişe içimi kemirip duruyor. Ona karşı çok mahcubum…”

 

Gençliğin Cinsellik İmtihanı, M. Ali Seyhan, NESİL YAYINLARI

Yazar: 

Yorumlar

(X)
Kapat
-->