Çöl Kumuyla Gelen Nimet: Demir

Yeryüzü sofrası sayısız nimetlerle her ân donatılıyor, boşalanlar toplanıyor, kirlenenler temizleniyor. Her bir malzeme mütemadiyen, kılı kırk yararcasına bir disiplin içerisinde, kemal-i suhuletle naklediliyor, sentez yoluyla yeni malzemeler yaratılıyor...

İştihayla ısırıp, afiyetle midemize indirdiğimiz kızıl yanaklı misket cinsi bir Amasya elmasında aslında güneşi çiğnediğimizin, denizlerden yükselen bulutu içtiğimizin, topraktan çamurlu su yudumladığımızın farkında bile değiliz.

Veya bir hamside, aslında Sahra Çölü'nün sıcağında ve soğuğunda kavrulduktan sonra, içerisinde demir, kalsiyum, manganez, fosfor gibi birçok malzemeyle birlikte havalandırılan çöl kumunu yediğimizi kaç kişi biliyor?

Yeryüzündeki bitki ve hayvanların vücudundaki en hayatî maddelerden biri olan ve normal şartlarda çözünmesi oldukça güç olan demir, canlı vücudunda yürütülen birtakım reaksiyonlarda kullanılabilmesi için hangi yolları takip etmektedir?

Demirin gezegenimizde takip ettiği süreçler nelerdir? Zaman zaman büyük fırtınalarla çöllerden kaldırılan tozun, şaşırtıcı bir yolculukla binlerce kilometre taşınması acaba tesadüfî bir hâdise midir? Hayalen Sahra üzerinde rüzgâr vasıtasıyla taşınan bir avuç çöl kumuna tutunup, demirin ayak izlerini takip etmeye çalışalım...

Atmosfere yükselen çöl tozu, 0,1 mm'den 10 mm'ye kadar, ortalama büyüklüğü 2 mm olan taneciklerdir. Bu parçacıkların atmosferde asılı kalma ömrü, büyüklüklerine göre birkaç saatten birkaç haftaya kadar sürer. Bu süre zarfında binlerce kilometre uzunlukta bir alana yayılabilir, böylece bir gün içinde şiddetli ve değişken yoğunlukta bir toz yağışı meydana gelebilir.

Tozun meydana gelmesi, atmosferde yükseltilmesi, taşınması ve okyanuslara indirilmesi, rüzgâr hızının ve kaldırma gücünün düzenlenmesi bağrında birçok hikmeti gizlemektedir. Atmosferde genellikle birkaç kilometrelik bir yükseklikte taşınan toz, yağmurla yeryüzüne indirilir.

Büyük Sahra üzerindeki meteorolojik şartlar sebebiyle yılın belli dönemlerinde, 10–15 defa atmosfere kalkan toz, havada uzun süreli bir taşınma sürecine girer. Havalanmak için en uygun büyüklüğe erişmiş tozların içerisinde bulunan demir, normalde canlı vücudunda kullanılmayan +3 değerlikli iyon (Fe+3) hâlindedir. Karalardan kaldırılan toz, su buharından müteşekkil bulutla şayet gündüz vaktinde buluşmuş ise, hayretengiz reaksiyonlar zinciri içerisinde basamak basamak işlenir. Âdeta, bulutlardaki hususi hazırlanmış kazanlarda nemle karıştırılıp, güneş fırınında, mu'cizevî bir tarifeye göre pişirilmeye başlanır.

Bulutlarda pişen kum çorbası

Güneş'ten gelen yüksek enerjili ışınların büyük bir kısmı, hayat açısından zararlı olmakla birlikte, bu ışınlar, hakîmâne bir tasarrufla yeryüzünden havalandırılan tozların pişirildiği atmosferin alt tabakasına ulaşıp bazı reaksiyonlara sebep olur. Su buharıyla çözünmüş her bir kum taneciği yüksek enerjili ışınlar yoluyla, burada fotokimyevî reaksiyonlara girer. Henüz tam anlaşılamayan mükemmel bir reaksiyon zinciri neticesinde Fe+3, canlılar için kullanılabilir vaziyet olan Fe+2'ye indirgenir. Hava hareketinin devamı süresince de, kum tanecikleri içerisindeki demir, geceleri tekrar +3 değerlikli hâline geri döndürülür. Tozların bulut içinde güneş enerjisiyle fotokimyevî reaksiyonlarla indirgenmesi neticesinde ortaya, Fe+2, kil minerali parçalanması neticesinde de ek olarak manganez (Mn), çinko (Zn) ve fosfor (P) çıkarılır.

Bulut içerisinde çözünen ve fitoplânkton dediğimiz tek hücreli su bitkilerinin ihtiyaç duyduğu demir, gündüz, indirgenmiş vaziyette, yağışla birlikte denize inmiş ise, bu bölgede mikroskobik yeşil bitkilerin (algler) aşırı çoğalmalarına sebep olur. Alg patlaması içerisinde öne çıkan tür ise, 5.000 nebatî plânkton türünden, anahtar konumunda bir canlı olan Ehux, yani Emiliania huxleyi'dir. Bu plânktonik tek hücreli deniz bitkileri, fotosentez yapma hususiyetiyle donatılmış, su hayatının gıda ve oksijen kaynağı olarak yaratılmıştır.

Gökten demir yağıyor

Kur'ân-ı Kerîm'in mu'cizevî bir yönü de, bilhassa kevnî âyetlerinin insanlığın her çağda sahip olduğu ilim ve teknik imkânlara göre esnek yorumlara imkân vermesidir. Bu durum, Kur'ân için bir eksiklik değil, bilakis yeni ufuklar ve tefekkür tabloları açılmasına vesiledir. İlim adamlarını belli bir noktada sınırlamadan farklı ve alternatif neticeler üzerine düşündürme, temel esaslara ve muhkem düsturlara aykırı olmadığı müddetçe, yeni düşüncelerin neşv ü nema bulmasına vesiledir. Sadece belli bir asırdaki sınırlı ilimle yapılacak katı yorumlar, yeni gelişmelere ve tespitlere kapıları kapatmak demektir ki, asıl bu durum eksikliktir.

"... Biz demiri de indirdik ki, onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır..."1 hakikati, 'demirin semadan indirilmesi ve yeryüzüne depolanmış olması' şeklinde tefsir edilmiştir.2 Sahra tozu ve demir devridâimi üzerine yapılan çalışmaların, mezkur âyet-i kerîme ve Kur'ân'ın yağmurun indirilmesi3 ihbarı ışığında değerlendirilmesi ise, dimağlarda yeni tefekkür kapıları aralamaktadır. Konuyu tefsir âlimlerine havale ederek, şunu ifade edelim: Âyet-i kerîmedeki 'demirin indirilmesi', mezkur tefsirin yanında, demirin belli dönemlerde yağmurla birlikte bir ölçü dâhilinde indirilmekte ve bu şekilde hayatın akışının kontrol edilmekte olduğu şeklinde anlaşılabilir.

Âyet-i kerîmedeki, "... faydalar vardır..." ifadesi, kullanılmaya başlanmasından itibaren demirin medeniyetlerin vazgeçilmezi olması4; "... büyük bir kuvvet ..." ifadesi ise, adaleti, ölçüyü ve nizamı temin maksadıyla kullanılması şeklinde tefsir edilmiştir.5 Demir devridâimiyle Dünya üzerindeki hayatın temel dinamikleri fotosentez yoluyla inşa edilmektedir; zîrâ bütün canlılarla birlikte soluduğumuz oksijenin yaklaşık % 70'i ve suda yaşayanların gıdası, demirle beslenen fitoplânktonlar yoluyla sağlanmaktadır. Bu durum ise, hassas şekilde ayarlanmış 'Yeryüzü Sistemi' içerisinde iklime ve kara hayatına, kısacası Dünya'daki bütün işleyişe tesir etmektedir.

Buna paralel olarak okyanus biyojeokimyası ile ilgili çalışmalar,6 okyanuslara demir girdisindeki tahdidin, mini deniz bitkisi fitoplânktonların büyüme ve gelişmelerinde sınırlayıcı, düzenleyici bir faktör olarak var edildiğini göstermektedir. Mu'cizevî bir uyumla işletilen yeryüzü sistemi içerisinde yağmurla indirilen demirdeki bu sınırlamayla, plânktonik okyanus bitkileri, onlar yoluyla suda ve karalardaki bütün canlılık bir düzene, nizama ve ölçüye dâhil edilmektedir.

Hamsi ve sahra tozu

Peki, çöl kumu, Ehux ve hırçın Karadeniz'in çıtı pıtı, sevecen balığı hamsi arasında ne gibi bağlantı olabilir? Biz Karadeniz'in tuzlu suyunda tam ağız tadımıza göre hazırlanmış leziz gıdayla beslenirken, acaba hamsi neyle beslenir, gıdası nereden gönderilir? Hamsinin temel gıdası, başta Ehux olmak üzere fitoplânktonlardır. Bu durumda Ehux'un gıdası +2 değerlikli demir iyonudur ve bunun kaynağı da çöl kumudur. Tozla yüklü gündüz yağmurlarının deniz suyuna girmesini izleyen ilk iki günde olgunluğa erişen bu alglerin çapı 10 mikrona, sayılarıysa litrede birkaç yüz milyona ulaşabilmektedir. Araştırmalarda, hamsinin en münasip yumurtlama zamanı haziran sonu-temmuz başı olarak tespit edilmiştir. Yumurtlama alanlarıysa, kuzeybatı kıta sahanlığı ve bilhassa Karadeniz'dir. Bunun yanında deniz suyu sıcaklığı ile hamsi yumurtalarının hayatta kalma nispeti arasında da tabiî bir münasebet olduğu bilinmektedir.

Uydu görüntüleriyle yapılan incelemeler, Ehux'un bulunduğu dönemlerde ortaya çıkan lârvaların çok daha iyi beslenebildikleri için, hamsi sezonunun bereketli geçtiğini göstermektedir. Alg yoğunluğu ile yumurtalardan çıkan hamsi lârvalarının sağlıklı beslenebilmesi arasında fıtrî bir ölçü ve denge vardır. Bu konuda Prof. Dr. Cemal Saydam şu enteresan tespitlerde bulunuyor: "Hamsinin yumurtlama dönemi süresince Karadeniz'deki bulutları Sahra'dan getirilecek tozlarla tohumlamak ve alg çoğalmasını devamlı kılarak hamsi sürülerinin iyi beslenmesini ve stokların sürdürülebilirliğini sağlamak mümkün olabilir. (...) Burada aklıma takılan bir başka konu da şu: Şu benim koca gözlü, akıllı hamsilerim nasıl oluyor da yumurtlama sezonu süresince ortalama 10 kere yumurta bırakıyor. Acaba o ufacık beyinler yağmurla denize inen +2 değerlikli demirle birlikte manganez, çinko ve fosfatı algılayıp yumurtlama isteklerini mi harekete geçiriyor? Bir başka deyişle, acaba yumurtlama sayısını da Sahra'dan gelen tozların gündüz vakti denize inmesi neticesi ortaya çıkan tetikleyici bir düzen mi kontrol ediyor? Sahra kaynaklı toz olacak, gündüz vakti yağmurla deniz ortamına inecek ve güneş enerjisi kapasitesi o dönemde yeryüzünde metrekarede 200 W seviyesinin üzerinde olacak. Yapılan çalışmalar Sahradan gönderilen tozların bilhassa mart-kasım döneminde Anadolu'ya dalgalar hâlinde, en az on defa veya daha fazla geldiğini göstermekte."7 Sanki hamsi bütün bu faktörlerin hepsinden haberdârmış gibi, bizlerin dikkatini bu enteresan hâdiseye çekiyor. Hamsiler, tabiattaki İlâhî sistemi bizden daha iyi algılıyor olabilir mi?

Hamsi aklı yeter mi?

İlmî hesaplamalarda, üçte ikisi Kuzey Afrika kaynaklı, % 26'sı okyanuslara ulaşan, yıllık ortalama 1.700 Tg'lik8 bir toz üretimi tahmin edilmektedir. Tozlar, mükemmel hazırlanmış atmosferik sistemlerle yılda 10–15 defa atmosfer içerisinde taşınmaya tâbi tutuluyor. Bulutlarda oldukça karmaşık fotokimyevî reaksiyonlar zinciri gerçekleştiriliyor ve demir, canlı vücudunda kullanılabilir hâle getiriliyor. Denizlerin gıda ve oksijen kaynağı olarak yaratılmış, sudaki hayatın ormanlarını, meralarını, otlaklarını teşkil eden fitoplânktonlar, yağmurla gönderilen bu demirle besleniyor. Hamsi lârvaları da demirle beslenen bu su bitkilerinden gıdalarını temin ediyor.

Diğer yandan bu akılsız ve şuursuz fitoplân­k­tonların rol oynadığı işleyişler iklime tesir ediyor; fitoplânktonlar Dünya'nın hassas ısı dengesinde rol oynuyor, yağmur yağmasına, atmosferik oksijenin büyük bir bölümünün karşılanmasına vesile oluyor. Bu girift işleyişi balıklardaki 'içgüdü'yle veya tesadüflerin tutmaz eliyle izah etmek ne derece 'bilimsel'dir? Saf aklın temiz vicdanla buluştuğu noktada hakikatin en yalın hâli bakın ne söylüyor: "Deve tersi oradan bir devenin geçtiğine, yerdeki ayak izleri de bir yürüyene işaret ederken, vadi vadi yeryüzü, burç burç sema ve dalga dalga deniz, Latîf ve Habîr olan Allah'ın varlığına işaret etmez mi?"9

Dipnotlar
1. Hadîd, 57/25.
2. Râzî, Fahreddin, Mefâtihu'l-Gayb (Tercüme: Prof. Dr. Suat Yıldırım ve Arkadaşları), Ankara, Akçağ Yayınları, c. 21, s. 334.
3. İbrahim, 14/32; Hicr, 15/22; Nahl, 16/10, 65; Kehf, 18/45; Tâhâ, 20/53; Mü'minûn, 23/18...
4. Râzî, Fahreddin, Mefâtihu'l-Gayb (Tercüme: Prof. Dr. Suat Yıldırım ve Arkadaşları), Ankara, Akçağ Yayınları, c. 21, s. 335; Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul, Azim Dağıtım, c. 7, s. 436-437.
5. Râzî, Fahreddin, Mefâtihu'l-Gayb (Tercüme: Prof. Dr. Suat Yıldırım ve Arkadaşları), Ankara, Akçağ Yayınları, c. 21, s. 332–333; Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul, Azim Dağıtım, c. 7, s. 436–437.
6. Global Iron Connection Between Desert Dust, Ocean Biogeochemistry, and Climate, SCIENCE VOL 308 1 APRIL 2005
7. Bilim ve Teknik Dergisi, Haziran 1997, Prof. Dr. Cemal SAYDAM, Hamsi Aklı, s.68-74
8. 1 Tg = 1012 g = 109 kg, 1700 Tg = 1,7.1012 = 1 700 000 000 000 kg (1 trilyon yedi yüz milyar kilogram)
9. http://tr.fgulen.com/content/view/15743/3/
Kaynaklar
- www.soes.soton.ac.uk/staff/tt/

Salih Şeref DURAN-Sızıntı Dergisi

Yazar: 

Yorumlar