Hangi kültürü yaşıyoruz?

Çocuğumuz çok fazla tv izliyor, her daim elinde cep telefonu ya sürekli arkadaşlarına mesaj atıyor ya oyun oynuyor, evimizdeki olaylardan bihaber, bizlerle sohbet etmiyor dediğinizi duyar gibiyim. Özellikle 10 yaş ve üstü evlada sahip ekseri ebeynin son zamanlardaki ortak sıkıntısıdır bu.

Toplumun değişik kesimlerini inceleyebilme imkanına sahip biri olarak bu sıkıntıları yaşayan aile fertlerini de izleyebilme olanağına sahibim. Gerek aile buluşmalarında, gerek bayram vs ziyaretlerinde, gerek arkadaş toplantılarında gözlemlediğim kadarıyla ne yazık ki sohbet kültürümüzü yavaş yavaş kaybetmek üzere olduğumuz kanaatine vardım. Neden mi ? ;

“İki nasılsın iyimisin, sen ne aldın ben ne giydim, yakışmış mı yakışmamış mı, zayıfladın mı şişmanladın mı, senin cebinin markası, benim eşarbımın deseni, fiyatı vs” derken hooop bir de bakıyorsunuz ki herkesin başı önünde gözü cep telefonunda ya twitter ya facebook ya gelen-giden mail ya çekilen fotoların kontrolü yapılır oluyor. Eve alınan eşyaların, gidilen tatillerin,  çocuğun kazandığı okulun ballandırıla ballandırıla anlatımı bittikten sonra o yıllardır tanıdığınız yada uzun zamandır özlediğiniz insanlarla konuşacak bir şeyimizin kalmadığını görüyoruz. Acaba bizlerin sohbet kültürü bu muydu, biz hangi kültürü yaşıyoruz ? Peki ya olması gereken neydi ?

“Bir kimsenin işiteceği bir hikmetli söz, bir yıl ibadetten ve bir saat ilim meclisinde oturması, bir köle azat etmesinden hayırlıdır.” (Deylemi) hadisi gereğince vaktin kıymeti bilinerek ve israfı önlenerek gereksiz konuşmalar yerine okuduğumuz kitapların, öğrendiğimiz hadis ve ayetlerin mütaalalarının yapılması, hem dünya hem ahireti gözeten salih kullardan olabilme niyetinde olan bizler ve evladlarımız için daha faydalı olmaz mı ?

 “Bir topluluk Allah’ın evlerinden birinde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, mutlaka üzerlerine manevî bir huzur iner, kendilerini rahmet kaplar, melekler kuşatır. Allah da katındaki melekler arasında onları anar.”(Suyûtî) Hadisi bize Allah’ın adını anarak yapılacak sohbetlerimizin değerini ve keyfiyetini bir kere daha göstermeye yetmiyor mu ?

“Bu kandil, Allah’ın yükseltilmesine ve içlerinden adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Oralarda, sabah-akşam O’nun şanını yücelterek tenzih eden öyle yiğitler vardır ki, ne ticaretler, ne de alışverişler onları Allah’ı zikretmekten, namazı hakkıyla eda etmekten, zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşetten halden hale döneceği, altüst olacağı bir günden korkarlar. Allah, onları -yaptıklarına karşılık olarak- en güzel şekilde mükâfatlandıracak ve kendi lütfundan onlara çok fazlasıyla verecektir. Allah, dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır” (Nur Suresi, 24/36-38).Ayeti Kerimesindeki yiğitler, bizler olamaz mıyız ?

Lütfen bi düşünelim …

Evliyalar Sultanı Abdülkadir Geylanî Hz.(ksd)’nin bir sohbetinden aldığımız öğüt çocuklarımız, eşimiz ve arkadaşlarımızdan beklentilerimiz için bize yol gösterici olacaktır.

“Ey oğul! 

Önce kendi nefsine öğüt ver, kendi nefsini düzelt. Sonra da başkalarına öğüt ver, başkalarını düzeltmeye çalış. Sana önce kendi nefsinin özelliklerini, kendi nefsinin ne durumda olduğunu bilmen lazım. Kendinde ıslaha muhtaç bir hal var oldukça başkalarını düzeltmeye, başkalarına öğüt vermeye kalkışma. Eğer kendinde ıslaha muhtaç bir hal bulunduğu halde bunu bırakır da başkasının ıslahına kalkışırsan yazık sana!  Başkalarını nasıl ve hangi hallerde kurtarabileceğini bilirsin. Sen kendin kör isen, bir başkasının elinden tutup nasıl bir yere götürebilirsin? Gözleri görmeyen birisinin bir başkasının elinden tutup bir yere götürmesi mümkün olmadığı gibi, kendi nefsini ıslah etmemiş birisinin de başkalarını irşat edip Allah'a götürmesi mümkün değildir. Ancak kendi gözleri gören kişi başkalarını bir yerden bir yere götürebilir.”

Yorumlar

(X)
Kapat
-->