Çocuk Eğitiminde Annenin Rölü


 

Resullullah'taki güzel örneklerden biri de hiç şüphesiz ki çocuk eğitimidir. Dinimizde çocuğun eğitimi öncelikli olarak şefkat kahramanları annelere aittir. 'Beşikten mezara kadar ilim' sözünden yola çıkarak çocuğun ruhi eğitimine daha anne karnında iken başlamalıdır. Anne, hamile iken sürekli olarak Risale-i Nurları, Kur'an-ı Kerim'i ve cevşeni okuyup dinlerse,  o masum sabinin manevi kişiliği gelişip güçlenecektir.

Çocuk doğduğu andan itibaren şeytanı ondan uzak tutmak için sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunmalıdır. Böylece iman-ı  billah temelini atmış olursunuz.  Bebeğin istemeye iktidarı olmadığından daha doğduğu andan itibaren ona muhteşem üçlüyü (Kur'an-ı Kerim, Risale-i Nur, Cevşen-ül Kebir) dinletin.Örneğin yemek veya temizlik yapacaksınız.

Çocuğunuzu kundak içinde bir yere bırakıp telefonfondan ya da müzik çalardan ona bunları dinletebilirsiniz. Adı geçmişken değinelim. Kundak, herkesin kötülediği gibi birşey olsaydı büyük zatların valideleri bunu kullanmazlardı. Aslında kundak çocuğa özgürlüğü ve serbestliği tattırıyor bir bakıma. Çünkü saatlerce bir bez parçasına sarıyoruz çocuklarımızı, sonra açınca birden çırpınıp bedenlerini hareket ettirmeye başlıyorlar. Orada çocuğun sadece bedenini değil nefsini de o bez parçasına sarıyorsunuz.


Bazılarınızın ''O zaman kundağı açınca hem nefsini hem de bedenini serbest bırakmış olmuyor muyuz?'' diye düşündüğünü hissedebiliyorum. Öyle değil. Orada nefsi dizginleyip ruhu serbest bırakmış ve çocuğa sabrı öğretmiş oluyorsunuz.


Çünkü biz her zaman gerek maddi, gerek manevi her istediğimizi yapma özgürlüğüne sahip değiliz. Buna örnek mi istersiniz? Mesela yazın en uzun ve en sıcak günlerde akşam ezanı okumadan oruç tutan bir müslüman özgürlük adına yiyip içebilir mi? Veyahut bir genç 'Ben özgürüm.' diye gayr-i meşru dairede istediği gibi davranabilir mi? Ne demişler atalar, nur içinde yatalar '' Bir elde iki karpuz, bir kalpte iki sevgi olmaz.'


İşte kundakta sabreden bir bebek, işte ezanı bekleyen bir yetişkin ve nefsini terbiye etmiş bir genç. Ne dersiniz ? Lüzumsuz diyebilir miyiz bunlara? Üstadımızın da dediği gibi; ''Bir çocuk küçüklüğünde iman dersi almadığında, ileride İslamiyet'i ecnebilerin İslam olması gibi pek  zor kabullenirler.'' Onun için çocuğa bol bol Kur'an dinletilmelidir.


Eğer  küçüklükten itibaren çocuğun ruhu güçlenirse nefsi birşey yapamaz inşallah. Habis ruhlu şeytan ise çocuğun sadece eline ayağına hükmedebilir, sözüne ve kulağına hükmedemez. Ruh ise sadece Kur'anın nuruyla güçlenir. İnsan bedeninin nasıl ki her an havaya ihtiyacı vardır ruhun ise her an 'Hu' ya -yani Hu Allah! Allah ! - demeye ihtiyacı vardır.


Saatte bir besmeleye, haftada bir Kur'an'a, ihtiyacı vardır. Onun için sürekli olarak çocuğa Allah demeliyiz ve dedirtmeliyiz. Efendimiz (s.a.s) buyuruyor ki ''Bir çocuğun ilk sözü Allah olursa son sözü de Allah olur.'' Elbette ki ananelerimize (gelenek ve göreneklerimize) bağlı kalıp korumalıyız fakat bunların içine karışmış bazı halleri de ayıklamalıyız.


Çocuğumuzu severken sünnet-i seniyyeye uygun sevmeliyiz. Çocuğun nefsini, 'ene'sini kabartacak ya da güçlendirecek kelimelerden kaçınmalıyız. Mesela  'Ağam, paşam aslanım, kaplanım' gibi tabirleri değil de daha halim kelimeleri kullanabiliriz. Annem beni severken 'Cennetin ablalarına abla olasın.' diye seviyor, 'Nur bahçemin tomurcuğu' diye seviyor.


İlmi aşılayan kelimelerle çocuk sevilirse ümit edilir ki bilinç altına o yerleşir ve onunla amel eder. Ameli rıza dairesinde yetişen bir çocukta geleceğin nesl-i cedidi olur Allah'ın izni ile.


Çocuğunuza sık sık 20. Mektub'un başındaki mukaddimeyi (Bu kısım aynı zamanda Asay-ı Musa eserinin 10. Hüccet-i İmaniye bölümünün ikinci sayfasında yer almaktadır.);
 

''Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billahtır. Ve insaniyetin en ali mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en halis sürur ve kalb-i insan için en safi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.'' kısmını  çocuğun yüzüne bakarak bol bol okumalısınız.

Evet, bir anne çocuğunu kendi nefsi hesabına değil, ebedi hayatı tehlikeye girmesin diye Allah için terbiye etmelidir. ''Malikimin (sahibimin) bana emaneten verdiği bir memluk '' nazarı ile bakılmalı, O'nun terbiyesi altında çocuğu terbiye etmelidir. Çocuğuna peygamber sevgigi aşılamalı,Efendimizin de buyurduğu gibi anne çocuklarına Kur'an'ı, peygamberini (s.a.s) ve al-i beytini sevdirmelidir.
 

Sevgili kardeşler yazım burda bitiyor. İkincisi inşallah başka bahara :) Esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü...

Mizgin Ünlü

Yorumlar

  Cok önemli bilgiler var

 

 

Cok önemli bilgiler var mutlaka okunmasini tavsiye ederim..


selam ve dua ile...

Selam ve saygilarimi sunarim

Selam ve saygilarimi sunarim ncelikle
boyle guzlel yazi icin ne kadar tesekur edilse az
yapabilecegim en guzel tessekur dua olsa gerekn
allah sizleden razi olsun ebeden daimen
her turlu feraha cikarsin Amiin
sizlerin vesilenizle girdigimiz gunah batikligindan cikicaz insaALLAh..ben evli falan degilim ama bu yaziyi okuncA elimden geldigince kardesime yardi olmaya calisiyorum
insaAllah ilaerinde kendi cocuklarimida yardimci olurum
cok AMA COK tesekkurler yazilarinizin devamini bekliyorum

(X)
Kapat
-->