Sebep Müsebbep Örgüsü

"Kâinatta, "esbab ve müsebbebat" görünen eş­yaya bakıyoruz ve görüyoruz ki: En a'lâ bir sebep, en âdi bir müsebbebe kuvveti yetmiyor. Demek esbab bir perdedir. Müsebbebleri yapan başkadır.

 

 Meselâ; hadsiz masnuattan yalnız cüz'î bir misal olarak insan başı içinde bir hardal küçüklüğünde bir yerde yer­leştirilen kuvve-i hafızaya bakıyoruz. Görüyoruz ki: Öyle bir cami' kitab belki kütüphane hükmündedir ki, bütün sergüzeşt-i hayatı, içinde karıştırılmaksızın yazılıyor.

 

Acaba şu mu'cize-i kudrete hangi sebep gösterile­bilir? Telâfif-i dimağiye mi? Basit, şuursuz hüceyrat zerreleri mi? Tesadüf rüzgârları mı? Halbuki o mu'ci­ze-i san'at, öyle bir zâtın san'atı olabilir ki; beşerin haşirde neşredilecek büyük defter-i a'malinden mu­hasebe vaktinde hatıra getirilecek ve işlediği her fiil­leri yazıldığını bildirmek için bir küçük sened istinsah edip, yazıp aklının eline verecek bir Sâni'-i Hakîm'in san'atı olabilir.

 

 İşte beşerin kuvve-i hafızasına misal olarak bütün yumurtaları, çekirdekleri, tohumları kıyas et ve bu cami' küçücük mu'cizelere, sair müsebbebatı da kıyas et. Çünkü hangi müsebbebe ve masnua baksan, o derece hârika bir san'at var ki, değil onun âdi, basit sebebi, belki bütün esbab toplansa, ona karşı izhar-ı acz edecekler.

 

Meselâ: Büyük bir sebep zannedilen güneşi; ihtiyarlı, şuurlu farz ederek ona denilse: "Bir sineğin vücudunu yapabilir misin?" El­bette diyecek ki: "Halikımın ihsanı ile dükkânımda ziya, renkler, hararet çok. Fakat sineğin vücudunda göz, kulak, hayat gibi öyle şeyler var ki, ne benim dükkânımda bulunur ve ne de benim iktidarım dahi­lindedir."    (Sözler, rnk Neşriyat, s. 733)

 

Kainatta "sebep-müsebbeb" örgüsü var..

Bir "sebep-müsebbeb" ilişkisi var..

Bu ilişkinin tanziminde, bu örgünün örülmesinde bir "sebep" var; bir de sebebin eli ile ortaya çıkan "müsebbeb" var.

Mesela,  anne ve baba: "Sebep"..

Doğan çocuk: "Müsebbeb"..

Ağaçlar: "Sebep"..

Başlarındaki meyveler: "Müsebbeb"..

Tarla: "Sebep"..

Yetişen sebzeler: "Müsebbeb"..

Kainatta müsebbebler sebebin eli ile geliyor, sebebin eli ile alınıyor.

Dünya "dar-ül hikmet"..

Cenab-ı Hakk dünyada her şeyi bir sebebe bağlamış.. Nimetler sebeplerin eli ile bizlere ulaşıyor.

Bu bir "sünnetullah kanunu"..

Sebep-müsebbeb örgüsünün arkasında dakik bir tan­zim, ince bir intizam ve mükemmel bir tertip var..

Sebep-müsebbeb örgüsü, mucize bir intizamın habercisi..

Bakın mısır tarlalarına..

Bakın mısır koçanlarındaki tanelere..

İnci gibi tek tek dizilmiş..

İntizamlı bir düzgünlük ve mükemmel bir tertip ile nazm edilmiş..

Bakın bal peteklerine..

Petek gözleri ince bir ölçü ile dizayn edilmiş..

Geometrik bir tasarım..

Mucize bir planlama..

Dakik bir ölçü..

Ölçünün, planın, takdir ve projenin olduğu her yerde ilim vardır, hikmet vardır, irade ve kudret vardır.

İlim, hikmet, irade ve kudretin tasarruf ettiği alanda "tesadüf" cirit atamaz.. Kör kuvvet, sağır tabiat, adi sebep­ler hükmedemez.

Neden mi?

Çünkü yaratılan her şey, her mevcut gayet sanatlı, mucize ve mükemmel olarak yaratılmış..

Her bir müsebbeb, harika bir sanat eseri.. Muhteşem bir şaheser..

Mesela doğan çocuklara, açılan çiçeklere, yumurta­lardan çıkan kuşlara, böceklere ve sineklere bakın.

Hepsi harika..

Hepsi mucize..

Hepsi mükemmel bir hilkat..

İnce bir nizam..

Dakik bir tenasüb...

Müsebbeblerdeki bu nakış zerafeti, bu sanat mükem­melliği sebeplerin işi değil.. Çünkü sebepler adi, sebepler şuursuz, sebepler kör..

Sebeplerin  müsebbebleri  yaratmaya  gücü  çatmaz, nefesi yetmez.

Sebeplerin kuvvet ve kudreti, ilim ve mahareti, irade ve tasarrufu yok. Hepsi aşağı yukarı aynı nitelik ve özellikte: Cansız, şuursuz, akılsız, iradesiz.. Birini al, ötekisine çal.. Mesela söyleyin bana, doğan çocuk ana ve babanın güç ve kudreti, ilim ve dirayeti ile mi varlık alemine çıktı? Bu güzel kokulu ve tatlı meyveler ağaçların maharet eli ile mi şekillendi, renk giydi, koku süründü?

Evet sebepler basit.. Sebepler bir şart-ı adi.. Sebeplerin plan yapacak, proje çizecek, tasarım, şekil, kalıp, model ve stil belirleyecek mahareti yok.. Gelin.. Sorgulayalım sebepleri... Bu tenasüb ve bu düzgünlük, bu letafet ve zerafet, bu güzellik ve cazibe bu şuursuz sebeplerin eli ile mi ortaya çıktı?

Evet gelin sorgulayalım sebepleri.. Gelin; bu nakış ve sanatın, bu gaye ve faydaların arkasında zuhur eden güzelliklerin kaynağını, hakikatini araştıralım.

Tetkik edelim dürüstçe.. Yüzleşelim şu sebeplerle..

Gelin; ilim ve hikmetle, muhakeme ve mantık ile, dikkat ve insafla çözelim bu düğümü..

Aklın yolu da bu değil mi?

Gelin, daha derinliğine sorgulayalım şu sebepleri..

Ne dersiniz?

Daha derinliğine..

Yorumlar

(X)
Kapat
-->