Torunundan Dedesine Mektup

Gül kokulu, nur yüzlü, canım peygamberim. Seni çok ama çok seviyorum. Sen de beni torunların Hasan ve Hüseyin’i sevdiğin gibi sever misin? Sen biz çocuklar için “evlat kokusu cennet kokusudur” demişsin. Cennette beraber olursak beni de koklar mısın? Hani torunların Hasan ve Hüseyin Sen’den bir deve istemişler ve sen de paran olmadığı için onlara deve alamamışsın. Fakat onları da kırmamak için yere çömelip “haydi binin bundan daha iyi deve mi olur” demişsin ya; benim babam da öyle yapıyor. Benim için at oluyor. Galiba böyle yapmayı senden öğrenmiş. 

Canım dedeciğim büyüklerimiz niye biz çocuklardan kendileri gibi davranmamızı bekliyorlar. Halbuki onların bizimle çocuklaşması gerekmez mi? Sen “çocuğu olan onunla çocuklaşsın” dememiş miydin Ya Resullullah.

Bazen büyüklerimiz bizden bir şey istiyorlar ve biz oyuna dalıp onların dediklerini yapmayı unutuyoruz. Hemen bize kızıyorlar. Oysa Sen yanında büyüyen Enes’ten bir şey istediğinde ve Enes unuttuğunda şöyle dermişsin.” Ne yapsın Enes? Onun elinde bir şey yok ki. Ona yapacağı işi Allah unutturuyor.”  Sen Enes’e hiç kızmaz, hiç vurmazmışsın. Bunu büyüklerimize de söyle dedeciğim. Bize hep kızıyorlar.

Dedeciğim ben camiye gittiğim zaman bazen sağa sola koşturuyorum, kendi kendime oyunlar oynuyorum.  O zaman bazı amcalar bana kızıyor. Oysa sen çocukları çiçek gibi görür severdin. Herkes kız çocuklarından utanırken, sen torunun Ümame’yi omzuna alıp onunla mescitte namaz kılmışsın. O amcalar niye seni örnek almıyorlar, niye biz çocukları camide istemiyorlar. O amcalara söyler misin bir daha biz çocuklara kızmasınlar.

Sevgili dedeciğim sen yolda gördüğün her çocuğa selam verir onlarla şakalaşır, onlar oyun oynuyorsa oyunlarına katılırmışsın. Hatta bir keresinde yarış yapan çocukları görüp onlarla birlikte koşmuşsun. Ama şimdi senin ümmetinden olan büyükler biz çocuklara selam vermiyorlar. Bizim oyunlarımıza katılmıyorlar. Onları sana şikayet ediyorum ya Resullullah.

Canım peygamberim duydum ki kuşu ölen bir çocuğa baş sağlığına gitmişsin. Ben de kuş alcam. Belki kuşum öldüğünde bana da gelirsin ve ben de seni görmüş olurum. Biliyorum ki sen 10.000 kişilik bir ordunun yönünü yeni doğum yapmış bir köpek ve yavruları rahatsız olmasın diye değiştirmiş bir peygambersin. Hayvanları da çok sever, onlara merhamet gösterirsin. Bu yüzden de alacağım kuşa çok iyi bakacağım canım peygamberim.

Gül kokulu peygamberim sen daha küçük yaştayken hem anneni, hem babanı kaybetmişsin. Bizim için çok büyük zorluklarla savaşmışsın. Taşlanmışsın, yaralanmışsın, günlerce aç gezmişsin. Bir keresinde oturarak namaz kılarken Ebu Hureyre sana sormuş: Ey Allah’ın elçisi hasta mısın? Sen de hayır açım diye cevap vermişsin.  Ben bunu duyunca çok üzüldüm. Ama biliyorum ki şimdi cennettesin ve ne istersen yiyorsun. O yüzden de çok mutluyum.

Ey Allah’ın elçisi ben Medine’ye Seni ziyarete geldim, Seni selamladım. Her gün o yeşil kubbenin altında Sana selam eyledim. Gördün mü beni  Canım Peygamberim. Sonra senin yaptığın gibi Medine’den Mekke’ye geçtik. Ama biz Sen’in gibi kavurucu çöl sıcaklarında ayaklarımız şişene kadar yürümedik,  günlerce aç susuz kalmadık. Sen ümmetin için, bizler için ne büyük sıkıntılar çekmişsin Ya Resullullah.

Sevgili Peygamberim okulda bize senin hadislerini öğretiyorlar. Ben onları öğrenince çok mutlu oluyorum. Bizim evin yakınında bir cami var. Ezan okununca senin adını duyuyorum daha da mutlu oluyorum. Mahzure’nin ezan okumasını dinlediğin gibi benim okuduğum ezanı da dinler misin Ya Resullullah. Belki Mahzure kadar güzel okuyamam ama sen bana güzel ezan okumasını da öğretirsin.  

Canım Peygamberim ben namaz kılmasını bilmiyorum. Hz.Ali’ye öğrettiğin gibi bana da namaz kılmasını öğretir misin. Bana imam olur musun?

Ey Allah’ın Resulu  16 aylık olan oğlun İbrahim öldüğünde çok üzülmüş, çok ağlamışsın. Hatta üzüntünü dile getirmek için karşındaki dağa seslenip “Ey dağ! Eğer bendeki üzüntü sende olsaydı, muhakkak yıkılıp gitmiştin” demişsin.  Şu an biliyorum ki oğlun İbrahim’le birlikte cennettesin. Orada hiç ağlama, hep gül. Sen ağlarsan ümmetin de ağlar Ya Resullullah.

Canım Peygamberim benim dedem ben daha doğmadan ölmüş. Ben onu hiç görmedim. Seni de görmedim. İnsan görmediği birini özler mi? Ama ben seni de, dedemi de çok özlüyorum. Dedemi de alıp rüyama girer misin. Ben uyumayı hiç sevmiyorum ama Senin rüyama geleceğini bilirsem hemen uyurum.

Sen ağlayan bir çocuk sesi duyduğunda asla dayanamaz, hatta namazını bile uzatmaz hemen o çocuğu merhametinle kucağına alırmışsın. Ben de bazen ağlıyorum ama benim yanıma hiç gelmiyorsun Ya Resullullah

Canım dedeciğim sen bir çocuğun elini tuttuğun zaman o çocuk senin elini bırakmadan, sen o çocuğun elini hiç bırakmazmışsın. Benim de elimi sımsıkı tut ve hiç bırakma.

Sen torunların için “Ey Allah’ım ben onları seviyorum. Senin de onları ve onu sevenleri sevmeni diliyorum” şeklinde dua edermişsin. Ben de senin torunun sayılırım. Benim için de aynı duayı eder misin Canım Peygamberim.  

“Çocuklarınızı çok öpün, zira her öpücük için size cennette bir derece verilir” demişsin. Annem ve babam cennetteki makamlarını yükseltip sana komşu olmak için mi beni bu kadar çok öpüyorlar. İnşallah annem babam cennette sana komşu olurlar. Onlar için de dua et Canım Peygamberim.

Sevgili Peygamberim hani Enes sana sormuş ya ahirette seni nasıl bulurum diye. O’na verdiğin cevapları not ettim. Ahirete gidince seni önce sıratta, sonra mizanda arayacağım. Eğer seni bu iki yerde bulamazsam Kevser Havuzunda arayacağım.  Beni orada bekler misin dedeciğim.  Seni orada bulup sana sarılmak, o pamuk ellerini binlerce kez öpmek istiyorum.

Torunun Yusuf
 

Yorumlar