Çocuk ve Arkadaşlık

Yardıma ihtiyacımız olduğunda en ön sırada gelenlerdendir gerçek arkadaşlarımız... Her ağladığımızda bizimle ağlayan, her mutluluğumuza ortak olanlardır onlar... Uzun süre görüşmediğimizde bile sevdiğimizden ve sevildiğimizden emin olduklarımızdır; sırf hasret duygusunu yaşamak bile değerdir, bazen uzak olmalarına...

 

Kendimiz için el açtığımızda geliverirler dilimizin ucuna, hiçbir karşılık beklemeden... Hayat onlarla daha güzeldir; yediğimiz lokma, içtiğimiz su daha tatlı... Varlıklarını bilmek bile güven verir insana...  

Bugün arkadaşlarımız hakkında hissettiğimiz güzel duyguların, arkadaşlık hakkındaki düşüncelerimizin temelleri, uzun yıllar önce biz büyürken atılmaya başlamıştı aslında... Annelerimiz, kendi komşuları, arkadaşları ile sohbet ederken onların çocukları ile oynadığımız oyunlar, evde kardeşlerimizle yaşadığımız kavgalar, barışmalar bugün nasıl bir arkadaş olduğumuzu daha iyi açıklayabilir. Bizler, bugün sosyal hayatlarımızı arkadaşlarımızın varlıkları ile renklendirirken, aslında arkadaşlığın kurallarını uzun yıllar önce bir masanın altında evcilik oynayıp, bir topun peşinde koşarken öğrenmeye başlamıştık. Doğruyu, yanlışı, hayata dair yazılı olmayan kuralları, nasıl bir insan olduğumuzu onlarla iletişim kurarak öğrenmiştik.

Bugünkü çocukların arkadaşlık durumları ise oldukça karışık... Ne yazık ki, hayat şartları ve sosyalleşme anlayışı hızla değişiyor. Âileler daha da küçülmeye; fertler birbirinden daha da uzaklaşmaya başladı. Artık insanlar, daha fazla çalışmak zorunda ve zaman avuçlarımızda tutmaya çalıştığımız kum gibi parmaklarımızın arasından hızla akıp gidiyor. Bu hengâme içinde kendi arkadaşlarımıza ayırdığımız zaman da azalıyor. Çoğu zaman arkadaşlarımız ve akrabalarımızla telefonla görüşüp zamandan tasarruf ettiğimizi düşünüyoruz. Fakat bu değişen hayat şartlarından dolayı çevremizdeki çocukların bir araya gelecekleri, arkadaşlık kurabilecekleri uygun ortamlar da oluşamıyor. Şimdiki çocuklar için "oyun ve eğlence" demek ya televizyon izlemek ya da bilgisayar oyunları oynamak... Toplumsal ortamlarda bile küçük çocuklar, diğer çocuklarla koşup eğlenmeyi değil, ebeveynlerinin cep telefonları ile oynamayı tercih ediyorlar.

Küçücük elleri, taptaze zihinleri ile küçücük ekranlara kilitlenmiş, etrafındakilerin farkında olmayan çocuklar, büyüdükleri zaman karşısındakilerin duygularını nasıl hissedecek? Paylaşmanın mutluluğunu nasıl yaşayacak? Affetmeyi, özür dilemeyi, bazen yenmeyi, bazen yenilmeyi nasıl kabullenecek? Birlikte oyun kurma tecrübesi olmayan çocuklar, büyüdüklerinde nasıl işbirliği kurabilecek? Bilgisayar oyunlarında yaşadıkları duygular, onları gerçek hayata nasıl hazırlayacak?

Şimdiki çocukların eğlence anlayışları, arkadaşlık ve oyun şekilleri, ileride nasıl karakterler olacaklarını belirliyor. Maalesef yeni nesil, ekran karşısında duygusal ve toplumsal açıdan hayata hazırlanamadan büyüyor. İyi eğitim imkânları ve iyi beslenme, sağlıklı bir nesil yetiştirmek için hiç de yeterli değil!.. Şahsî tecrübelerin ve sanallığın ön planda olduğu bir çocukluk dönemi, çocukları hem mânevî, hem fizikî açıdan güçsüz bırakıyor. Yanında rekabet eden bir arkadaşı olmadığında, bir çocuğun yaşadığı birincilik duygusu, gerçek başarı duygusu değildir. Ya da yenileceğini düşündüğü anda oyunu bir tuş ile durdurup yeniden başlayan bir çocuk, mızıkçılığın ne olduğunu bile öğrenemez.

Bilgisayar oyunları, televizyon izleme alışkanlıkları yüzünden okulda öğretmenler, çocukların dikkat eksikliğinden, evde ise ebeveynler bencilliklerinden yakınıyor.

Çocukların bedenî, zihnî ve dil gelişimleri gibi sosyal ve duygusal yönleri de doğumdan itibaren gelişmeye devam eder. Gelişimin bütün alanlarının düzenli ve dengeli olması için çocuklara uygun zamanlarda uygun ortamların sunulması çok önemlidir. Meselâ 3 yaşına gelen bir çocuk, artık oyuncaklarını arkadaşları ile paylaşmaya hazırdır. Fakat sık sık arkadaşları ile bir araya gelip paylaşma davranışı teşvik edilmezse, bu davranışın gelişimi gecikecektir. Sağlıklı ilişkiler kurması için daha sonra sırayla kazanması gereken farklı değerler de bu durumdan zincirleme etkilenecektir.

Arkadaşlık ortamları desteklenen çocuklarda "arkadaşlık kavramı" da gelişim gösterir. Küçük çocuklar, arkadaşlarını beraber iyi vakit geçirdikleri, ortak oyunlar oynadıkları ve yardımlaşmaya açık olan yaşıtlarından seçerler. Yani bir mânâda daha çok menfaatlerini gözeterek hareket ederler. Büyüdükçe arkadaş seçiminde daha farklı kriterler aramaya başlarlar. Sadakat, dürüstlük, anlayış, vefâ, güvenilirlik gibi mânevî değerler, kendisi için önem kazanmaya başlar; hem seçtiği arkadaşlarında bu özellikleri arar, hem de arkadaşlarına bakarak eksik olan yönlerini geliştirmeye çalışırlar. Böylelikle arkadaşlıkları menfaat ilişkisinden sıyrılıp, muhabbetleri derinleşebilir. Arkadaşlık açısından sağlıklı gelişemeyen fertler ise, yetişkinlik döneminde dahi ilişkilerinde menfaatlerini gözetmeye devam ederler. Bu yüzden de kaliteli, uzun süreli arkadaşlıklar kuramazlar.

Her yaş grubunun kendine ait, dönem dönem farklılık gösteren arkadaşlık problemleri vardır. Çocukların bu problemleri yaşaması ve kendi kendilerine çözüm yolları üretmeleri, onların gelişimine katkıda bulunacaktır. Özellikle küçük çocuklar çok kolay tartışır, çok kısa süre içinde de barışırlar. Ebeveynlerin bu tip meseleleri, olgunlukla karşılaması ve çözüm yolları üretmeleri için çocuklarını desteklemesi, çocuğunun gelişimine destek olacaktır.

Anne-baba ne kadar mükemmel olursa olsun, hiçbir çocuk için arkadaşın yerini tutamaz, arkadaşından kazanacaklarını onlardan kazanamaz. Çocuklarımızın hayat kalitesini yükseltecek hayırlı arkadaşlar edinmesi için öncelikle bol bol duâ edip, sağlıklı arkadaşlık ortamlarına girmeleri sağlanmalıdır.

 

 Psikolog Tuba Sökmen
 

 

Yorumlar