Fakat iç mimarlık yuva yıkıyor!

Ahlaksız ticaret, ilkesiz politika, faydasız ilim, emeksiz zenginlik, vic­dansız haz ve çilesiz dindarlık varsa ‘‘hedonizm, egoizm ve komfortizm” sosyal hastalıkları kültürel değerlerimizi yıkıyor maalesef…
 
Yandaki duvar kağıtları vesilesiyle hatırladık da alıntılayıp uyarmak istedik. Çünkü bizim de buradan yaptığımız bazı haberler, yanlış yönelimlere sebep olabilir, okurlarımızı yanlışa itebilir diye düşündük.
 
Allah ömür versin Prof. Nevzat Tarhan, "İçki, kumar ve iç mimarlık" diye vurgulayıp bu üçünü yuva yıkıcı olarak niteliyor.
 
Hani haksız da değil. Son yıllarda dengesini kaybeden nice aileler, kişilikler görüyoruz. Başörtüsü mü­cadelesinde nice yavrucak gözyaşı dökmüş, hayatları kararmışken, bugün bazı densizlerin onu mo­daya kurban edip defileler düzen­lemeleri ne kadar utanç vericiydi, hatırlarsınız.
 
Prof. Tarhan da bir mobilya mağazasında kocası ile kavga eden çarşaflı kadını görünce çok etkilenmiş. Sonra şu özetledi­ğimiz yazıyı yazma ihtiyacını hissettmiş.
 
"Sade yaşamanın güzelliğini kaybeden bir kültür bizim kültürümüz olmazdı.
 
İç mimari mesleği ile uğraşanlar yanlış anlamasın­lar ancak mesleklerinin bazı risklerini onlara anlatmak istiyorum.
 
Özellikle iç mimari ve tasarım üretiminde önde olan İtalya, İspanya’nın süratle krize yönelmesi bazı sosyal hastalık­ları bize hatırlattı.
 
Bu üç sosyal hastalık ailede ve ülkede ekonominin çöküşü­nün görünmeyen psikososyal nedenidir.
 
Batının “Hedonizm, Egoizm ve Komfortizm” hastalıkları çöküşün işaretleri olarak düşünülmelidir. Bu sosyal hastalık belirtileri bizde de çokça rastlanır oldu.
 
Zevkçiliği, bencilliği ve kişisel rahatını yücelten bireylerin çoğunlukta olduğu hiçbir aile mutlu olamaz, hiçbir kurum devam edemez ve hiçbir top­lum ayakta kalamaz.
 
BU ÜÇ HASTALIĞIN SONUCU...
 
İnsanların tembelleşmesi, lüks ve eğlencenin yüceltilme­si, görev ve sorumluluk duygu­sunda azalma olması, israfın, aç gözlülük ve doyumsuzluğun yaygınlaşması, sosyal ilişki­lerde saygının ve empatinin değerini yitirmesi, bencilliğin teşvik edilmesi sonucu toplum da bazı değerler geriler.
 
Sevgi, saygı, güven, merha­met ve sorumluluk değerleri zarar görür.
 
Halkın düzene sevgi ve gü­veninin zayıflaması ile birlikte toplumda adalet ve dürüstlük duygusunun gerilemesi sonucu gelir dağılımının bozulması ortaya çıkar.
 
Ahlaksız ticaret,
 
İlkesiz politika,
 
Faydasız ilim,
 
Emeksiz zenginlik,
 
Vicdansız haz ve Çilesiz dindarlık varsa “hedonizm, egoizm ve komfortizm" sosyal hastalıkları bu değerleri bozmuş demektir.
 
KREDİ KARTI TUZAĞI
 
Kredi kartını hazır nakit gibi algılaması ve kredi kartına taksit adı altında tuzak uygulamalar alış veriş çılgınlığını teşvik ediyor. Karşılıksız sermaye olan kredi kartlarının bankaların gelirlerinin dörtte birini karşılaması tesadüf değildir.
 
Tüketici davranışını etkileyen sosyal hastalıklar insanda temel özdenetim mekanizması olan “İstek ve ihtiyaç" dengesinin bozulmasına sebep oluyor.
 
Hoşuna giden bir kıyafet, ev eşyası, kişiye özel tuzaklan ihtiyacı olmayan şeyi almamız sonucunu doğuruyor.
 
Yetinme duygusu yani kanaat hissini zedeleyen modern yaşam tasarruflu yaşamayı eski kafalı olmak olarak sundu.
 
Yemeyeceksen, harcamayacaksan. Neden kazanıyorsun?" diyen eşler şirketleri batırmaya devam edecekler.
 
Hatta bir genç çalışanımız iyi maaş aldığı halde işten ayrılmıştı. Kalite standartları gereği neden ayrıldığını öğrenmek istedik ve sorduk aldığımız cevap ağzımızı açık bıraka.
 
25 yaşındaki genç, “Burada iyi kazanıyorum ama harcamaya zamanım olmuyor neden çalışayım ki?" demişti.
 
Amacı yemek içmek ve eğlenmek olan T kuşağı gençlere insani değerleri öğretmek ve yüksek idealler vermekten başka çözüm gözükmüyor.

Yorumlar