Evli Hanımın Beyine Borcu


Evli Hanımın Beyine Borcu
 
 

Cennet’in yollarını Fizan’dan geçer sandın.
Yanı başında idi uzaklarda arandın.  

&

Kalbinde îman ve işinde ihlâs olan her hanım, hizmetlerini ibâdet şuuruyla gerçekleştirir. Evine, beyine ve çocuklarına hizmetinin, kendisini cennete götüren huzurlu bir yol olduğunu da iyi bilir. 

Yemeği pişirirken, evi süpürürken, gömlekleri ütülerken, tuvaleti ovarken, çamaşırları katlarken, hep aynı maksat: Niyet ettim Allah rızâsı için dikiş dikmeye. Niyet ettim Allah rızâsı için çorbayı pişirmeye. Niyet ettim Allah rızâsı için yerleri silmeye… Bu ne hoş bir gayret, ne tatlı bir terapi ve ne güzel bir tevâzû örneğidir. Allah kabul eylesin. 

İnançlı bir hanımefendi, gücü yettiği kadarıyla, evinin hizmetçisi olmaktan rahatsızlık duymaz. Bilakis bu onu memnun eder ve rahatlatır. “Ben temizlik yapmak zorunda değilim, hizmetçi tut! Ben bebeği emzirmek zorunda değilim süt anne ayarla!” demek sûretiyle beyine diklenmek, ancak İslâm’ın özünü kavrayamamış, Hazreti Fatıma’nın hayatından örnek alamamış ham kadınların tavrı olabilir.  

Hâsılı bir evin işlerini güzelce çekip çevirmek, bunu yaparak beyini ve çocuklarını ferahlatmak sadakadır; fakat bu hayrı dahi bir ölçüyle yapmak gerekir. Zîrâ ölçü kaçar da aslî vazife unutulursa, huzursuzluk baş gösterir. O halde, çok kritik bir soruyu hiç çekinmeden sormak gerekir: Nedir evli bir hanımın aslî vazifesi? Nedir bir hanımın beyine ödemesi gereken en önemli borcu? 

Bu soruya herkesin farklı bir cevabı vardır. Kimi çoluk çocuğun terbiyesi, der. Kimi yemek pişirmek, diye cevaplar. Kimi ele güne muhtaç olmamak için çalışıp para kazanmak, böylece beyine destek olmak, diye ifade eder; fakat hep etrafında dolaşılan ve çoğu zaman ıskalanan hakikat, bunların hiçbiri değildir. O halde asıl cevabı da hiç çekinmeden vermek gerekir: 

Bir hanımın beyine en büyük borcu, onun mahrem ihtiyaçlarını gidermesidir. Bunu yaparken, aşk ile tam bir kadın olmalı ve bir ibâdet şevkiyle dolmalıdır: Niyet ettim Allah rızâsı için beyime sükûnet katmaya… 

Yaratılışı gereği aşırı titiz olanlar dışında hiçbir erkek, evdeki azıcık tozu dert etmez. Hem hiçbir erkek, dip köşe temizlik yapıp ikide bir belini ağrıtan bir hanımı olsun istemez. Üstelik fıtratı bozulmamış bir erkek hanımının parasıyla ev geçindirmekten de haz almaz. Zaten hiçbir erkek bütün enerjisini işyerinde tüketerek eve gelen, yorgun ve asık suratlı bir hanımdan hoşlanmaz. O halde esas vazîfeni unutma. Bütün enerjini lüzumsuz yorgunluklarla tüketip de akşam beyine kapıyı virâne gibi açma. 

Temizlik îmandandır, elbette temiz ol; fakat halıları parlatacağım derken kendi ışıltını ve kokunu yitirme. On çocuk da doğursan, ırgatlık da yapsan, kadın kal. İnsanlık hâlidir, hastalanıp güçten düşebilirsin. O vakit, eğer sıhhatli zamanında gereğini yapmış isen, muhatabından biiznillah anlayış görürsün. Yine de bir an evvel toparlanmaya çalış. Kendine iyi bakarak, devânı arayarak, çabucak iyileşmeye gayret et. Gerekirse bütün gün uyu; fakat akşama gözlerin açık, bedenin dinç, gönlün şen olsun. Zîrâ yaratılışı gereği çok sabırlı olan birkaçı dışında hiçbir erkek, hanımının uzun süreli hastalığına ve uyuklamasına dayanamaz. Bu gerçeği saygıyla ve anlayışla kavra.  

İbâdete düşkün hanımlara, şunları hatırlatmak lâzımdır. Nâfile ibâdet sâdece namazdan ibâret olmadığı gibi, gece ibâdeti de teheccüdle sınırlı değildir. Akıllı bir hanım, öncelikle beyinin mahrem hakkını teslim ederek sevgisini, saygısını ve rızâsını kazanır, sonra iç huzuruyla diğer nâfile ibâdetlerine devam eder. Beyinin huzur içinde uyumasına sebep olan bir hanım, ne kadar kıymetlidir.  

Günâha girmekten ve nâ mahreme bakmaktan şiddetle sakınan bir beyefendi, hanımının yardımına muhtaçtır. Üstelik böyle biri, “İffetli adam” vasfı taşıdığı için, memnun edilmeye de pek lâyıktır. 

Günâha girmeye meyyâl, zaafı kuvvetli bir bey ise hanımının yardımına daha büyük bir şiddetle muhtaçtır. Hele bu adam, öyle veya böyle kendini günahtan koruyamamışsa, o vakit desteğe ve korunmaya temelli mecbur kalmış demektir. 

Bazı hanımlar, bir sebeple kırıldıkları beylerini, onların meşrû taleplerini geri çevirerek cezâlandırıyorlar. Hayır. Sebep ne olursa olsun, böyle davranan bir hanım ancak, nefsine ve şeytana uyarak durumu daha büyük bir çıkmaza sokmuş olur. Elbette yanlış yapmış adama iyilik etmek, nefse son derece ağır gelecektir; fakat hataya daha büyük bir hata ile karşılık vermek de hiç kimseye sevinç getirmeyecektir. Helâlini günlerce hatta aylarca hakkından mahrum bırakan bir kadın, bir an evvel yaptığının zulüm olduğunu görmelidir. Herkes kendi sorumlulukları husûsunda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırsa, problemler azalır.  

Bir de beyinin sürekli talebinden bunalıp dertlenen hanımlar var ki onlara da şu soruları sormak lâzım: Ey mübârek hâtun! Beyin seninle ilgileniyor, seni beğeniyor, seninle rahata ereceğine inanıyor da Allah’tan dert mi arıyorsun? Seni değil de başka bir kadını mı talep etsin istiyorsun? Mâdem bu ihtimâli duyunca bile gözlerin yuvalarından fırlıyor, niçin gayret etmiyorsun? Niçin sana ihtiyaç duyduğu vakit beyine örtü olmaya üşeniyor, tembelliğinin ve ihmâlkârlığının adını naz koyuyorsun? “İki elim kanda olsa gelirim, yeter ki sen çağır beni efendim”, demen gerekirken, senin bu yaptığın şımarıklık ya da bencillik değil midir? Ha susamış bir yavru kediyi susuz bırakmışsın, ha beyinin talebini karşılıksız, ne fark eder? Onu anlamsız bir huysuzlukla reddederken, bir erkeğin reddedilmekten ötürü duyacağı değersizlik ve huzursuzluk hissini bu sebeple sana karşı duygularının ne şekilde hasar göreceğini ve aynı sebeple Allah katında gireceğin vebali hiç mi düşünmüyorsun?  

Allah için doğruyu söylemeli: Beyler, hanımlarından aslî vazifeleri dışında çok fazla bir şey istemiyorlar. Diğer talepler genellikle hanımlardan geliyor. Halbuki evcilik oyununu lüzumsuz isteklerle zorlaştıran kaprisli birer çocuk değil, neşe katan, onore eden, rahatlatan birer hanımefendi olmak lâzım. 

Bir hanımın ev içi mahrem hizmetlerini en önemli mesâisi olarak görmesi ve bu mesâilerinde her zaman hazırlıklı olarak ibâdet şuûruyla tüm hünerini sergilemesi şarttır. Dış hizmette ayrı, ev hizmetinde ayrı, mahrem alandaki hizmette apayrı bir aşkla dâim olmak mecbûriyyeti vardır. Aklı başında, îmânı döşünde her evli hanım, kendisini, helâlinin muhafazasına adamalıdır.  

Bir hanım, beyinin televizyon başında uyuyup kalmasından şikâyet etmek yerine, emek verip televizyondakinden daha ilgi çekici bir program hazırlamalıdır. Ve beyini internet sitelerinden alamayan bir hanım, dönüp büyük bir samimiyetle, “Acaba ben beraberce dalgalanacağı, coşacağı ve durulacağı bir derya olamadım da beyim o sebeple mi bu bataklıktan çıkamıyor?” diye sormalıdır. 

Böylesine çetrefilli ve zor bir zamanda, lüzumsuz naz (!) ların sırası değil. Çocukların sofrada doyması ne kadar gerekliyse, beylerin de hanımlarının sînesinde huzur bulması o kadar mühimdir. Ruhlar helâl dâirede sükûnete erdiği, böylece günahlar dökülüp cennet yolunda mesâfeler katedildiği sürece, bu topluma kimse zarar veremez.  

Şimdi, daha fazla gecikmeden her hanım, şükran ve hürmet duygularıyla tebessüm ederek helâline bakmalı, her bir vazifesini şevkle ve memnûniyetle yerine getirerek şunu tekrarlamalıdır: Cennet’in yollarını Fizan’dan geçer sanma, yanı başındayım gel, başka yerde aranma. 

Allah yuvalarımıza cennet huzuru, nesillerimize kulluk şuûru ihsan eylesin. Âmin. 

Yorumlar