5 mesaj [Son gönderi]
Offline
Son giriş: 26/05/2011
MİHRİMAH SULTAN ( Güneş ve Ay )

Bir aşk hikâyesi

Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister. (Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsça'da

"Güneş ve Ay"

anlamına gelir.) Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa, diğeriyse Mimar Sinan'dır. Padişah kızını Rüstem Paşa'ya verir. Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan'a deliler gibi âşıktır. Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. Üsküdar'a, -elbette Saray'ın isteğiyle- 1540 yılında, Mihrimah Sultan Camii'nin temelini atar ve 1548'de bitirir. Derken, bu defa padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı'da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul'un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan için. Cami küçücüktür; minaresi otuz sekiz metredir. Kubbesi üzerinde161 pencere ile içerisi aydınlanmaktadır.

İşte, bu iki cami, Mihrimah Sultan'ın aşkına adanmış iki eserdir.

Gidin, Edirnekapı ve Üsküdar'daki camileri aynı anda görebileceğiniz bir yer seçin. Ve 21 Mart'ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. 21 Mart, Mihrimah Sultan'ın doğum günüdür. Şöyle bir manzara görürsünüz: Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar'daki camiinin ardından ay doğar. Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay. Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır?

Yorumlar

Offline
Son giriş: 26/05/2011

ben bunun hikayesini güzel anlatımıyla İskender Pala dan dinlemiştim çoook naif bir aşk hikayesidir "aşk dillendirmemektir" dillere düşmeden sevmek...

Offline
Son giriş: 26/05/2011

Aşk dile kolay bir hadise...dinizimde bile aşk belası diye tabir ediliyor.hatta aşkını gizleyip iffetini koruyupta ölen kişiye şehit sevabı verilir diye bir hadis olduğu söylenmektedir.
Sevgili editörüm bu hadisle ilgili bir bilgi vermeniz mümkün mü?

editor (editör)
Offline
Son giriş: 26/05/2011

 DEĞERLİ KARDEŞİM...

 

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: "Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir." (bk. Kenzu’l-ummal, h. No: 6999-7000; Hakim, Hatib) "Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar." (İbni Asakir)


Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah işlememeye sabretmek, çok sevaptır. Çünkü genel olarak sevgi insanı kör ettiği için, insanın kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Ümmetimin üstün olan kimseleri, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza edenlerdir." (Deylemi)

"Aşkını gizleyip iffetini muhafaza ederek ölen şehittir" mealindeki hadis, Hz. Aişe ve İbn Abbas’tan gelen rivayetlere dayanmaktadır

Bu konudaki rivayetleri zayıf gören alimlerin yanında sahih kabul eden alimler de vardır(bk. El-Makasıdu’l-hasene, 1/658).

Bilindiği üzere, aşk denilen aşırı sevgi duygusu, duygusal şehevî arzulardan çok farklı bir gerçektir. Genellikle aşk, kişinin iradesi dışında, insanın kalbine-davetsiz misafir olarak- gelip yerleşen bir olgudur. Bu işte, muhatabın gerçek güzelliğinden ziyade, gönlün kabulüne göre izafî bir güzellik söz konusudur. Gözü kör olan aşkın cazibesine kapılan kişinin gözünde, sırf sevgilisinin güzelliği vardır. Bazen cinnete varan bir durum söz konusu olabilir ve akıl tamamen bloke edilebilir. 

İnsanın iradesi dışında gelip kalbini kemiren aşk olgusu aynı zamanda –imtihanın bir versiyonu olarak- bir nevi kalbî/ruhî bir hastalık olarak da kabul edilebilir. 

Bir hadis-i şerifte “iç hastalıklarından ötürü ölen kimse şehittir”(Kenzu’l-Ummal, h.no: 11191) buyurulmuştur. Deyim yerinde ise, bu hadisteki iç hastalıklar organiktir. Aşktan dolayı oluşan iç hastalık ise ruhî/kalbîdır. Aşka, kalbî/manevî olmakla beraber bazen insanın kemiklerini eritecek kadar organik hastalıklara da sebep olabilir.

Bazı rivayetlerde “gizleme” kaydı yoktur. Fakat bütün rivayetlerde “iffeti koruma” kaydı vardır. Bu da gösteriyor ki, aşkın en belirgin özelliği, nefsânî değil, kalbî olmasıdır.

 Maddî ve manevî “iç hastalıklar” ortak paydasında birleşen bu iki hastalığın da aynı sonuç doğurması en makul olanıdır. 

Aşkın bu meziyetinin önemli bir sebebi de, iffetle devam ettiği takdirde, zamanla sahibini gerçek vuslata kavuşturan bir araç olmasıdır. 

Pek çok âşık, maşukunun üzerindeki fanilik damgasını gördükten sonra, Hz. İbrahim gibi “Ben biraz görünüp, arkasından kaybolan fani maşukları sevmem” demiş, mecazî sevgililer yerine hakîkî sevgili olan Allah’a yönelmiştir. İnsanın gönlünü fanî sevdalardan alıp, bakî bir yâre sevdalı yapan aşk gibi nuranî bir iksir, içinde şahadet şerbetini barındırmaya sezadır.

Ayrıca aşk, genellikle, muhatabın güzelliğine bakmaksızın ve insanın iradesi dışında gönülde meydana gelen coşkun bir sevgi potansiyelidir ki, bir açıdan –imtihan için verilen- bir musibettir. Böyle bir sevgi potansiyelini hazmederek, onu nefsin kötü emellerine alet etmeden sabreden bir kimsenin bu tavrı Allah’a olan saygısının bir yansımasıdır. 

Allah’ın rızasını kazanma adına, belki de en zor bir musibete katlanmış, en zor bir imtihana tabi tutulmuş, en meşakkatli bir hayata talim etmiş bir kimsenin bu fedakârlığına karşı, Rahman ve Rahim olan Allah’ın kendisini bir nevi şahadet rütbesiyle taltif etmesinde garipsenecek bir şeyin olmadığını düşünüyoruz.

Suda boğulan, yıkım altında ölen, iç organların hastalığından ölen kimseler de birer şehit kabul edilmiştir. Şüphesiz, bu gibi kimselerin şehitlik mertebesi, Allah yolunda cihat ederken öldürülen kimsenin kazandığı şehitlik mertebesiyle aynı değildir. Velayetler arasında mertebeler olduğu gibi, şehitlikler arasında da dereceler vardır.

DUA İLE...
Offline
Son giriş: 26/05/2011

ALLAH razı olsun editörüm çok güzel bir açıklama...

Offline
Son giriş: 26/05/2011

Ben de  sizlere  Rahmetli  Sabriye  teyzeden  bahsetmek  istedim.. Abisine  olan  saygısından ( abisi  evlenmediği için ) evlenememişti.Gençlik  yıllarında, sevdiği de  onu  fazla  beklemeden  başka bir hanımla evlenmiş.Sabriye  teyzecikte  daha sonraki  yıllarda, kimseleri  sevemiyor ve  evlenmiyor. Onu  tanıdığımda 60  yaşlarındaydı. Melek gibi bir hanımdı.Dindar,cömert, iyiliksever, hiç  kimseleri  kırmayan ve bir erkek gördüğünde de yüzü  kızararak  kaçan  şekermi  şeker  biriydi..Rahmetli  babam, o nun için  bu  kadın  cennetlik  derdi.Hepimiz  onu  çok  severdik. Allah  gani  gani Rahmet eylesin, Nur  içinde  yatsın..' Aşkını gizleyip, iffetini  muhafaza  ederek  ölen şehiddir' hadisini  okuyunca, aklıma  o  rahmetli  teyzecik  geldi  ve  sizlerle  paylaşmak  istedim...

Kullanıcı girişi