Cevap eklenmemiştir
Offline
Son giriş: 19/10/2019
ÜÇ ALEMİN

 

FOTOĞRAF KARESİ


İnsan düşünce gücüne göre hayatına şekil verir, hisseder ve yaşarmış.

Aklım, kalbim ve ruhum, beden ilmini yer ve gökte, dağda ve taşta

 her yerde okumaya çalışıyordu.

Her âlem de ve her kelam da, ince manalarla öyle işaretli ip uçları tayin

edilmişti ki, her şeylerin hakikat cevherini, meydana getirilen 

sebepleri okuyabilmekti.

Bu dünya hayatı bir sinema salonu ve belirli saatlerinde kafile halinde 

gelip giden gezginlerin uğrak yeriydi. Seyir halinde oynayan fotoğraf kareleri, 

suretlerin şekil ve olay dizelerini anlatıyordu.

Pir Sultan Abdal'ın dediği gibi;
"Seyyah olup şu alemi gezerim,
Bir dost bulamadım gün akşam oldu.
Kendi efkarımca okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu."



Bazen öyle anlar oluyordu ki, Yaşanan fotoğraf kareleriyle yüzleşmeye 

yenik düştüğüm vakitler, istiğfar sahilin de yüzme gayreti,

 endişe kuyusuna düşmekten biraz olsun uzaklaştırıyordu.

Cefanın karanlığına hapsedilmiş vesvese,
tereddüt ün çelmesine çok kolay düşüyordu.

Bazen alevli bir anda, bazen anılarda, sineye saplanan okların yaydığı akım, 

 yaşama isteğimi alıp götürdüğü anlar.

Bedenin her bir hüceyratın ihtiyat rızkını taşıyan bir mahzen olduğu

 ve bir bekçisinin olduğunu bilmekte; yine de bazen kedere kapılmak taydım.


Bazen içimdeki ses ve gölgeler bir birine karışıyor, 

kuzular ve kuzucukların melemesi, sahibinin hoşuna gidiyordu.
o kareyi anladığımda, huzurun bahçesinde, sahibinin sevdiği bir kuzu olmak.

Gayet intizam ve mizan ile ve nihayetsiz hikmet ve inayet ile 

vakti vaktine yaşayacağım program, kader resmim di.

Elimde sadece beden şehri sakinleri ile yaşam çizelgesi vardı.
Her birinin nizamı, mizanı  ayrı ayrı tasvir edilmişti.
Bir şey taleb etmeme gerek yoktu. Her an her dakika

 muhtaclığım ve İktidarım ve İhtiyaçım kadarı ulaştırılıyordu.

Beden şehrin sakinleri, iki ayrı kareden hayatın devamını takip ediyordu.
Resim ve fotoğraf kareleri, temel anlamlarında bu sözcük birbirinden 

tamamen farklıydı.


Evvel-âhir, kader kalemi ile çizilen çekirdeğin programı, Resim sanatı.

Özlem, duygu ve düşüncelerin estetik kurallar çerçevesinde doku özellikli

eğitsel bir yapı.


Fotoğraf ise kendi teknolojisindeki teknik gelişmeler kullanarak,

yaşamda anılar ve anı yakalayan kesitlerin gözlemcisi, şim şak.



Bur da öğrendiğim şey, beden şehrin merkezi olarak ifade edilen kamera,

 irade hükmünde iş görüyordu. kendi eksininde istediğini bir saniyede 

fotoğraflıyordu.

Bir görüntü, bazen tek bir kare, bir hikaye anlatır. Hayatın farklı evrelerini çağırır.
Bazen de bir anıyı hapsedilebilir fotoğraf karesi.

Fotoğraf nasıl ki fotoğrafçıyı anlatır,
fotoğrafa bakanın hayat bilgisi, objektife düşen bakış ve nazar-ıydı.

Hayat bir oyun değildi.
Her an, her saniye, elinde üç zaman aşamalı bir film. 

Senaryosu yazılmış, çizilmiş, kurgusu hazırlanmış. Seyirciye düşen izlemek.

Beden Şehrin sakinleri işte öyle çizilen resmi hayata geçirip yaşamalarıydı.
Günlük anı fotoğrafları, hatıra ya saklanan karelerden nasıl ne kadar,

 etkilendikleri ve tutunduklarını anlatıyordu.


Akılda kalıcı olan güzel kareler, ruhun ve hislerin tatlı lezzeti, fikrin temiz olması

 ile alakalıydı. Her insan kendi aynasının rengine göre görmekteydi.


Unutmayalım ki, hayatta her şey zıttı ile karşımızdaydı.

Fotoğraf kamerası olan irade, zıt karşıtı tereddüt insanı yeise düşüren

 öldürebilen nesneydi.

Hızlı düşünemeyen beden sakinlerinden dimağ, neticeyi anlayana kadar 

his ve duygular mefluç olabiliyordu.

 Umut, ümit, yeis ve can sevgisinin, zıt karşıtı;
(Sefalet, hastalık, üzüntü, ölüm korkusu) en büyük zaafla seni fotoğraf

 karesinin içine hapsetmiş olabiliyordu.


Filmi devamlı geriye sarmak, acı hatıraları, haykırışlara çevirebilirdi. 

Geçmişten gelen kareler, kalbe hüznü getirdiğinde, ulvi düşüncelere

 yönlendirmek iradenin göreviydi.


Hüsran ve nusret arasında arzular ürkekleştikce, inançın renğine göre 

şehrin sakinleri, başka başka pencerelerden seyir halde olabiliyordu.

İletişim aracı olan hava unsuru, Boğazdaki kuşçuk, Kulağına üflenen fısıltı, 

genzi sızlatan rüzgarın kokusu, hava zerrecikleri, iletişim yollarıydı.

Kader kalemin çizdiği eseri okuya bilme,
Nefsin sesini duya bilme, günahın kokusunu alabilme, 

baş yapıt olan beden sakinlerini sevmenin yolu,

 öğrenmek olduğunu gösteriyordu.

Gel git lerin yaşandığı hava aleminde, durgunluk, esinti, bazen şimşek ve 

gök gürültüsü, beden şehrinde yaşanan utangaçlık ve şüpe, 

savrulmuş duygularda yaşanan fırtınalardı.


Rüzgarın esintisine kapılan bir nefes, Öfke ve coşku nöbetini, 

gözün akı sedefin beyazlığı ile dolu dolu, seyyahın bu alemde yaşadığı kararlardı.


Ruhu türlü cefaya maruz bırakan  gurur.
Beğenilme merakı ve hodgam hevesat lar, hava kuşçuğu nu,

vurdum duymaz, uçamaz hale getiriyordu.

Pir Sultan Abdal sözü ile başladık. Efkarımızca okuduk, 
yazdık.

yine onun sözü ile bitirelim.

"Gidenler Gelmedi Bir Haber Alam
Abdal Oldum Çullar Geydim Bir Zaman
Bir Dost Bulamadım Gün Akşam Oldu."



Ey beden şehrimin sakinleri, dünya menzilinde bir dost yoktur.

Topraktan geldin toprağa gideceksin.

Başın alev alev yandığında, gözlerin gecenin soğuk beyazında,

 sıcak bir kucak aradığında,

İşte o vakit şehrin duvarları yıkılıp toprağa karışacak ve

 yalnız ruhun, yücelere ulaşacaktır. 

 
 
 
F

Yorumlar

(X)
Kapat
-->