Allah Bizi Neden Aç Bırakıyor?

 

Ramazan ayının gelmesiyle herkesi tatlı bir telaş almıştı. Bu günler diğer günlere hiç benzemiyordu. Sofralar daha özenli ve kalabalık oluyordu. Gece kalkılan sahurun lezzeti ise bir başkaydı. Hele o teravih namazlarındaki salavatlar ayrı bir keyifliydi. Her şey çok güzeldi de oruç tutma kısmı Yusuf’u biraz zorluyordu. Artık tekne orucu tutacak yaşta da değildi. Önceden öğlene kadar oruç tutar, sonra orucunu açardı. Ama artık büyümüş herkes gibi akşama kadar orucunu tutmalıydı. Birkaç gün zor da olsa orucunu tuttuktan sonra bir iftar sofrasında dayanamayıp “Neden aç kalıyoruz, Allah neden aç kalmamızı istiyor”diye sordu. İftardan sonra Yusuf’un dedesi Yusuf’u yanına çağırdı. Sorunun cevabını almak ister misin diye sordu. Yusuf merakla cevabı beklediğini söyleyince dedesi Ramazan ayında tutulan orucun dinimizin beş şartından biri olduğunu ve orucun pek çok hikmeti olduğundan bahsetti. Bu hikmetlerden bir kaçını anlatmak istediğini söyleyip sözlerine devam etti:

“Allah yaşamımız için gerekli olan her şeyi bize vermiştir. Rızık da bunlardan biridir. Yeryüzü bir sofra gibi önümüze serilmiştir. Bu yeryüzü sofrasında çeşit çeşit yiyecekler; acısıyla, tatlısıyla, tuzlusu ve ekşisiyle ummadığımız yerlerden bizlere sunulmuştur. Örneğin kupkuru, acı topraktan, sulu, tatlı karpuzun çıkması umulmadık bir durumdur. Ama biz bazen bu duruma alışıyor, bu karpuzu bize toprak vermiş gibi davranıyoruz” deyince Yusuf dayanamayıp araya girerek “toprağın aklı mı var ki bizi düşünüp yiyecek versin dedi.“ Dedesi gülümseyerek sözlerine devam etti “Toprağın aklı olmadığı gibi merhameti de yok. Oysa Allah biz kullarına karşı çok merhametlidir. O yüzden de bize sayısız nimetler vermiştir. Oruç tutarak bu sayısız nimetin kıymetini anlarız. Oruç şükretmemize sebep olur. Çünkü aç kaldığımızda o nimetlere ihtiyacımız olduğunu anlar, bu nimetleri verenin Allah olduğunu hatırlarız.

Yusuf dikkatle dedesini dinliyor, oruç tutmanın ne kadar önemli olduğunu düşünüyordu. Gerçekten de oruç tuttuğu zaman yiyecekler onun için daha kıymetli oluyordu. Beğenmeyip yemediği yiyecekler bile iftar saatinde gözüne çok lezzetli gözüküyordu. Bir kuru ekmek bile iştahını kabartıyordu. Oysa oruç tutmadığı zaman açlık hissetmediğinden o kuru ekmeğin kıymetini anlamıyordu. Kendi kendine gülümseyerek “iyi ki oruç tutuyorum” diye söylendi.  Oruçlu olmak güzeldi ama oruç tutulan saatler çok uzundu. “Neden bu kadar uzun süre oruç tutuyoruz” diye dedesine sordu. Dedesi; “oruç tutacağımız saatleri Allah bize bildirmiştir. Biz de Allah’ın bildirdiği şekilde tutmak zorundayız.” diyerek Yusuf’un sorusunu cevapladı.

Ramazan ayında iman eden herkes bu büyük yeryüzü sofrasından Allah’ın ye emri olmadan hiçbir şey yiyemiyor, içemiyordu. Böylece Allah’ın büyüklüğü, yüceliği kulları tarafından tasdik ediliyor, nefis terbiye ediliyordu. Oysa insan oruç tutmadığı zamanlarda istediği zaman yiyor, istemediği zaman yemiyordu. Bu da nefsinin hoşuna gidiyordu. Oruçlu olduğunda ise sadece Allah ye dediği zaman yiyebildiği için nefsin hoşuna gitmiyordu. Oruç bu yönden nefsi de terbiye ediyordu. Yusuf dedesinin orucun hikmetlerinden olan Allah’ın büyüklüğünü anlama ve nefis terbiyesiyle alakalı sözlerini dinledikten sonra “dedeciğim ben de bir şey eklemek istemiyorum” diyerek oruç tutanların aç kalan insanların halinden anlayacağından bahsetti.” Bu sırada Yusuf’la dedesinin konuşmalarına şahit olan annesi “oruçluyken midemiz tatil yapar, midenin de tatile ihtiyacı vardır” diyerek orucun hikmetlerinden birini daha söylemiş oldu. Yusuf neden aç kalıyoruz sorusunun cevabını aldığı gibi oruç tutmanın birçok hikmetinin olduğunu da anlamıştı. Bu sırada tatlı ikramının başladığını görünce koşarak tatlıların yanına gitti. “Yemek yasağı başlamadan bu tatlılardan da yemeliyim” diyerek tatlıların başına oturdu. Yusuf’un bu sözleri herkesin gülüşmesine sebep oldu.

------------------------

29.mektup – Ramazan Risalesini çocuklara bir nebze anlatabilmek maksadıyla yazılmıştır.

Yorumlar