Türkiye’de ve dünyada eğitim

Türkiye’de ve dünyada eğitim
N. Kağan Çetin
 
 
 
 
Eğitim sistemi, genç kuşaklara 5 şeyi vermiyorsa, toplumun mezarını kazıyor demektir:
1-Ruh
2-İdeal
3-Ahlâk
4-Özgüven
5-Tevazu / Başkasına Saygı
                       Yusuf Kaplan
 
 
 
Türkiye’de eğitim hâlâ ezberci, hâlâ müfredat ve bürokrasi merkezli, hâlâ seküler düşünce merkezli, hâlâ pozitivist, hâlâ dünyadan kopuk, hâlâ maddeci, hâlâ maneviyata uzak, hâlâ çağın gerisinde…
Tamam son yıllarda olumlu pek çok gelişme yaşandı ülkemizde ama…
Bu gelişmeler nitelikle ilgili değildi. Nicelikle ilgiliydi hep:
Derslik, okul ve öğretmen sayısının artması, ders araç gereçlerinin, teknik cihazların sayısının artması gibi.
Bu konuda söylenmesi gereken o kadar çok şey var ki…
Başlayalım…
Bir kere müfredat çok fazla, çok gereksiz bilgiler içeriyor. Bu da ezberciliğe kapı aralıyor. Ezberle, ezberlet, kurtul mantığı yani.
Yığınla formül, teori…
Neymiş?
Her formülü, her konuyu, her teoriyi her öğrenci ezberlesinmiş… Bırakın bunları!
Bizde eğitim sisteminin merkezinde öğrenci yok.
Ne var?
Bizim merkezde Millî Eğitim bürokrasisi var.
Müdürler, müdür yardımcıları, il ve ilçe milli eğitim müdürleri, bürokratik yazışmalar, zümre toplantıları, yönetmelikler merkezde yer alıyor.
Başka?
Müfredat merkezde.
Daha?
Bizde; seküler ideoloji, tesadüf, ontolojik güvensizlik duygusu,  sahipsiz-başıboş bir insan ve kâinat tasavvuru merkezde.
Sonra?
Sınavlar, sistemin tam ortasında.
Peki öğrenci nerede?
Sistemin dışında.
Böyle olmaz.
Peki nasıl olacak?
Söyleyelim:
Bir kere dünya, eğitimde eski kalıpları bıraktı. En gelişmiş ülkelerde öğrenci, sistemin tam merkezinde. Öğretmenler, öğrencinin hemen yanıbaşında.
Eğitimde Çoklu Zekâ Kuramı öne çıkıyor gelişmiş ülkelerde. Yani öğrenciye sadece sözel ve sayısal açılardan bakılmıyor. Öğrencinin sanata, spora, sosyal konulara, tabiata ilgisi nedir? Aşçılığa, müziğe, denize, soyut kavramlara, konuşmaya, okumaya, ekip çalışmasına, ferdî çalışmaya, hobilere merakı… Bunlar araştırılıyor. Eğitim sistemi bunlara göre güncelleniyor.
Sonra okulda geçirilen zaman…
Finlandiya bu alanda çok iyi bir örnek. Finlandiya eğitimde dünya lideri.
Orada öğrenciler okulda üç saat kalıyorlar. Ders bitince herkes evine…
Neden?
Öğrenci, aile ile vakit geçirsin diye.
Doğru mu bu?
Doğru ne demek? Bu işin başka yolu yok!
Öğrenci dediğin, ailesiyle en çok zaman geçirebilen kişidir Finlandiya’da.
Sadece Finlandiya’da değil… Pek çok gelişmiş ülkede “Aile Okulları” var. Öğrenci bütün müfredatı kendi evinde, kendi anne babasından öğreniyor. Sınavlar ve resmi belgeler ilgili bakanlık tarafından düzenleniyor. Merak edenler, “Özgür ve Bilge” dergisinin ilgili sayılarına baksın.
Aileden kopuk eğitim olmaz, okul olmaz.
Bizde okul öncesi eğitimin zorunlu olması ne kadar doğru? Kim önermiş bunu?
Sonra gelişmiş ülkelerde eğitim sadece formel değil, sadece resmi okullarda değil…
İnformel Eğitim diye bir şey var.
Yani kişinin kendi kendini yetiştirmesi. Yabancı dil, müzik, resim, matematik, fen, biyoloji öğrenmesi. Bunun için devletler bütün imkânları seferber ediyor. Bu alanda internet başta olmak üzere, sayısız kitap, ders materyali ve gönüllü öğretmenler var dünyada…
Bir hatırlatma yapalım:
Son tahlilde skoru belirleyen informel eğitimdir. İnsanın kendi kendini yetiştirmesi, dünyayı tanıması, çağa ayak uydurmasıdır.
Üniversite diplomasının raf ömrü beş yıl, bilemedin altı yıldır.
Eğer üniversite diplomasına sahip birisi, kendini güncellemiyorsa, eğitim yarışında geri kalır.
Bizden söylemesi…
Sonra dil meselesi var…
Dil olmadan düşünce olmaz, diyor Yusuf Kaplan.
Doğru söylüyor.
Dil zevki olmadan, öğrenemezsiniz, öğretemezsiniz.
Çorak tarlada yürür gibi olursunuz.
Olanak dersiniz, evrim dersiniz, yapıt dersiniz.
Öğrenci bunlardan anlamaz.
Öğrencinize Yahya Kemal, Necip Fazıl, Ahmet Yüksel Özemre veya Gürbüz Azak’ın kullandığı kelimelerle hitap ederseniz sizi dinler… Yoksa dinletemezsiniz kendinizi. Çorak tarlada yürür gibi bir lisanı kim dinler, kim anlar?
Sonra çoktan seçmeli sınav sistemi…
Yahu, sanata, spora, hitabete yetenekli öğrenciyi, çoktan seçmeli testlerle nasıl ölçersiniz, nasıl değerlendirirsiniz?
Çoktan seçmeli test sistemi, eğitimin binde biri bile değildir. Milyonda biri dahi değildir. Bütün bir eğitim sistemini çoktan seçmeli test üzerine kurmak nasıl bir cehalettir?
Sonra tam gün eğitim uygulaması…
Bakın bunu kim düşündüyse, yanlış yapıyor. Gelişmiş ülkeler, çocuğu aileyle birleştirmek isterken, bizimkilerin yaptığına bakın…
Konuşacak o kadar fazla konu var ki…
Mesela yabancı dil konusu.
Türk Millî Eğitimi’ni İngilizce merkezli yapmak, eğitimi bu yönde değiştirmek neyin nesidir?
Arkadaş, eğitim sisteminin merkezinde Türkçe olur. Başka dil olmaz. Olmaaaz!
Yabancı dil öğrenmek isteyen, kursa gider, istediği dilde uzmanlaşır, üniversitede yabancı dil okur.
Ama eğitimi İngilizce merkezli yaparsanız, affedilmez bir hata olur.
Sonra Determinizm konusuna gelelim…
Determinizm, yani “neden sonuç” kuralı. Aynı nedenler, aynı sonuçlara götürür. Bu ilkeye göre her şey Fizik kanunlarıyla belirlenmiştir. Fizik kanunlarıyla belirlenmiş olan hiçbir şey değişmez.
Sahi mi?
Bakalım:
Çok iyi bir örnek olması açısından, “Hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan hiç bir şey yok olmaz.” ilkesi. Kimyacı Lavosier’in anlattığı ilke. Bu ilke tarihin çöp sepetine gitti, haberiniz olsun.
Dolayısıyla Determinizm dönemi bitti. Lavosier’in ilkesi tedavülden kalktı.
Yerine başka bir ilke geldi mi?
Geldi.
Hangi ilke?
Fizikçi Heisenberg’in “Belirsizlik İlkesi”. Yani bir şey yoktan var olabilir, varken yok olabilir. Allah istedi mi olur, kısacası.
Neymiş?
Bizdeki eğitimi yeniden yapılandırmak, güncellemek gerekiyormuş.
Eğitim; bina, sınıf, derslik, kitap, müfredat, sınav, defter, kalem, tabletin çoook ötesinde bambaşka bir şey…
Eğitim, öğrencinin ufkunu genişletmek, ona ruh, ideal, ahlak, özgüven, tevazu kazandırmak. “Öğrenme”yi öğretmek…
Eğitim, soru sormayı, aykırı düşünmeyi öğretebilmek demek.
Eğitim, değişime ayak uydurabilmek, uzak geleceği, 10 yıl sonrayı, 20 yıl sonrayı şimdiden görebilmek, gösterebilmek…
Geçmiş birkaç yüz yıldır eğitimin merkezinde Materyalizm, Darwinizm, Evrim, Sekülerizm, Tabiatperestlik, Determinizm, Neden-Sonuç ilişkisi, Newton Mantığı, siyah-beyaz mantığı, ya hep ya hiç mantığı, sahipsiz bir insan ve kâinat tasavvuru vardı.
Geleceğin dünyasında eğitimin merkezinde anlam arayışı, maneviyat arayışı ve Saçaklı Mantık (Fuzzy Logic) olacak. İnsanı ve kâinatı yaratan ve yaşatan Allah’tır, cümlesi şimdiden kabul ediliyor, kabul edilecek.
Sonra mekân konusu var…
Eğitimi beton binalar içinde tabiattan, topraktan kopararak nereye kadar sürdürebilirsiniz ki?
Öğrenmek ve öğrenci, tabiatla, toprakla içiçe olmalı.
Taibattan ve topraktan kopuk eğitimin maliyeti çok yüksektir.
Bizden söylemesi…
Eğitim, öyle fabrikasyon giyim gibi, konfeksiyon yöntemiyle olmaz! Seri üretim mantığıyla eğitim olmaz.
Nasıl olur?
Kişiye özel terzilik gibi eğitim vermelisiniz. Kişinin kabiliyetlerine, eğilimlerine, öğrenme biçimine, anlama kapasitesine göre eğitim verilmeli. Yani tam anlamıyla kişiye özel olacak. “Özel Ders” yöntemi şimdiye kadar dünyada bilinen en süratli eğitim tarzlarından sayılıyor. Bu yöntem Osmanlı medreselerinde vardı.
Montessori Eğitimi, “Özel Ders” yöntemine en fazla yaklaşan yöntem. Her ne kadar tam uymasa da, yine de iyi bir örnek.
Merak edenler “Montessori Eğitimi” hakkında biraz araştırma yapsınlar. Mümkünse “Özgür ve Bilge” dergisinin ilgili sayısını okusunlar.
Bir de şu meseleye “eğitim” değil de “maarif” diyelim.
Maarif kelimesi hikmet, anlamak, tanımak, bilgi, sezgi, önsezi, öğrenmek, terbiye, feraset, iman gibi başka kelimelere kapı aralıyor.
Önce hayal gücü, sonra eğitim.
Eğitim; hayal gücünü, kabiliyetleri engelliyorsa, o eğitimi kaldırıp atın.
Yerine başka bir şey getirin.
Şununla bitirelim:
“Ben olsam Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere “eleştirel düşünme” dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu, bu acımasız mektepten geçmemiştir ve bir çok zaafın kaynağı budur.”  Aliya İzzetbegoviç – Özgürlüğe Kaçışım / Zindandan Notlar.
 
KAYNAK: bizimsemaver.com

Yorumlar