لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ

 
Evet insanda, her şeyde Sâni'-i Ezelî'nin masnuu olduklarına mevcudatın adedince şahidler vardır. Meselâ:
 
1- Kâinattır. Evet kâinatın ihtiva ettiği bütün zerrat ve mürekkebatın her birisi ellibeş lisan ile şehadet etmektedir.
 
2- Kur'andır. Evet Kur'an, bütün enbiya, evliya ve muvahhidînin kitablarıyla, sahife-i kevn ve vücudda yaratılan icadî ve tekvinî âyetler Hâlıkın hallakıyetine âdil şahidlerdir.
 
3- Mahlukatın reisi ve resulü, bütün enbiya, evliya, melaike ile birlikte, her şeyin sâni'i Allah olduğuna ilân-ı şehadet ediyorlar.
 
4- İns ve cin taifeleri envaen ihtiyacat-ı fıtriyesiyle şahiddirler.
 
5- Uluhiyet ve Hallakıyetin Allah'a mahsus ve münhasır olduğuna Allah da şehadet ediyor.
 
Arkadaş! San'atın, vücuh-u selâse-i mezkûre üzerine mümkine veya hakkın istilzam ettiğine nazaran Vâcib'e olan isnadı mes'elesi; semeredar bir ağaç mes'elesi gibidir. Şöyle ki: Ağacın o semereleri, ya vahdete isnad edilir. Yani neşv ü nema kanunuyla ağacın kökünden, kök de çekirdekten, çekirdek de evamir-i tekviniyeyi temessülden, evamir-i tekviniye de "Kün" emrinden, "Kün" emri dahi Vâhid-i Vâcib'den sâdır olmuştur.
Mesnevi-i Nuriye ( 145 )Arkadaş! Zerrelerden tut, seyyarelere kadar ve nakışlardan şemslere varıncaya kadar her şey, zâtında, hakikatında sabit olan "acz ve fakr"ın lisan-ı haliyle Sâni'in vücub-u vücudunu ilân eder.
 
Ve keza acziyle beraber, nizam-ı umumînin bozulmaması için, hâmil bulunduğu acib ve mühim vazifeler cihetiyle Sâni'in vahdetine delalet eder. Binaenaleyh Sâni'in vâcib ve vâhid olduğuna her şeyde iki şahid olduğu gibi, Hâlık'ın Ehad ve Samed olduğuna da her bir zîhayatta iki âyet vardır. {(*): İhtar: Kâinatın eczasından her bir cüz'ün ellibeş lisanla Vâhid-i Ehad ve Vâcib-ül Vücud'u ilân etmekte olduğunu, Kur'anın feyzinden fehmedip, icmalen "Katre" namındaki eserimde beyan etmişimdir. Arzu eden oraya müracaat etsin.}
Mesnevi-i Nuriye ( 19 )
 
Birinci Bab
 
لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ beyanındadır.
 
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
 
Allah'tan başka hak bir İlah'ın bulunmadığını kalben tasdik ve lisanen ikrar ettiğime, bütün gören ve görünen eşyayı şahid gösteriyorum.
 
Öyle bir Allah ki, vücub-u vücuduna ve Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olduğuna Hazret-i Muhammed (A.S.M.) bir şahid-i sadık ve bir bürhan-ı nâtıktır.
 
Öyle Muhammed (A.S.M.) ki, icma ve tasdiklerine mazhar olmakla, enbiya ve mürselîne siyadet ünvanını; ve ittifak ve tahkiklerini almakla, imam-ül evliya ve'l-ülema lâkabını almıştır. Ve öyle Muhammed (A.S.M.) ki, âyât-ı bahire, mu'cizat-ı katıa ve secaya-yı sâmiye ve ahlâk-ı âliye sahibi olmakla mehbit-i vahy-i İlahî olmuştur. Ve öyle bir Muhammed (A.S.M.) ki, âlem-i gayb ve melekûtu seyr ve ziyaret etmekle, ervahı müşahede ve melaike ile musahabe, cin ve insanlara irşad vazifesini almıştır. Ve öyle bir Muhammed (A.S.M.)dır ki, şahsiyet-i maneviyesiyle kâinatın kemaline bir fihriste olmakla, bütün saadetlerin ve medeniyetlerin düsturlarını havi bir şeriata sahibdir. Ve öyle bir Muhammed (A.S.M.)dır ki, âlem-i şehadette iken gaybiyattan haber verir bir beşîr ve nezîr olup bütün kuvvetiyle, kemal-i ciddiyetle ve vüsuk ile, itminan ile yüksek bir iman ile nev'-i beşere karşı "Tevhid Dini"ni لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ ile ilân ve i'lam ediyor.
 
 
Mesnevi-i Nuriye ( 53 - 54 )
Ve keza öyle bir Allah ki, vücub ve vücuduna, celal ve cemaline, Vâhid-i Ehad olduğuna şehadet edenlerden birisi de "Furkan-ı Hakîm"dir.
 
Ve öyle bir Furkan-ı Hakîm'dir ki, bütün enbiya kitablarının tasdiklerine mazhardır. Ve öyle bir Furkan-ı Hakîm'dir ki, bütün akıllar ve kalbler, hükümlerini kabul ve tasdike icma ettikleri ve cihat-ı sittesinden nur-efşan bir kitabdır.
 
Ve öyle bir Furkan-ı Hakîm'dir ki, mazhar-ı vahy olan resullerce, mahz-ı vahydir. Ehl-i keşf ve ilhamca ayn-ı hidayettir. Maden-i iman ve mecma-i hakaiktir. Hükümleri delail-i akliye ile müeyyed ve fıtrat-ı selimenin şehadetiyle musaddaktır. Lisan-ül gayb olup, âlem-i şehadette nev'-i beşeri فَاعْلَمْ اَنَّهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ ile tevhide emir ve davet ediyor.
 
Öyle bir Allah ki, vücub-u vücud ve vahdetine, şu kitab-ı kebir denilen âlem, bütün yazıları ve fasıllarıyla, sahifeleriyle, satırlarıyla, cümleleriyle, harfleriyle şehadet ettiği gibi; şu insan-ı kebir denilen kâinat da, bütün azâsıyla, cevarihiyle, hüceyratıyla, zerratıyla, evsafıyla, ahvaliyle delalet eder. Yani bu kâinat, ihtiva ettiği bütün enva'ıyla لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ ve o âlemlerin erkânıyla لاَ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ ve o erkânın azâsıyla لاَ صَانِعَ اِلاَّ هُوَ ve o azânın eczasıyla لاَ مُدَبِّرَ اِلاَّ هُوَ ve o eczanın cüz'iyatıyla لاَ مُرَبِّىَ اِلاَّ هُوَ ve o cüz'iyatın hüceyratıyla لاَ مُتَصَرِّفَ اِلاَّ هُوَ ve o hüceyratın zerratıyla لاَ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ ve o zerratın tarlası olan esîriyle لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ söyleyerek; bütün enva'ıyla, erkânıyla, azâsıyla, eczasıyla, hüceyratıyla, zerratıyla, esîriyle (ellibeş lisan ile) vücub-u vücud ve vahdetine şehadet ve delalet eder. Şu lisanların tafsili gelecektir. Şimdi icmal ile zikredeceğim. Şöyle ki:
 
Kâinat terkiblerindeki intizam, cereyan-ı ahvaldeki nizam, suretlerdeki garabet, nakışlarındaki zînet, yüksek hikmetler, eşyadaki muhalefet ve mümaselet, camidattaki muavenet, birbirinden uzak olan
 
Mesnevi-i Nuriye ( 54 - 55 )
şeylerdeki tesanüd, hikmet-i âmme, inayet-i tâmme, rahmet-i vasia, rızk-ı âmm, hayatlar, tasarruf, tahvil, tağyir, tanzim, imkân, hudûs, ihtiyaç, za'f, mevt, cehil, ibadet, tesbihat, daavat ve hâkeza pek çok sıfatlar lisanlarıyla Hâlık-ı Kadîm-i Kadîr'in vücub ve vücuduna ve evsaf-ı kemaliyesine şehadet ettikleri gibi; esma-i hüsnayı tilavet ederek, Cenab-ı Hakk'a tesbih ve Kur'an-ı Hakîm'i tefsir ve Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) ihbaratını tasdik ediyorlar.
 
Geçen lisanların tafsiline geçiyoruz. Şöyle ki:
 
Kâinatta görünen tanzimat, nizamat, müvazenat kabza-i tasarrufunda bir mizan ve nizam bulunan Hâlık'ın vücub-u vücuduna delalet etmekle اَللّٰهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ cümlesini okur.
 
Ve keza kâinatta intizam ve ıttırad hüküm-fermadır. Bu iki sıfat, mutasarrıfın vahdetine ve bir olduğuna şehadet etmekle اَللّٰهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ hakikatini ilân ediyor.
 
Ve keza semavat sahifesini güneş ve yıldızlarla yazan kudretle, bal arısıyla karıncanın sahifelerini hüceyrat ve zerrat ile yazan kudret bir olduğundan اَللّٰهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ ile (mes'elenin ilânıyla) Hâlıkın bir olduğuna delalet ve şehadet eder.
 
Ve keza meselâ bulut ile arz gibi camid ve mütehalif şeylerde tecavüb ve muavenet, yani birbirinin hacetine cevab vermek ve seyyarat gibi şemsten pek uzak olan yıldızların şemse veya birbirine tesanüd etmeleri, bütün eşyanın bir Müdebbirin idaresinde bulunduğuna şehadet ederek اَللّٰهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ ile ilân eder.
 
Ve keza semavatın yıldızlar gibi âsâr-ı muntazamadaki müşabehet ve arzın birbirine benzeyen çiçeklerinde, hayvanatındaki münasebet, Hâlıkın bir olduğuna delaletle şehadetini اَللّٰهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ ile ilân eder.
 
 
Mesnevi-i Nuriye ( 55 - 56)
 

Yorumlar

(X)
Kapat
-->