Bir cennet hazinesi: Lâ havle

 

Peygamber Efendimiz (sas) 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh' duasını çokça zikreder ve hemen her fırsatta ashabına da emrederdi. Rabb'imize olan inancımızı özetleyen ve bizi güç ve kuvvet kaynağına bağlayan bu duayı her fırsatta şuurluca okumak, hatta günlük virdler arasında ona özel bir yer vermek kulluğun gereğindendir. 
 
İnsanın, her işinde Kudreti Sonsuz'a dayandığını, O'nun yardım ve dilemesi olmadan iyi-kötü hiçbir şeyin cereyan etmeyeceği inancını ifade etmek üzere, günlük hayatta sık sık kullandığı vecizeleşmiş bazı cümleler bulunmaktadır. Ancak ne kadar kapsamlı bir manaya sahip oldukları ve ne kadar sevaplı oldukları yeterince bilinmemektedir. Bunlardan birisi de "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" şeklindeki cümledir.
 
Bu mübarek cümlede geçen havl kelimesi; hareket ve çare anlamına gelmektedir. Metinde geçen kuvvet kelimesi ise Türkçemizde yaklaşık aynı anlamda kullanılmaktadır. Lügatlerde geçen kelime anlamları ve hadis şerhlerinde yapılan izahlar göz önüne alınınca bu cümle şu şekilde tercüme edilebilir: "Hayırlı işler yapabilmek, günahlardan kaçınabilmek ve insan gücünü aşan olaylar karşısında metin durabilmek dahil, hareket, tekâmül, güç ve kuvvet gerektiren her hâlimiz ve her işimiz için gerekli güç ve kuvvet ancak Allah'ın lütfu iledir."
 
Peygamber Efendimiz (sas) bazı hadislerinde "Lâ Havle..."nin ebedî cennet hayatında bir hazine olduğunu, diğer bir hadislerinde arş hazinelerinden biri, Hz. İbrahim'den (aleyhisselam) naklen de bir cennet fidanı olduğunu şöyle ifade buyurmuşlardır: Allah Resûlü Hayber'e gazaya giderken ashap bir vadide yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Bunun üzerine Allah Resûlü:
 
- Yavaş tekbir getiriniz! Çünkü siz ne sağıra dua ediyorsunuz ne de gaibe sesleniyorsunuz. Muhakkak ki siz, iyi işiten ve size çok yakın olan Allah'a dua ediyorsunuz. O her zaman sizinle beraberdir, buyurdu. Bu sırada ben Allah Resûlü'nün binitinin arkasında idim. Ben de; "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" demeye başladım. Sesimi işitti ve:
 
-Ey Abdullah b. Kays! (Ebû Mûsa el-Eş'arî'nin lakabı) diye seslendi. Ben de:
 
-Buyur ey Allah'ın Resûlü, dedim. Efendimiz:
 
-Ey Abdullah, sana cennet hazinelerinden bir hazine haber vereyim mi? buyurdu. Ben de:
 
-Bildir, ey Allah'ın Resûlü; anam-babam sana fedâ olsun! dedim. Efendimiz:
 
-O kelime, 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh'tır, buyurdu."
 
Miraç gecesi Allah Resûlü, Hz. İbrahim'in yanına uğradı. Hz. İbrahim (aleyhisselam), Hz. Cebrail'e yanındakinin kim olduğunu sordu. O da, "Muhammed'dir" dedi. Hz. İbrahim şöyle dedi: "Ya Muhammed! Ümmetine emret, cennete çok fazla fidan diksinler. Çünkü cennetin toprağı verimli ve yeri de geniştir." Allah Resulü, cennet fidanının ne olduğunu sorduğunda da şu cevabı verdi Hz. İbrahim: 'Lâ havle velâ kuvvete illa billâh'tır."
 
Hz. Hazım b. Harmele de bir gün Efendi-miz'e uğradığında kendisine şunu söylediğini belirtmektedir: "Ya Hazım! Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh'ı çokça söyle; zira o cennet hazinelerinden biridir." Hz. Muaz ise Efendimiz'in kendisine, "Sana cennet kapılarından birini haber vereyim mi?" diye sorduğunu ve arkasından da: "O lâ havle velâ kuvvete illâ billâh'tır" dediğini haber vermektedir.
 
Manevî hastalıkları tedavi eder
 
1. Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh duasında dile getirilen inanç, kusurlu ve aciz olan insana, tabir yerinde ise haddini (sınırlarını) bildirir, gerçek kul­luğa, Allah'ın sonsuz kuvvet ve kudretini itirafa davet eder. Bu duanın ruhunu kav­rayan kimse, menfi hâdiselere karşı telaşa kapılmaz ve kalbindeki huzuru muhafaza eder. Hatta dehşet salan bir hâdise ile karşılaşsa bile; "Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler" der, ibret nazarı ile seyreder.
 
2. Yeis ve ucub gibi ma­nevî hastalıkları tedavi eder. İnsan hayatında tevekkülün büyük önemi bulunmaktadır.
 
3. Tevekkül; tesir-i hakikî vermemekle beraber sebepler dairesinde esbâba arızasız riâyet edip kalbin Allah'a tam itimat ve güveni, hatta başka güç kaynakları mülâhazasından bütün bütün sıyrılması manasına gelir ki, iki adım ötesi, "gassâlin elindeki meyyit" sözüyle ifade edilen teslim mertebesidir. Diğer bir yaklaşımla tevekkül; Cenâb-ı Hak'a bel bağlayıp itimat etme ve O'ndan başkasına kalbin kapılarını kapama demektir ki; buna, bedenin ubudiyete, kalbin rubûbiyete kilitlenmesi de diyebilir.
 
4. Dünyadaki sünnetullah gereği esbaba riayetten sonra tevekkülü dile getirmenin en güzel şekli ise, "Havl ve kuvvet, olup biten her şey, ancak Allah'ın izni ve iradesi dâhilinde gerçekleşir" şeklindeki kudsî beyandır.
 
Öfkelenen kişi bu öfkesini yenmek, dolayısıyla o sinirle nahoş bir şeye sebebiyet vermemek için "Lâ havle..." der. Bununla, öfkeyi yenmenin yolunun da Allah'a dayanmak olduğu anlatılır.
 
Yazar: 

Yorumlar