Rahmet Zahmet Olmasın, Hanımlar Yorulmasın

Rahmet Zahmet Olmasın, Hanımlar Yorulmasın

İslam'da kadına belirli şartlarda (tesettürüne, iffet ve vakarına halel gelmeyen ciddi iş yerinde) çalışma hakkı tanınmıştır. Bediüzzaman Hazretleri; " Dinimiz ise; kadınların kendilerine terettüp eden asli vazifelerini ihmal etmemek kaydıyla, şartları uygun ve münasip olduktan sonra; onların eğitimlerine, öğrenimlerine, meslek sahibi olmalarına, ticaret yapmalarına ve buna mümasil faaliyet ve çalışmalarına bir kayıt koymamıştır." diyerek bu bahsi doğrulamıştır. Gel gelelim şu zamanda tesettür, iffet ve vakarı koruyarak, asli vazifeleri ihmal etmeden çalışılabilir yerler genele bakıldığında oldukça azdır.


Hadi diyelim bu şartlara uygun bir yer de bulundu. Gündüz işte yorulan "çalışan kadın" ın eve geldiğinde dinlenecek vakti olmaz, yemek yapılmalıdır, ardından bulaşık, varsa çamaşır-ütü. Bunlar bittiğinde günün yorgunluğu çökmüş olacağından eşine ne kadar zaman ayırabilir, ya da bu zamandan ne kadar hayır gelir... Hele çocuk sahibi olunduğunda işler iyice karışır; annesini gündüz göremeyen çocuk akşamı iple çekip yinede annesinin kendiyle beklediği gibi (istese de)  ilgilenemediğini gördükçe daha da hırçınlaşıp ağlayacak, bu da işleri iyice içinden çıkılmaz bir hale sokup,"yıpranmış kadın" modelini gözler önüne serecektir.


Kar,kış demeden sabahın nurunda küçücük bebeğiyle yollara dökülen annenin hislerini ben bilemem belki ama o soğukta yavrusunu evden çıkarmak istemeyeceğini  ya da gözünden sakındığı evladını bir bakıcıya emanet ederken bir parçasının kopup orada kaldığını tahmin edebilirim. Doğum izni biten annenin işe gideceği ilk günün dramı hiç bir filmde yoktur; anne ağlar, bebek ağlar.


Ya eşle olan durum,aradaki muhabbet? Birçok insanın evlendikleri ilk zamanki "aşkı,sevgiyi" bulamadığını söyleyip boşanıyor olmasında acaba  bir nebze olsun bu mevzunun payı yok mudur? Gününü çalışarak geçirmiş,belki patronuyla gerginlik yaşamış, belki işlerini bitiremeden eve geldiği için aklı ister istemez dosyalarda kalmış, dahası eve gelip ayaklarını uzatamadan başka işe güce giriştiğinden haklı olarak bitap düşmüş bir hanımla, evinde huzurla gününü geçirmiş,dingin bir hanımın eşini karşılaması yüksek ihtimal aynı olmayacaktır. Hz.Ali (a.s.) ;"Yorgun bir koşuşturmanın ardından gelip Fatıma'ya baktığımda bütün gam ve üzüntülerim gidiyordu." buyurduysa Hz.Fatıma annemiz kim bilir onu nasıl güler yüzle karşılıyordu diye bir durup düşünmeli...


İslamiyet'te geçim yükü erkeğin sırtındayken (baba-eş) bunca yorulmak istemiyorum diyen hanım kardeş, haklısın. Ayet-i Kerime'de buyrulduğu gibi "Annelerin yiyecek ve giyeceği gücünün yettiği ölçüde çocuğun babasına aittir" (el-Bakara, 2/233).


Biz biliyoruz ki bir hanımın en huzurlu olduğu yer yuvasıdır, bu sebepledir ki bir çok kadın 2-3 gün evinden uzak kalsa evini özler. Çalışma yükü sırttan indirildiğinde zaman genişler, yapılması gerekenler keyfe döner. O şefkate muhtaç yavrucak, o mühim emanet, annenin koynunda büyür, vakitsizlikten ve yorgunluktan muhtemelen aksatılan birçok ibadet yeniden hayat bulur. Belki artık o ev gündüz sohbetlerin yapıldığı, bolca Kur'an-ı Kerim ve Risale'lerin okunduğu bir mescit,akşam bey geldiğinde güler yüzlü hanım ve yavrusunu görüp tüm yorgunluğunu attığı bir cennet köşesi olur.


Aile toplumda bunca önemliyken ve hanımın çalışıyor olması dinamikleri bu kadar yerinden oynatıyorken aileyle ilgili Üstad Bediüzzaman'ın sözleri tiryaktır, ilaçtır;


" Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cem'iyetli merkez ve en esaslı zenberek ve dünyevi saadet için bir Cennet, bir melce, bir tahassüngah ise; aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimi ve ciddi ve vefadarane hürmet ve hakiki ve şefkatli ve fedakarane merhamet ile olabilir. Ve bu hakiki hürmet ve samimi merhamet ise; ebedi bir arkadaşlık ve daimi bir refakat ve sermedi bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hududsuz bir hayatta birbiriyle pederane, ferzendane, kardeşane, arkadaşane münasebetlerin bulunmak fikriyle, akidesiyle olabilir."


Bunları niye mi dedim, bunları önce kendi nefsime, çalışan bir annenin kızı olup çalışmanın eşiğinde olan bir hanım kardeşiniz olarak söyledim.  Hz. Ali ve Hz. Fatıma evlendikten sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.), evin içindeki işleri Hz Fatıma’ya, dışındaki işleri ise Hz Ali’ye vermiştir ve Hz. Fatıma işlerin bu şekilde bölünmesinden çok sevinerek şöyle buyurmuştur: "Resulullah’ın, beni, dışarıda yabancı erkeklerle karşı karşıya getirecek olan işlerden uzak tutması beni çok sevindirdi." Annemiz böyle söylüyorsa muhakkak hayırdır dedim, zahmeti rahmetinden çoktur diye dedim.
 

yazar:özge öztürk

Selam ve dua ile...

Yorumlar

Selamun Aleykum Makedonya

Selamun Aleykum Makedonya baskenti Usküp'ten yaziyorum..Guzel gonlunuze saglik Rabbim hizmet-i Kuraniyede muvaffak kilsin insaAllah..Yazinizi okurken gozyaslarimi tutamadim cok dogru yazmissiniz..ben calisan bir anneyim Allahim ve ana yuregim bilir acisini -Kar,kış demeden sabahın nurunda küçücük bebeğiyle yollara dökülen annenin hislerini " yazmissiniz ya SonrA- Gündüz işte yorulan "çalışan kadın" ın eve geldiğinde dinlenecek vakti olmaz.. ah cekerek yaorumumu yaziyorum tipki ifade ettiginiz gibi halimiz yaman 10 aylik bebegimi sicacik yatagindan aliyor yollara cikiyorum,isimde rahat degilim aklim bebegimde yedi mi uyudu mu???..eve gelince ev islerim beni bekler bebegimle mi ilgileneyim aklimda ve icimde yuk olan islerimle mi ilgileneyim...boyle iste karma karisik bir durum..ev islerini bitiremeyince sinirimi bazen kabahati olmayan esime dokuyorum Allahim kurtarsin..
Maiset derdi cok rahmetimizi zahmete tebdil eyledi..Allah dogru kararlar vermemizde yardimcimiz olsun insaAllah.. bu guzel yaziniz icin tekrar tesekkur ediyor her harf icin amel defterinize sevab yazilsin insaAllah.. dua eder duanizi beklerim...